Turkish Vocabulary
Click on letter: GT-Google Translate; GD-Google Define; H-Collins; L-Longman; M-Macmillan; O-Oxford; © or C-Cambridge

GT GD C H L M O
a

GT GD C H L M O
abbie

GT GD C H L M O
abnormal /æbˈnɔː.məl/ = ADJECTIVE: anormal, olağandışı; USER: anormal, anormal bir, normal, olağandışı

GT GD C H L M O
abominable /əˈbɒm.ɪ.nə.bl̩/ = ADJECTIVE: iğrenç, tiksindirici, berbat; USER: iğrenç, iğrenç bir, menfur, abominable, tiksindirici

GT GD C H L M O
about /əˈbaʊt/ = PREPOSITION: hakkında, ilgili, konusunda, dair, etrafında, üstünde, orada burada; ADVERB: yaklaşık, takriben, etrafına, hemen hemen, aşağı yukarı, aksi yöne; USER: hakkında, ilgili, yaklaşık, ile ilgili, konusunda, konusunda

GT GD C H L M O
above /əˈbʌv/ = ADVERB: yukarıda, önce, daha çok, cennette; ADJECTIVE: yukarıdaki, sözü geçen; PREPOSITION: üzerinde, üstünde, üzerine, yüksek, üstün, öte; NOUN: yukarıda olan şey; USER: yukarıda, üzerinde, yukarıdaki, üstünde, yukarıda bulunan

GT GD C H L M O
accuracy /ˈæk.jʊ.rə.si/ = NOUN: doğruluk, kesinlik, ayar, tamlık; USER: doğruluk, doğruluğu, doğruluğunu, hassasiyeti, doğru

GT GD C H L M O
acknowledge /əkˈnɒl.ɪdʒ/ = VERB: onaylamak, kabul etmek, tanımak, itiraf etmek, teşekkür etmek, alındığını bildirmek; USER: kabul etmek, onaylamak, kabul, kabul ediyorsunuz, tanımak

GT GD C H L M O
acknowledgements = USER: teşekkür, İlgili Kaynaklar, teşekkürler, bildirimleri, onaylar,

GT GD C H L M O
act /ækt/ = NOUN: hareket, eylem, fiil, rol, davranış, yasa, amel, kanun; VERB: davranmak, hareket etmek, oynamak, rol yapmak; USER: hareket, harekete, hareket ederler, görev, davranmaya

GT GD C H L M O
acting /ˈæk.tɪŋ/ = NOUN: oyunculuk, oyun, oynama, temsil; ADJECTIVE: hareket eden, davranan, yapan, temsil eden, vekâlet eden, sahnelenebilen; USER: oyunculuk, hareket eden, hareket, etkili, etki

GT GD C H L M O
actions /ˈæk.ʃən/ = NOUN: eylem, hareket, faaliyet, etki, dava, davranış, çalışma, amel, çarpışma, etkileme, olayların gelişimi; USER: eylemler, eylemleri, eylem, işlemleri, eylemlerin

GT GD C H L M O
activity /ækˈtɪv.ɪ.ti/ = NOUN: faaliyet, etkinlik, eylem, iş, hareket halinde olma; USER: etkinlik, faaliyet, aktivite, etkinliği, aktivitesi

GT GD C H L M O
add /æd/ = VERB: eklemek, katmak, artırmak, ilave etmek, toplamak, karıştırmak; USER: eklemek, ekleyin, ekle, ekleyebilirsiniz, ekleyebilir, ekleyebilir

GT GD C H L M O
advance /ədˈvɑːns/ = VERB: ilerlemek, ilerletmek, geliştirmek, yükseltmek, gelişmek, ileri almak, öne sürmek, öne almak; NOUN: avans, ilerleme, gelişme, avantaj; USER: ilerlemek, ilerletmek, önceden, geliştirmek, ilerleme

GT GD C H L M O
advances /ədˈvɑːns/ = NOUN: asılma, sırnaşma; USER: gelişmeler, avanslar, ilerlemeler, avans, avansları

GT GD C H L M O
advertising /ˈadvərˌtīz/ = NOUN: ilan, reklâmcılık, duyurma; ADJECTIVE: reklâm, reklâmcılık ile ilgili; USER: ilan, reklam, Reklamcılık, Advertising, reklamcılığı

GT GD C H L M O
advice /ədˈvaɪs/ = NOUN: tavsiye, danışma, öğüt, nasihat, fikir, akıl, uyarı; USER: tavsiye, öneriler, öneriler sağlar, danışma, tavsiyesi

GT GD C H L M O
advising /ədˈvaɪz/ = VERB: bildirmek, tavsiye etmek, uyarmak, öğütlemek, öğüt vermek, fikir vermek, haber vermek, nasihat etmek, akıl vermek; USER: danışmanlık, danışmanlık hizmeti vermek, danışmanlık yapmak, danışma, tavsiyelerde

GT GD C H L M O
affects /əˈfekt/ = VERB: etkilemek, dokunmak, numarası yapmak, yaşamak, taslamak, sarsmak, üzmek, bozmak, sevmek, hoşlanmak, tutmak, etki etmek; NOUN: arzu, heyecan; USER: etkiler, etkileyen, etkilemektedir, etkilediği, etkilediğini

GT GD C H L M O
against /əˈɡenst/ = ADVERB: karşı, aleyhte, ters olarak; PREPOSITION: karşı, karşısında, aleyhinde, aykırı, dayalı; USER: karşı, karşısında, yönelik, aleyhine, aleyhinde, aleyhinde

GT GD C H L M O
age /eɪdʒ/ = NOUN: yaş, çağ, yaşlılık, devir, asır, reşit olma, erginlik; VERB: yaşlandırmak, yaşlanmak, ihtiyarlamak, yıpratmak, kocamak; USER: yaş, yaşı, yaşın, yaşına, yaşını

GT GD C H L M O
agents /ˈeɪ.dʒənt/ = NOUN: ajan, temsilci, acenta, etken, etmen, faktör, etkili olan kimse, distribütör, yapan kimse; USER: ajanlar, maddeler, maddeleri, acentaları, ajanları

GT GD C H L M O
all /ɔːl/ = ADJECTIVE: tüm, bütün, her, hep; NOUN: hepsi, herkes; ADVERB: hepsi, tamamen, hep; PRONOUN: hepsi, herkes, her şey; USER: tüm, bütün, her, All, tamamını, tamamını

GT GD C H L M O
allegations /ˌæl.əˈɡeɪ.ʃən/ = NOUN: iddia, sav, özür, bahane, mazeret, ileri sürme; USER: iddiaları, iddialarını, iddialarının, iddialar, iddialarına

GT GD C H L M O
almost /ˈɔːl.məʊst/ = ADVERB: neredeyse, hemen hemen, adeta, yaklaşık olarak, az kalsın, az daha; USER: neredeyse, hemen hemen, hemen, yaklaşık, adeta, adeta

GT GD C H L M O
alone /əˈləʊn/ = ADJECTIVE: yalnız, tek başına, kimsesiz; ADVERB: yalnız, tek başına, yalnız başına, bir başına; USER: tek başına, yalnız, başına, sadece, tek, tek

GT GD C H L M O
also /ˈɔːl.səʊ/ = ADVERB: da, de, ayrıca, hem de, hem, keza, dahi, üstelik; USER: da, ayrıca, de, aynı zamanda, zamanda, zamanda

GT GD C H L M O
always /ˈɔːl.weɪz/ = ADVERB: her zaman, daima, hep, defalarca, boyuna, tekrar tekrar; USER: her zaman, zaman, her, daima, hep, hep

GT GD C H L M O
an

GT GD C H L M O
and /ænd/ = CONJUNCTION: ve, ile, de; USER: ve, ile, ile

GT GD C H L M O
another /əˈnʌð.ər/ = ADJECTIVE: başka, farklı, ayrı, bambaşka, öbür; PRONOUN: başka, diğer, bir daha, bir tane daha, ayrı, başka bir tane, öbür; USER: başka, başka bir, bir, diğer, bir başka, bir başka

GT GD C H L M O
answer /ˈɑːn.sər/ = NOUN: cevap, yanıt, karşılık, çözüm, tepki, misilleme; VERB: yanıtlamak, cevap vermek, karşılamak, bakmak, uymak, karşılık vermek, kefil olmak, yetmek, yerine getirmek, tanıma uymak; USER: cevap, answer, cevaplamak, yanıt, yanıtlamak

GT GD C H L M O
anti /ˈæn.ti/ = NOUN: muhalif, karşı olan kimse; USER: Anti, karşıtı, önleyici, karşı

GT GD C H L M O
any /ˈen.i/ = ADJECTIVE: herhangi, her, hiçbir, hiç, daha, biraz; ADVERB: hiç, daha, biraz; PRONOUN: herhangi biri, biri, her ne; USER: herhangi, herhangi bir, hiçbir, bir, her, her

GT GD C H L M O
apparent /əˈpær.ənt/ = ADJECTIVE: açık, belli, bariz, anlaşılır, aşikâr, ortada, besbelli, görünüşte olan; USER: açık, belli, belirgin, görünür, görünen, görünen

GT GD C H L M O
appreciated /əˈpriː.ʃi.eɪt/ = VERB: takdir etmek, anlamak, değerlendirmek, kavramak, beğenmek, değer vermek, değerini bilmek, değerlenmek, minnettar olmak, teşekkür borçlu olmak, değer biçmek, değerini artırmak, fiyatını yükseltmek, zevk almak, değer kazanmak; USER: takdir, takdir etmek, mutluluk

GT GD C H L M O
approaches /əˈprəʊtʃ/ = NOUN: yaklaşım, yaklaşma, girişim, yol, yanaşma, teşebbüs; VERB: yaklaşmak, yanaşmak, varmak, ulaşmak, ele almak, girişmek; USER: yaklaşımlar, yaklaşımları, yaklaşım, yaklaşımların, yaklaşımlarını

GT GD C H L M O
appropriate /əˈprəʊ.pri.ət/ = ADJECTIVE: uygun, yerinde, özgü, has, biçilmiş kaftan, yakışık alır; VERB: ayırmak, özelleştirmek, kendine mâletmek, iç etmek, üstüne oturmak, el koymak; USER: uygun, uygun bir, ilgili, uygun olan, gerekli

GT GD C H L M O
are /ɑːr/ = NOUN: ar; USER: olan, vardır, bulunmaktadır, olup, olarak, olarak

GT GD C H L M O
arguing /ˈɑːɡ.juː/ = VERB: tartışmak, savunmak, iddia etmek, münakaşa etmek, görüşmek, itiraz etmek, karşı gelmek, kandırmak, ikna etmek, belli etmek, göstergesi olmak, ispatı olmak; USER: savunarak, tartışmaya, sürerek, savunan, ileri sürerek

GT GD C H L M O
aronson

GT GD C H L M O
arouses /əˈraʊz/ = VERB: uyandırmak, canlandırmak, harekete geçirmek, kaldırmak; USER: uyandırıyor, uyandırır, arouses, uyandıran, uyandırmaktadır

GT GD C H L M O
as /əz/ = ADVERB: olarak, gibi, kadar, iken; PRONOUN: gibi; CONJUNCTION: olduğu gibi, ki, iken, rağmen, karşın, madem, mademki, -diği gibi, -irken; USER: olarak, gibi, kadar, yanı, şekilde, şekilde

GT GD C H L M O
ask /ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak; USER: sormak, isteyin, sorun, sorabilir, sor, sor

GT GD C H L M O
asked /ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak; USER: sordu, istedi, sorulan, soruldu, sordum

GT GD C H L M O
asking /ɑːsk/ = NOUN: isteme; USER: isteme, soran, isteyen, sorarak, soruyor, soruyor

GT GD C H L M O
asks /ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak; USER: diye soruyor, soruyor, sorar, ister, soran, soran

GT GD C H L M O
assistance /əˈsɪs.təns/ = NOUN: yardım, destek; USER: yardım, yardımı, destek, hizmetleri, asistanlığı

GT GD C H L M O
associations /əˌsəʊ.siˈeɪ.ʃən/ = NOUN: dernek, ortaklık, işbirliği, birleşme, çağrıştırma, iştirak, arkadaşlık, akla getirme; USER: dernekler, dernek, dernekleri, birlikleri, derneklerin

GT GD C H L M O
at /ət/ = PREPOSITION: -de, -da, -ye, -ya, -e, -a; NOUN: savaşçı, asker, eyt; USER: de, az, at, okuyun, azından, azından

GT GD C H L M O
attempting /əˈtempt/ = VERB: denemek, kalkışmak, teşebbüs etmek, girişimde bulunmak, yeltenmek; USER: teşebbüs, çalışıyor, çalışan, çalışırken, girişiminde

GT GD C H L M O
attempts /əˈtempt/ = NOUN: girişim, teşebbüs, kalkışma, yeltenme; VERB: denemek, kalkışmak, teşebbüs etmek, girişimde bulunmak, yeltenmek; USER: girişimleri, girişimi, girişimler, deneme, girişimlerini

GT GD C H L M O
attention /əˈten.ʃən/ = NOUN: dikkat, ilgi, özen, bakım, itina, aldırış, ilgilenme, iltifat, kur; USER: dikkat, dikkatini, ilgi, önem, ilgisini

GT GD C H L M O
attracted /əˈtrækt/ = VERB: çekmek, cezbetmek; USER: çekti, ilgi, çekici, çeken, çekmiştir

GT GD C H L M O
author /ˈɔː.θər/ = NOUN: yazar, yaratıcı; USER: yazar, yazarı, yazarın, sahibine, yazarıdır

GT GD C H L M O
authors /ˈɔː.θər/ = NOUN: yazar, yaratıcı; USER: yazar, yazarlar, yazarların, yazarları, yazarlara

GT GD C H L M O
avoid /əˈvɔɪd/ = VERB: önlemek, kaçınmak, korunmak, sakınmak, uzak durmak, uzak durmak, savuşturmak, iptal etmek; USER: önlemek, kaçınmak, kaçının, bilmek, engellemek

GT GD C H L M O
b = NOUN: si, iyi; USER: b,

GT GD C H L M O
be /biː/ = VERB: olmak, var olmak, bulunmak, tutmak, durmak, mal olmak, anlamına gelmek; USER: olmak, olabilir, olması, olarak, olduğu, olduğu

GT GD C H L M O
bear /beər/ = NOUN: ayı, spekülatör; VERB: taşımak, doğurmak, götürmek, değmek, vermek, üstlenmek, dönmek, duymak, katlanmak, çekmek; USER: ayı, taşıyan, taşımak, taşımalıdır, tutulması

GT GD C H L M O
became /bɪˈkeɪm/ = VERB: olmak, haline gelmek, yaraşmak, kesilmek, yakışmak, uymak, güzel durmak, -laşmak, -leşmek; USER: oldu, olmuştur, haline geldi, haline, haline gelmiştir, haline gelmiştir

GT GD C H L M O
been /biːn/ = USER: olmuştur, oldu, mu, olan, olarak, olarak

GT GD C H L M O
before /bɪˈfɔːr/ = ADVERB: önce, önceki, karşı, önde; PREPOSITION: önce, önünde, önüne, evvel, huzurunda, karşısında, önde; CONJUNCTION: önce; USER: önce, öncesi, daha önce, önceki

GT GD C H L M O
beginner /bɪˈɡɪn.ər/ = NOUN: acemi, yeni başlayan kimse; USER: acemi, başlangıç, yeni başlayanlar, başlayanlar, Beginner

GT GD C H L M O
beginning /bɪˈɡɪn.ɪŋ/ = NOUN: başlangıç, baş, köken, kaynak; ADJECTIVE: başlangıç, ilk; USER: başlangıç, başlayan, başlıyor, başlamadan, başında, başında

GT GD C H L M O
behaviours /bɪˈheɪ.vjər/ = NOUN: davranış, tutum, hareket, tavır, hareket tarzı; USER: davranışları, davranışlar, davranışlarını, davranış, davranışların

GT GD C H L M O
being /ˈbiː.ɪŋ/ = NOUN: varlık, olma, varoluş, yaradılış, yapı; USER: olma, varlık, olmak, olan, olmanın, olmanın

GT GD C H L M O
beings /ˈbiː.ɪŋ/ = NOUN: varlık, olma, varoluş, yaradılış, yapı; USER: varlıklar, varlıkların, insanlar, varlıkları, varlıklarız

GT GD C H L M O
belief /bɪˈliːf/ = NOUN: inanç, inanış, iman, inanma, kanı, düşünce, güven, itikat, fikir, itimat; USER: inanç, inancı, inancını, inancın, inancına

GT GD C H L M O
beliefs /bɪˈliːf/ = NOUN: inanç, inanış, iman, inanma, kanı, düşünce, güven, itikat, fikir, itimat; USER: inançlar, inançları, inanç, inançlarını, inançların

GT GD C H L M O
believe /bɪˈliːv/ = VERB: inanmak, güvenmek, inancı olmak; USER: inanmak, inanıyorum, inanıyoruz, inanıyor, iman, iman

GT GD C H L M O
best /best/ = ADJECTIVE: en iyi, birinci sınıf; ADVERB: en, en çok, en iyi şekilde; VERB: yenmek, geçmek, alt etmek; USER: en iyi, en, iyi, bölgesindeki en iyi, en çok, en çok

GT GD C H L M O
better /ˈbet.ər/ = ADJECTIVE: daha iyi, daha güzel; ADVERB: daha iyi, daha iyi şekilde, iyisimi; VERB: iyileştirmek, daha iyi yapmak, geliştirmek, düzeltmek, geçmek; NOUN: daha iyisi, üstün kimse; USER: daha iyi, iyi, daha, daha iyi bir, iyi bir

GT GD C H L M O
beyond /biˈjɒnd/ = ADVERB: ötesinde, öte, aşırı; PREPOSITION: ötesinde, ötesine, öteye, ötesi, götürmez, ötede, haricinde, ayrıca, -den öte; NOUN: öbür dünya, ahiret; USER: ötesinde, ötesine, dışında, öteye, dışındaki

GT GD C H L M O
bites /baɪt/ = NOUN: ısırık, lokma, ısırma, diş izi, dişleme; VERB: ısırmak, sokmak, dişlemek, aşındırmak, yakmak, kavramak, acıtmak; USER: ısırıkları, sokması, ısırığı, ısırık, bites

GT GD C H L M O
book /bʊk/ = NOUN: kitap, defter, liste, senaryo, libretto, opera metni; VERB: ayırtmak, rezervasyon yapmak, ayırmak, kaydetmek, deftere işlemek, yer ayırmak, tutmak; USER: kitap, kitabı, defter, kitabın, defteri, defteri

GT GD C H L M O
boost /buːst/ = VERB: artırmak, yükseltmek, yukarıya itmek, kaldırmak, övmek, reklâmını yapmak, voltajını yükseltmek; NOUN: artırma, yükseltme, destekleme, yardım etme, propaganda, reklamını yapma; USER: artırmak, artırma, artırabilir, arttırmak, artırmaya

GT GD C H L M O
born /bɔːn/ = ADJECTIVE: doğmuş, doğum; USER: doğmuş, doğum, doğdu, doğan, doğumlu

GT GD C H L M O
both /bəʊθ/ = ADJECTIVE: ikisi de, her ikisi de; USER: her ikisi de, ikisi de, hem, iki, her iki

GT GD C H L M O
brain /breɪn/ = NOUN: beyin, akıl, zekâ, kafalı kimse, zeki kimse; VERB: beynini patlatmak, kafa yarmak; USER: beyin, beynin, beyni, beyinde, beyindeki

GT GD C H L M O
brains /breɪn/ = NOUN: beyin, kafa, zekâ; USER: beyin, beyinleri, beynini, beyni, beyinlerinin

GT GD C H L M O
brainwashers

GT GD C H L M O
brainwashing /ˈbreɪn.wɒʃ/ = NOUN: beyin yıkama; USER: beyin yıkama, bir beyin yıkama,

GT GD C H L M O
broken /ˈbrəʊ.kən/ = ADJECTIVE: kırık, kırılmış, bozuk, parçalanmış, arızalı, kesik, yıkılmış, çökmüş, çiğnenmiş, ihlâl edilmiş; USER: kırık, kırılmış, bozuk, bozuldu, kırıldı, kırıldı

GT GD C H L M O
bullet /ˈbʊl.ɪt/ = NOUN: kurşun, mermi; USER: kurşun, mermi, bullet, madde işareti, madde

GT GD C H L M O
but /bʌt/ = CONJUNCTION: ama, ancak, fakat, ki, oysa, hariç, başka, halbuki; ADVERB: sadece, yalnızca, yani, hiç olmazsa; NOUN: itiraz, karşı çıkma; USER: ama, ancak, fakat, değil, aynı, aynı

GT GD C H L M O
by /baɪ/ = PREPOSITION: tarafından, göre, ile, yoluyla, kadar, vasıtasıyla, yanında, kenarında, başında, yanından, yakınında, yakınından, yolundan; ADVERB: yakın, geçecek biçimde, geçişli biçimde, bir kenara; USER: tarafından, göre, ile, by, edenler tarafından

GT GD C H L M O
call /kɔːl/ = NOUN: çağrı, davet, çağırma, seslenme, ziyaret, ses, ihtiyaç, ziyaret etme, telefonda konuşma, ötüş; VERB: aramak, çağırmak, seslenmek, demek, adlandırmak, çağrıda bulunmak, söylemek, davet etmek, telefon etmek, bağırmak, uyandırmak, ziyaret etmek, lakap takmak, telefonda konuşmak, dava açmak, farzetmek; USER: çağrı, aramak, now, call now, şöyle çağırır

GT GD C H L M O
can /kæn/ = NOUN: kutu, teneke kutu, konserve kutusu, hela, hapishane, kaba et, teneke kutudaki içecek; VERB: yapabilmek, edebilmek, olabilmek, kovmak, konservesini yapmak; USER: kutu, olabilir, yapabilirsiniz, can, olabildiğince, olabildiğince

GT GD C H L M O
careful /ˈkeə.fəl/ = ADJECTIVE: dikkatli, özenli, titiz, itinalı, tedbirli, ölçülü, idareli, tutumlu, düşünen; USER: dikkatli, dikkat, dikkat edin, dikkatli bir, özen

GT GD C H L M O
cases /keɪs/ = NOUN: durum, dava, kasa, olay, çanta, kılıf, kutu, hasta, mahfaza, husus, kovan, kap, delil, sorun, görüş, kanıt, valiz, neden, hukuksal olay, tuhaf tip, gözetlemek, dikizlemek, kutulamak, yerine koymak, kaplamak, ciltlemek, örtmek; USER: durumlarda, durumda, olgularda, olgu, olguda

GT GD C H L M O
categories /ˈkæt.ə.ɡri/ = NOUN: kategori, sınıf, grup, bölüm, zümre; USER: kategoriler, kategorileri, kategori, kategorilerde, kategoride

GT GD C H L M O
certain /ˈsɜː.tən/ = ADJECTIVE: belirli, belli, kesin, emin, belirlenmiş, muhakkak, güvenilir, kuşkusuz, şüphesiz, herhangi bir, falanca, mutlâk; USER: belli, belirli, bazı, belirli bir, belli bir

GT GD C H L M O
certainly /ˈsɜː.tən.li/ = ADVERB: kesinlikle, şüphesiz, elbette, kuşkusuz, muhakkak; USER: kesinlikle, şüphesiz, elbette, kesin, mutlaka

GT GD C H L M O
change /tʃeɪndʒ/ = VERB: değiştirmek, değişmek, bozdurmak, bozmak, dönüşmek; NOUN: değişiklik, değişim, üstü, bozuk para, yenilik, para üstü, borsa; USER: değiştirmek, değiştirebilirsiniz, değiştirin, değiştirme, değiştirebilir

GT GD C H L M O
changing /ˈtʃeɪn.dʒɪŋ/ = ADJECTIVE: değişen; NOUN: değiştirme, değişim, değişme, bozma; USER: değişen, değiştirerek, değiştirme, değişiyor, değiştirmek

GT GD C H L M O
chapter /ˈtʃæp.tər/ = NOUN: bölüm, kısım, bahis, dini meclis toplantısı, dernek bölge kuruluşu; USER: bölüm, bölümde, bölümü, bölümünde, bölümün

GT GD C H L M O
chapters /ˈtʃæp.tər/ = NOUN: bölüm, kısım, bahis, dini meclis toplantısı, dernek bölge kuruluşu; USER: bölümler, bölüm, bölümleri, bölümlerde, bölümden

GT GD C H L M O
characterized /ˈkariktəˌrīz/ = VERB: tanımlamak, nitelendirmek, karakterize etmek, simgelemek, canlandırmak, ayırt edici özellik olmak, simgesi olmak, farklı olmasını sağlamak; USER: karakterize, karakterizedir, özelliği, karakterize edilen

GT GD C H L M O
chasing /CHās/ = NOUN: takip, takip etme; USER: takip, kovalayan, peşinde

GT GD C H L M O
choosing /tʃuːz/ = NOUN: seçme; ADJECTIVE: seçen, seçici; USER: seçme, seçerek, tercih, seçimi, seçiminde

GT GD C H L M O
circumstances /ˈsərkəmˌstans,-stəns/ = NOUN: koşullar, şartlar, zenginlik, varlık; USER: koşullar, şartlar, durumlarda, koşullarda, durumlar

GT GD C H L M O
cited /saɪt/ = VERB: anmak, aktarmak, bahsetmek, alıntı yapmak, çağırmak, celbetmek, takdiri açıklamak; USER: atıf, gösterdi, anılan, belirtilen, bahsedilen

GT GD C H L M O
claims /kleɪm/ = NOUN: iddia, talep, hak, dava, alacak, ısrar, istek; VERB: istemek, iddia etmek, talep etmek, sahip çıkmak, hak iddia etmek; USER: iddia, iddiaları, iddialar, iddialarını, talepleri

GT GD C H L M O
clarification /ˌklær.ɪ.fɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: açıklama, aydınlatma, arıtma, temizleme, durulma, açılma; USER: açıklama, açıklık, açıklığa kavuşturulması, aydınlatılması, açıklanması

GT GD C H L M O
clay /kleɪ/ = NOUN: kil, toprak, çamur, balçık, hamur, çömlekçi çamuru, yerküre, insan vücudu, toprak künk; USER: kil, Toprak, kilden, killi, kili, kili

GT GD C H L M O
close /kləʊz/ = ADJECTIVE: yakın, kapalı, sıkı, saklı; ADVERB: yakın, yakından; VERB: kapatmak, kapamak, kesmek, bitirmek, yaklaşmak; NOUN: göğüs göğüse kavga; USER: yakın, kapatmak, kapatın, yakındır, close

GT GD C H L M O
clumsy /ˈklʌm.zi/ = ADJECTIVE: beceriksiz, hantal, sakar, acemi, sarsak, hödük; USER: beceriksiz, hantal, sakar, beceriksiz bir, acemi

GT GD C H L M O
clunky /ˈklʌŋ.ki/ = USER: aksak, clunky, hantal, aksak bir

GT GD C H L M O
colleagues /ˈkɒl.iːɡ/ = NOUN: iş arkadaşı, meslektaş; USER: arkadaşları, meslektaşları, iş arkadaşları, meslektaşlarının, arkadaşlarının

GT GD C H L M O
commented /ˈkɒm.ent/ = VERB: yorumlamak, değerlendirmek, eleştirmek, düşüncesini açıklamak; USER: yorumladı, yorum yaptı, yorumunu, yorum yapılan, yorumda

GT GD C H L M O
comments /ˈkɒm.ent/ = NOUN: yorum, açıklama, eleştiri, gevezelik, boş lâf; VERB: yorumlamak, değerlendirmek, eleştirmek, düşüncesini açıklamak; USER: yorum, yorumlar, yorumlarını, tüm yorumlarını, yorumları

GT GD C H L M O
communist /ˈkɒm.jʊ.nɪ.zəm/ = NOUN: komünist; ADJECTIVE: komünist, solcu; USER: komünist, komünizm, Communist, komünist bir

GT GD C H L M O
complex /ˈkɒm.pleks/ = ADJECTIVE: karmaşık, kompleks, karışık, komplike, bileşik; NOUN: kompleks, site, blok, bileşik şey, karışık şey; USER: karmaşık, kompleks, kompleksi, karmaşık bir, karmaşıktır

GT GD C H L M O
concept /ˈkɒn.sept/ = NOUN: kavram, fikir, görüş, mefhum, tasavvur, hayal etme; USER: kavram, kavramı, kavramını, konsepti, konsept

GT GD C H L M O
conception /kənˈsep.ʃən/ = NOUN: fikir, gebe kalma, kavrama; USER: gebe kalma, fikir, anlayışı, kavramı, gebe

GT GD C H L M O
confirm /kənˈfɜːm/ = VERB: onaylamak, doğrulamak, tasdik etmek, kuvvetlendirmek, tasdiklemek, takviye etmek, kiliseye kabul etmek; USER: onaylamak, onaylayın, teyit, doğrulamak, onaylayınız

GT GD C H L M O
consciousness /ˈkɒn.ʃəs.nəs/ = NOUN: bilinç, şuur, zihin, akıl, idrak, his; USER: bilinç, bilinci, bilincin, bilincinin, bilincini

GT GD C H L M O
consequence /ˈkɒn.sɪ.kwəns/ = NOUN: sonuç, netice, önem, eser, semere; USER: sonuç, sonucu, sonucunda, sonucudur, neticesinde

GT GD C H L M O
consider /kənˈsɪd.ər/ = VERB: düşünmek, dikkate almak, göz önünde bulundurmak, saymak, görmek, göz önüne almak, hesaba katmak, göz önünde tutmak, addetmek, saygı göstermek, fikrinde olmak; USER: düşünmek, düşünebilirsiniz, de düşünebilirsiniz, yerlerini de düşünebilirsiniz, dikkate

GT GD C H L M O
considerable /kənˈsidər(ə)bəl,-ˈsidrəbəl/ = ADJECTIVE: önemli, dikkate değer, hayli, hatırı sayılır ölçüde; NOUN: çokluk; USER: önemli, önemli bir, ciddi, hatırı sayılır, önemli ölçüde

GT GD C H L M O
considered /kənˈsɪd.əd/ = ADJECTIVE: düşünülmüş, dikkate alınmış, saygıdeğer; USER: kabul, olarak kabul, dikkate, olarak, ele

GT GD C H L M O
considers /kənˈsɪd.ər/ = VERB: düşünmek, dikkate almak, göz önünde bulundurmak, saymak, görmek, göz önüne almak, hesaba katmak, göz önünde tutmak, addetmek, saygı göstermek, fikrinde olmak; USER: dikkate, kabul, gördüğü, düşünmektedir, ele

GT GD C H L M O
conspiracy /kənˈspɪr.ə.si/ = NOUN: komplo, anlaşma, gizli anlaşma, suikâst; USER: komplo, komplonun, komplosu, komployu, bir komplo

GT GD C H L M O
constructive /kənˈstrʌk.tɪv/ = ADJECTIVE: yapıcı, yapısal, dolaylı, inşaat, hukuken varsayılan; USER: yapıcı, yapıcı bir, yapısal, yapısal bir

GT GD C H L M O
contributed /kənˈtrɪb.juːt/ = VERB: katkıda bulunmak, katılmak, bağışta bulunmak, vermek, payı olmak, yazı vermek; USER: katkıda, katkı, katkıda bulunmuştur, katkıda bulundu, katkısı, katkısı

GT GD C H L M O
control /kənˈtrəʊl/ = NOUN: kontrol, denetim, hakimiyet, idare, güç, otorite, sorumluluk; VERB: denetlemek, kontrol etmek, hakim olmak, idare etmek, işletmek; USER: kontrol, kontrolü, denetlemek, kontrol etmek, kumanda

GT GD C H L M O
controlling /kənˈtrəʊl/ = NOUN: idare etme; USER: kontrol, kontrolü, kontrol etmek, kontrol eden, kontrolünde

GT GD C H L M O
convenience /kənˈviː.ni.əns/ = NOUN: kolaylık, uygunluk, elverişlilik, yarar, tuvalet, kazanç, müsait oluş, hayatı kolaylaştıran şey; USER: kolaylık, kolaylık sağlamak, rahatlık, rahatlığı, kolaylığı

GT GD C H L M O
council /ˈkaʊn.səl/ = NOUN: konsey, meclis, kurul, divan, yönetim kurulu; USER: konsey, konseyi, meclisi, belediye, meclis

GT GD C H L M O
course /kɔːs/ = NOUN: seyir, rota, yön, süreç, gidişat, pist, tabak, kur, akış; VERB: koşmak, akmak, koşturmak; USER: seyir, ders, Tabii, elbette, Tabii ki, Tabii ki

GT GD C H L M O
criminal /ˈkrɪm.ɪ.nəl/ = ADJECTIVE: ceza, canice, suç oluşturan, cinayet; NOUN: suçlu, sabıkalı; USER: ceza, suç, cezai, suçlu, adli

GT GD C H L M O
criticism /ˈkritəˌsizəm/ = NOUN: eleştiri, tenkit, kınama; USER: eleştiri, eleştirilere, eleştirisi, eleştirileri, eleştiriye

GT GD C H L M O
culminates /ˈkəlməˌnāt/ = VERB: doruğa ulaşmak, sonuçlanmak, meridyen üzerinde bulunmak; USER: sona eriyor, doruğa, sonuçlanacak, eriyor, doruğa ulaşır

GT GD C H L M O
cultures /ˈkʌl.tʃər/ = NOUN: kültür, yetiştirme, medeniyet, ekim, medenilik, üretme, bakteri kültürü; USER: kültürler, kültür, kültürleri, kültürlerin, kültürlerde

GT GD C H L M O
cut /kʌt/ = VERB: kesmek, biçmek; NOUN: kesme, kesim, kesik, kesinti, indirim, pay, parça, yara; ADJECTIVE: kesilmiş, kesik; USER: kesmek, kesme, kesim, kesilmiş, kesilir

GT GD C H L M O
deal /dɪəl/ = NOUN: anlaşma, pazarlık, muamele, alışveriş, davranış, miktar; VERB: uğraşmak, ilgilenmek, dağıtmak, ele almak, değinmek, iş yapmak; USER: anlaşma, uğraşmak, başa, başa çıkmak, ele

GT GD C H L M O
death /deθ/ = NOUN: ölüm, ölme, ecel, yıkım, tükeniş; USER: ölüm, ölümü, ölüme, ölümünden, ölümüne

GT GD C H L M O
debt /det/ = NOUN: borç, borçlu olma; USER: borç, borcu, borçlanma, borcun, borcunu

GT GD C H L M O
deceit /dɪˈsiːt/ = NOUN: hile, aldatma, yalan, düzenbazlık, dolandırıcılık, hilekârlık, kötüye kullanma, kazık; USER: aldatma, hile, yalan, aldatmaca, hilekarlık

GT GD C H L M O
decisive /dɪˈsaɪ.sɪv/ = ADJECTIVE: belirleyici, kararlı, kesin, azimli; USER: belirleyici, kararlı, kesin, kararlı bir, belirleyici bir

GT GD C H L M O
dedicated /ˈded.ɪ.keɪ.tɪd/ = ADJECTIVE: ithaf olunmuş, verilmiş; USER: özel, adanmış, adamıştır, adanmıştır, ayrılmış

GT GD C H L M O
deepest /diːp/ = USER: derin, en derin

GT GD C H L M O
deeply /ˈdiːp.li/ = ADVERB: derinden, çok, son derece, içten; USER: derinden, derin, derinlemesine, derin bir, çok

GT GD C H L M O
defence /dɪˈfens/ = NOUN: savunma, savunma, savunma, savunma, koruma, koruma, korunma, korunma, davalı, davalı, davalı, davalı, sanık, sanık, sanık, sanık, savunma silahları, savunma silahları, savunma silahları, savunma silahları, defans oyuncusu, defans oyuncusu, defans oyuncusu, defans oyuncusu, himaye, himaye, doğrulama, doğrulama, doğrulama, doğrulama; USER: savunma, defansın, savunması, defense, defans

GT GD C H L M O
defences /dɪˈfens/ = NOUN: askeri savunma kaynakları; USER: savunma, savunmasını, savunması, savunmalar, savunmaları

GT GD C H L M O
defend /dɪˈfend/ = VERB: savunmak, korumak, müdafaa etmek; USER: savunmak, savunma, korumak, savunmaya, savunacak

GT GD C H L M O
deranged /diˈrānjd/ = ADJECTIVE: dengesiz, bozuk; USER: dengesiz, deranged, dengesiz bir, bozdu, bozuk,

GT GD C H L M O
derisively /dɪˈraɪ.sɪv/ = USER: alayla, alaycı, alaycı bir, derisively, alaycı bir biçimde

GT GD C H L M O
derives /dɪˈraɪv/ = VERB: türetmek, çıkarmak, sağlamak, kaynaklanmak; USER: elde, kaynaklanmaktadır, türemiştir, türetir, gelmektedir

GT GD C H L M O
deserves /dɪˈzɜːv/ = VERB: hak etmek, layık olmak; USER: hak, hak ediyor, hak eden, hak ettiği, hakediyor

GT GD C H L M O
detail /ˈdiː.teɪl/ = NOUN: detaylar, detay, ayrıntı, ayrıntısıyla uğraşma, ayrıntılı plân, özel göreve verme; VERB: detayına girmek, ayrıntılı anlatmak, özel göreve vermek; USER: detay, ayrıntı, detaylar, ayrıntılı, detaylı

GT GD C H L M O
developments /dɪˈvel.əp.mənt/ = NOUN: geliştirme, kalkınma, gelişme, büyüme, site, tab etme, geliştirilmiş ürün, son durum; USER: gelişmeler, gelişmeleri, gelişmelerin, gelişmelere, gelişmelerden

GT GD C H L M O
diagrams /ˈdaɪ.ə.ɡræm/ = NOUN: diyagram, şema, taslak; USER: diyagramları, diyagramlar, şemaları, diagramlar, diyagramlarını

GT GD C H L M O
diamonds /ˈdaɪə.mənd/ = NOUN: elmas, pırlanta, karo, baklava şekli, camcı keskisi, beysbol oyun alanı; USER: elmas, elmaslar, pırlanta, karo, diamonds

GT GD C H L M O
difficult /ˈdɪf.ɪ.kəlt/ = ADJECTIVE: zor, güç, çetin, geçimsiz, inatçı, huysuz, titiz, çatal, belâlı, müşkülpesent, zor beğenen; USER: zor, zordur, zor bir, güç, zorlu, zorlu

GT GD C H L M O
direct /daɪˈrekt/ = ADJECTIVE: direkt, doğru, dolaysız, doğrudan doğruya, kestirme, açık, dürüst; VERB: yönlendirmek, yönetmek, yöneltmek, idare etmek, emretmek; USER: doğrudan, yönlendirmek, direkt, yönlendirebilirsiniz, yönlendirecektir

GT GD C H L M O
discover /dɪˈskʌv.ər/ = VERB: keşfetmek, bulmak, anlamak, ortaya çıkarmak, farketmek; USER: keşfetmek, keşfedeceksiniz, şehrinde, şehrini keşfetmek, bulmak

GT GD C H L M O
discovery /dɪˈskʌv.ər.i/ = NOUN: keşif, buluş, bulgu, ortaya çıkarma; USER: keşif, keşfi, bulma, discovery, bir keşif

GT GD C H L M O
discuss /dɪˈskʌs/ = VERB: tartışmak, görüşmek, tadına varmak, tadını çıkarmak; USER: tartışmak, görüşmek, tartışacağız, ele, tartış

GT GD C H L M O
discussion /dɪˈskʌʃ.ən/ = NOUN: tartışma, görüşme, müzakere, münazara, bahis; USER: tartışma, tartışmaya, tartışması, tartışmalar, tartışılması

GT GD C H L M O
divided /diˈvīd/ = ADJECTIVE: bölünmüş, ayrılmış, farklı, ayrı; USER: bölünmüş, ayrılmıştır, bölünmesiyle, ayrılır, bölünmüştür

GT GD C H L M O
do /də/ = VERB: yapmak, etmek, dolandırmak, uymak, temizlemek, ilgilenmek; NOUN: do, hile, dalavere, dolandırıcılık, do-abbreviation, do, do; USER: yapmak, do, mutlaka, yapılması, mutlaka yapılması, mutlaka yapılması

GT GD C H L M O
doctrine /ˈdɒk.trɪn/ = NOUN: doktrin, öğreti, prensip, ilke, mezhep; USER: doktrin, doktrini, öğreti, doktrininin, doktrinini

GT GD C H L M O
does /dʌz/ = VERB: yapmak, etmek, dolandırmak, uymak, temizlemek, ilgilenmek, neden olmak, rolünü üstlenmek, ayağını kaydırmak, tamamlamak, meydana getirmek, düzenlemek; USER: yok, yapar, yaptığı, mu, mi, mi

GT GD C H L M O
domains /dəˈmeɪn/ = NOUN: alan, domain, ilgi alanı, mülk, malikâne, memleket, muhit, çevre, ülke; USER: etki, etki alanları, alanları, alan, etki alanı

GT GD C H L M O
domestic /dəˈmes.tɪk/ = ADJECTIVE: iç, yerli, ev, evcil, aile, ailevi, eve ait, ehli, evine bağlı; NOUN: hizmetçi; USER: iç, yerli, yurtiçi, yerel, yurt içi

GT GD C H L M O
don /dɒn/ = VERB: giymek, giydirmek; NOUN: bey, öğretim görevlisi, İspanyol efendisi, uzman; USER: don, değil, öyle, yapma, yapma

GT GD C H L M O
done /dʌn/ = ADJECTIVE: yapılmış, tamam, olmuş, yorgun, iyi pişmiş, bıkmış, uygun, kabul edilebilir, aldatılmış; USER: yapılmış, yapılır, yapılan, yapılabilir, yapılması, yapılması

GT GD C H L M O
down /daʊn/ = ADVERB: aşağı, aşağıya, aşağıda, altına, altında, azalarak; PREPOSITION: aşağısında, aşağıya doğru, boyunca; ADJECTIVE: aşağıya doğru; VERB: indirmek; NOUN: kuştüyü; USER: aşağı, aşağıya, basılı, down, aşağı doğru

GT GD C H L M O
draft /drɑːft/ = NOUN: taslak, tasarı, çekme, cereyan, çekiş, hava akımı, yudum, askerlik, müsvedde, istismar; VERB: görevlendirmek, askere almak; USER: taslak, taslağı, taslağını, taslağının, draft

GT GD C H L M O
draws /drɔː/ = VERB: çekmek, çizmek, almak, düzenlemek, yazmak, resmetmek, kazanmak; NOUN: çekme, kura, çekiş, çekim, çekiliş; USER: çekiyor, çizer, berabere, çeker, çeken

GT GD C H L M O
dream /driːm/ = NOUN: hayal, rüya, düş, ideal, rüya görme, amaç, rüya gibi şey, nefis şey; VERB: hayal etmek, hayal kurmak, rüya görmek, hayal görmek, rüyasında görmek; USER: rüya, hayal, dream, düş, Hayalinizdeki

GT GD C H L M O
dubious /ˈdjuː.bi.əs/ = ADJECTIVE: şüpheli, belirsiz, kararsız, şüpheci; USER: şüpheli, kuşkulu, belirsiz, şüpheli bir, şaibeli

GT GD C H L M O
due /djuː/ = ADJECTIVE: gereken, uygun, beklenen, zamanı gelmiş, vadesi dolmuş; NOUN: hak; ADVERB: tam, doğru; USER: nedeniyle, bağlı, dolayı, sayesinde, nedeni

GT GD C H L M O
during /ˈdjʊə.rɪŋ/ = PREPOSITION: sırasında, boyunca, esnasında, süresince, iken; USER: sırasında, boyunca, esnasında, sırasındaki, içinde, içinde

GT GD C H L M O
each /iːtʃ/ = ADJECTIVE: her, her bir; PRONOUN: her biri, tanesi; USER: her, her bir, her biri, her biri

GT GD C H L M O
editors /ˈed.ɪ.tər/ = NOUN: editör, yayımcı, başyazar, yazı ileri müdürü, program kurgu sorumlusu; USER: editörler, editörleri, editors, düzenleyiciler, editör

GT GD C H L M O
education /ˌed.jʊˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: eğitim, öğretim, öğrenim, terbiye, eğitimbilim; USER: eğitim, eğitimi, öğretim, eğitimin, eğitime

GT GD C H L M O
either /ˈaɪ.ðər/ = CONJUNCTION: ya da, ne de; ADJECTIVE: her iki, her bir; PRONOUN: her iki, ister, ikisinden biri, her ikisi de, ya o ya bu, birinden biri; ADVERB: ister, ne de; USER: ya da, her iki, ya, da, iki

GT GD C H L M O
elliot

GT GD C H L M O
else /els/ = ADVERB: başka, yoksa, başka türlü, aksi halde, ilaveten, başka zaman, ayrıca; USER: başka, başka bir, her, else, düşük, düşük

GT GD C H L M O
emerged /ɪˈmɜːdʒ/ = VERB: çıkmak, ortaya çıkmak, su yüzüne çıkmak, doğmak, yücelmek, gün ışığına çıkmak; USER: ortaya, ortaya çıktı, ortaya çıkan, ortaya çıkmıştır, çıktı

GT GD C H L M O
emotion /ɪˈməʊ.ʃən/ = NOUN: duygu, heyecan, his, duygulanma; USER: duygu, duygudur, bir duygu, duygular, duyguları

GT GD C H L M O
emotions /ɪˈməʊ.ʃən/ = NOUN: duygu, heyecan, his, duygulanma; USER: duygular, duyguları, duygu, duyguların, duygularını

GT GD C H L M O
emphasize /ˈem.fə.saɪz/ = VERB: vurgulamak, üzerinde durmak, önemini belirtmek; USER: vurgulamak, vurgulamaktadır, vurgu, vurgulayan, vurgulanması

GT GD C H L M O
encouragement /enˈkərijmənt/ = VERB: teşvik etmek, cesaretlendirmek, desteklemek, özendirmek, cesaret vermek, korumak; USER: teşvik, cesaret, teşviki, teşvik edilmesi, teşvikiyle

GT GD C H L M O
english /ˈɪŋ.ɡlɪʃ/ = NOUN: İngilizce, İngilizler, İngiliz halkı; ADJECTIVE: İngilizce, İngiliz, İngiltere; USER: İngilizce, English, İngiliz, turkish, İngiliz kahvaltısı, İngiliz kahvaltısı

GT GD C H L M O
enjoy /ɪnˈdʒɔɪ/ = VERB: hoşlanmak, tadını çıkarmak, zevk almak, yararlanmak, tadına varmak, sevmek, beğenmek, sahip olmak, hoşuna gitmek, haz almak; USER: tadını çıkarmak, zevk, keyfini, tadını, tadını çıkarın

GT GD C H L M O
entire /ɪnˈtaɪər/ = NOUN: tüm, bütün, hepsi, iğdiş edilmemiş at; ADJECTIVE: tüm, bütün, tam, iğdiş edilmemiş, saf, katışıksız; USER: tüm, bütün, genelinde, tamamını, tamamı

GT GD C H L M O
entities /ˈen.tɪ.ti/ = NOUN: varlık, varoluş, öz, tüzellik; USER: kuruluşlar, varlıklar, kişiler, varlıkları, kişilerin

GT GD C H L M O
especial /ɪˈspeʃ.əl/ = ADJECTIVE: özel, ayrı, baş; USER: özel, especial, bilhassa

GT GD C H L M O
especially /ɪˈspeʃ.əl.i/ = ADVERB: özellikle, bilhassa; USER: özellikle, özellikle de, başta, bilhassa, bilhassa

GT GD C H L M O
ethical /ˈeθ.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: törel, ahlâki, ahlâklı, ahlâka uygun, reçete ile verilen; USER: etik, ahlaki, etik bir

GT GD C H L M O
even /ˈiː.vən/ = ADVERB: bile, hatta, dahi, üstelik, tam; ADJECTIVE: çift, çift, düz, eşit, dengeli, tam, düzenli, başabaş, sakin, fit olmuş, düzleşmek, düz olmak, düzleştirmek, eşit olarak bölüştürmek, düzlemek; USER: hatta, bile, da, daha, dahi

GT GD C H L M O
everyone /ˈev.ri.wʌn/ = PRONOUN: herkes, her biri; USER: herkes, herkesin, herkese, herkesi, everyone, everyone

GT GD C H L M O
evidence /ˈev.ɪ.dəns/ = NOUN: kanıt, delil, bulgu, ifade, ispat, tanıklık, iz, belirti, tanık, açıklık, şahit; VERB: kanıtlamak; USER: kanıt, delil, kanıtlar, kanıtı, kanıtları

GT GD C H L M O
example /ɪɡˈzɑːm.pl̩/ = NOUN: örnek, misal, ibret, ders; USER: örnek, Örneğin, örnekte, örneği, örneği

GT GD C H L M O
examples /ɪɡˈzɑːm.pl̩/ = NOUN: örnek, misal, ibret, ders; USER: örnekler, örnekleri, örnek, örneklerini, örneklerle

GT GD C H L M O
existent /ɪɡˈzɪs.tənt/ = ADJECTIVE: mevcut, var olan, bugünkü; USER: mevcut, peyda, var olan, varolmayan, existent

GT GD C H L M O
exists /ɪɡˈzɪst/ = VERB: var olmak, bulunmak, yaşamak, olmak; USER: var, bulunmaktadır, mevcut, vardır, mevcuttur

GT GD C H L M O
expects /ɪkˈspekt/ = VERB: beklemek, ummak, ümit etmek, sanmak; USER: bekliyor, beklediğini, bekler, beklemektedir, beklediği

GT GD C H L M O
explaining /ɪkˈspleɪ.nɪŋ/ = NOUN: hesap verme; USER: açıklayan, anlatan, açıklamak, açıklama, açıklayarak

GT GD C H L M O
explore /ɪkˈsplɔːr/ = VERB: keşfetmek, araştırmak, muayene etmek, kontrol etmek; USER: keşfetmek, keşfedebilirsiniz, keşfetmeye, araştırmak, keşfedin

GT GD C H L M O
extent /ɪkˈstent/ = NOUN: derece, kapsam, ölçü, boyut, uzunluk, genişlik, alan, yükseklik; USER: derece, kapsam, ölçüde, dereceye, oranda

GT GD C H L M O
extreme /ɪkˈstriːm/ = ADJECTIVE: aşırı, son derece, olağanüstü, şiddetli, en uç, kesin, ölçüsüz, mutlâk; NOUN: son derece, aşırılık, sınır, aşırı derece, tezat, en uç nokta, ölçüsüzlük, çıkmaz; USER: aşırı, uç, ekstrem, son derece, extreme

GT GD C H L M O
extremely /ɪkˈstriːm.li/ = ADVERB: son derece, aşırı, aşırı derecede, fazlasıyla, aşırı boyutta; USER: son derece, derece, çok, oldukça, aşırı

GT GD C H L M O
fair /feər/ = ADJECTIVE: adil, makul, uygun, dürüst, orta, doğru, güzel, iyi, açık; NOUN: fuar, panayır; ADVERB: adilane; USER: adil, makul, fuar, adil bir, fuarı

GT GD C H L M O
fascinating /ˈfasəˌnāt/ = ADJECTIVE: büyüleyici, etkileyici, çekici; USER: büyüleyici, büyüleyici bir, ilginç, etkileyici, ilginç bir

GT GD C H L M O
fashioned /ˌəʊldˈfæʃ.ənd/ = VERB: biçimlendirmek, yapmak, uydurmak; USER: moda, moda bir, fashioned, kafalı, modası

GT GD C H L M O
faults /fɒlt/ = NOUN: hata, arıza, fay, kusur, suç, yanlış, kabahat, yanlışlık, çatlak, günah; VERB: kusur bulmak, kınamak, ayıplamak, hatası olmak, suçu olmak, kusurlu olmak; USER: hataları, hatalar, faylar, hata, arızalar

GT GD C H L M O
favour /ˈfeɪ.vər/ = NOUN: iyilik, iyilik, iyilik, iyilik, lütuf, lütuf, lütuf, lütuf, yardım, yardım, yardım, yardım, iltimas, iltimas, iltimas, iltimas, ayrıcalık, ayrıcalık, ayrıcalık, ayrıcalık, hediye, hediye, hediye, hediye, kayırma, kayırma, kayırma, kayırma, sevilme, sevilme, sevilme, sevilme, beğenilme, beğenilme, beğenilme, beğenilme, koruma, koruma, koruma, koruma, şeref nişanı, taraftarlık, taraftarlık, şeref nişanı, şeref nişanı, şeref nişanı, taraftarlık, taraftarlık; VERB: desteklemek, desteklemek, kayırmak, kayırmak, iyilik etmek, iyilik etmek, tutmak, tutmak, yardımda bulunmak, yardımda bulunmak, kabul etmek, kabul etmek, benzemek, şereflendirmek, dikkat göstermek, dikkat göstermek, benzemek, şereflendirmek; USER: lehine, iyilik, tercih

GT GD C H L M O
fear /fɪər/ = NOUN: korku, korkma, endişe, kaygı, dehşet, çekinme, sıkıntı, dert, risk; VERB: korkmak, endişe etmek, kuşkulanmak, kuruntu etmek, çekinmek, Allah'tan korkmak; USER: korku, korkusu, korkusuyla, korkuyu, korkunun

GT GD C H L M O
fears /fɪər/ = NOUN: endişe, kaygı, kuşku, şüphe, kuruntu; USER: endişe, korkuları, korkular, korkularını, korku

GT GD C H L M O
fell /fel/ = ADJECTIVE: zalim, insafsız, merhametsiz, öldürücü; VERB: kesmek, kesip devirmek, yere yıkmak; NOUN: post, deri, kır, tepe, dik saç, otlak; USER: düştü, yere bıraktı, geriledi, düşmüştür, gerilemiştir, gerilemiştir

GT GD C H L M O
few /fjuː/ = ADJECTIVE: az, azıcık, kıt; NOUN: az miktar; USER: az, birkaç, kaç, az sayıda, bazı, bazı

GT GD C H L M O
fewer /fyo͞o/ = USER: daha az, az, Daha azını, az sayıda, daha az sayıda

GT GD C H L M O
fig /fɪɡ/ = NOUN: vefa, doğruluk, bağlılık, uygunluk, sadakât; USER: incir, şek, şekil, fig, Res

GT GD C H L M O
filion = USER: Filion, seyahatseverlerin Filion, al Filion,

GT GD C H L M O
finally /ˈfaɪ.nə.li/ = ADVERB: nihayet, sonunda, son olarak, en sonunda, sözün kısası; USER: son olarak, sonunda, nihayet, Son, Sonuç olarak, Sonuç olarak

GT GD C H L M O
first /ˈfɜːst/ = ADJECTIVE: ilk, birinci, baş, başta gelen, önde gelen; ADVERB: önce, ilk olarak, öncelikle, ilk kez, başta, ilkönce; NOUN: birincilik, başlangıç, birinci gelen şey; USER: ilk, birinci, siz, önce, öncelikle, öncelikle

GT GD C H L M O
firstly /ˈfɜːst.li/ = ADVERB: önce, ilk olarak, ilkin, birinci olarak; USER: ilk olarak, öncelikle, ilk, önce, ilk önce

GT GD C H L M O
focuses /ˈfəʊ.kəs/ = NOUN: odak, odak noktası, dikkati toplayan şey; VERB: odaklamak, odağı ayarlamak, bir noktada toplamak; USER: odaklanır, duruluyor, odaklanmaktadır, odaklanan, odaklanmıştır

GT GD C H L M O
for /fɔːr/ = PREPOSITION: için, amacıyla, dolayı, uygun, göre, karşı, yönünde, doğru, yarayan, sebebiyle; CONJUNCTION: dolayı, nedeniyle, çünkü, zira; USER: için, boyunca, for, üzere, üzere

GT GD C H L M O
forbid /fəˈbɪd/ = VERB: yasaklamak, menetmek, olanak vermemek, engel olmak; USER: yasaklamak, korusun, esirgesin, yasakladı

GT GD C H L M O
force /fɔːs/ = VERB: zorlamak; NOUN: kuvvet, güç, zorlama, zor, şiddet, baskı, geçerlilik, etki, birlik, yürürlük, kudret; USER: zorlamak, kuvvet, zorla, zorlar, güç

GT GD C H L M O
form /fɔːm/ = NOUN: form, biçim, şekil, kalıp, yapı, tarz, sınıf, yöntem, model, vücut, beden, sıra, tavır, davranış, karakter; VERB: oluşturmak, kurmak, biçimlendirmek, şekillendirmek, şekillenmek, düzenlemek, şekil vermek, şekil almak, biçim almak; USER: biçim, form, şekil, formu, şeklinde

GT GD C H L M O
forms /fɔːm/ = USER: formlar, formları, form, biçimleri, şekillerde, şekillerde

GT GD C H L M O
free /friː/ = ADJECTIVE: ücretsiz, serbest, özgür, bedava, boş, bağımsız, hür, muaf; ADVERB: ücretsiz, serbestçe; VERB: kurtarmak, serbest bırakmak; USER: ücretsiz, serbest, özgür, bedava, Free, Free

GT GD C H L M O
freedom /ˈfriː.dəm/ = NOUN: özgürlük, hürriyet, bağımsızlık, istiklâl, irade, muafiyet, açık sözlülük, laubalilik, seçme hakkı, fahri üyelik, onursal üyelik; USER: özgürlük, özgürlüğü, özgürlüğünü, özgürlüğüne, özgürlüğünün

GT GD C H L M O
freedoms /ˈfriː.dəm/ = NOUN: özgürlük, hürriyet, bağımsızlık, istiklâl, irade, muafiyet, açık sözlülük, laubalilik, seçme hakkı, fahri üyelik, onursal üyelik; USER: özgürlükler, özgürlükleri, özgürlüklerin, özgürlüklere, özgürlüklerini

GT GD C H L M O
freely /ˈfriː.li/ = ADVERB: serbestçe, özgürce, bağımsız olarak, rahat bir şekilde; USER: serbestçe, özgürce, serbest, rahatça, özgür

GT GD C H L M O
from /frɒm/ = PREPOSITION: itibaren, -dan, -den, beri, dolayı, yüzünden, -den beri; USER: itibaren, adlı, adlı işletmeye, gelen, dan, dan

GT GD C H L M O
full /fʊl/ = ADJECTIVE: tam, dolu, geniş, tok, bol, meşgul, öz, etine dolgun, balıketi, elinden gelenin en iyisi, son; NOUN: doluluk, dolu şey, son had; VERB: yıkayıp çektirmek, yıkayıp büzmek; USER: tam, dolu, tam bir, tüm, hizmetlere tam

GT GD C H L M O
future /ˈfjuː.tʃər/ = NOUN: gelecek, istikbal, gelecek zaman, gelecekte olacak şey, vadeli sözleşme; ADJECTIVE: gelecek, ilerideki, ileriki, müstakbel, vadeli; USER: gelecek, gelecekte, gelecekteki, geleceği, geleceğe

GT GD C H L M O
gave /ɡeɪv/ = VERB: vermek, ödemek, hediye etmek, gitmek, esnemek, uçlanmak, düzenlemek, yapıvermek; USER: verdi, verdim, vermiştir, veren, verdiği, verdiği

GT GD C H L M O
gender /ˈdʒen.dər/ = NOUN: cinsiyet, cins, isim cinsi; USER: cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyete, cinsiyeti, cins

GT GD C H L M O
generate /ˈdʒen.ər.eɪt/ = VERB: oluşturmak, üretmek, meydana getirmek, doğurmak, var etmek, dünyaya getirmek; USER: oluşturmak, üretmek, elde, oluşturur, oluşturabilir

GT GD C H L M O
generous /ˈdʒen.ər.əs/ = ADJECTIVE: cömert, zengin, bol, verimli, eli açık, yüce gönüllü, bereketli; USER: cömert, cömert bir, zengin, bol

GT GD C H L M O
generously /ˈdʒen.ər.əs/ = ADVERB: bol bol; USER: bol bol, cömertçe, cömert, bolca, cömert bir"

GT GD C H L M O
given /ˈɡɪv.ən/ = ADJECTIVE: verilmiş, belli, belirlenmiş, bilinen, doğuştan olan, tarihli ve onaylı; USER: verilmiş, verilen, verilmiştir, verilir, verildi, verildi

GT GD C H L M O
go /ɡəʊ/ = VERB: gitmek, geçmek, girmek, olmak, ölmek, başlamak, uymak, kaybolmak; NOUN: gitme, gidiş, gayret, deneme; USER: gitmek, gidin, gidip, go, devam, devam

GT GD C H L M O
going /ˈɡəʊ.ɪŋ/ = NOUN: gidiş, gitme, yol durumu, gidişat, tempo; ADJECTIVE: giden, işleyen, başarılı, satılan; USER: gidiş, giden, gidiyor, olacak, devam, devam

GT GD C H L M O
good /ɡʊd/ = ADJECTIVE: iyi, güzel, çok, yararlı, sağlam, uslu, hayırlı, emin, sağlığa yararlı, dolu dolu; ADVERB: oldukça; NOUN: hayır; USER: iyi, iyi bir, good, güzel, güzel

GT GD C H L M O
great /ɡreɪt/ = ADJECTIVE: büyük, mükemmel, iyi, önemli, çok iyi, muazzam, ulu, ünlü, hevesli; USER: büyük, harika, büyük bir, harika bir, great, great

GT GD C H L M O
group /ɡruːp/ = NOUN: grup, topluluk, küme, takım, heyet, öbek, kafile, kütle, manga, filo; VERB: gruplandırmak, sınıflandırmak, gruplaşmak, toplanmak; USER: grup, grubu, grubunda, grubunun, grubuna

GT GD C H L M O
groups /ɡruːp/ = NOUN: grup, topluluk, küme, takım, heyet, öbek, kafile, kütle, manga, filo; VERB: gruplandırmak, sınıflandırmak, gruplaşmak, toplanmak; USER: gruplar, grupları, grup, grupların, gruplarının

GT GD C H L M O
guide /ɡaɪd/ = NOUN: kılavuz, rehber, el kitabı, yönetmelik, yol işareti, danışman, model, örnek; VERB: yönlendirmek, yol göstermek, rehberlik etmek, önderlik etmek, öncülük etmek, sevketmek, götürmek, idare etmek; USER: rehberlik, yol, rehber, kılavuzu, kılavuzluk

GT GD C H L M O
had /hæd/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak; USER: vardı, oldu, kaldı, zorunda, sahip, sahip

GT GD C H L M O
hansen

GT GD C H L M O
happens /ˈhæp.ən/ = VERB: olmak, meydana gelmek, rastlamak, cereyan etmek, başından geçmek, tesadüf etmek, başına gelmek; USER: olur, umulur, durumda, oluyor, olmuyor, olmuyor

GT GD C H L M O
has /hæz/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak; USER: vardır, sahip, sahiptir, var, olan, olan

GT GD C H L M O
have /hæv/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak; NOUN: hile, varlıklı kimse, üçkâğıt, kumpas; USER: var, sahip, zorunda, vardır, olması, olması

GT GD C H L M O
having /hæv/ = ADJECTIVE: sahip olan, -li; USER: sahip olan, sahip, olan, zorunda, olması, olması

GT GD C H L M O
havoc /ˈhæv.ək/ = NOUN: tahribat, zarar, yıkım, hasar, karışıklık; USER: tahribat, hasara, büyük hasara, harap, zarar

GT GD C H L M O
he /hiː/ = PRONOUN: o, kendisi; NOUN: erkek; USER: o, diye, onun, de, da, da

GT GD C H L M O
headon = ADVERB: kafa kafaya, kafadan; USER: doğrudan, Headon,

GT GD C H L M O
health /helθ/ = NOUN: sağlık, sağlık durumu, sıhhat, afiyet; ADJECTIVE: sağlık; USER: sağlık, sağlığı, sağlığını, sağlığına, sağlığına

GT GD C H L M O
heard /hɪər/ = VERB: duymak, dinlemek, işitmek, öğrenmek, haber almak, kulak vermek, ifadesini almak, mektup almak, onaylamak; USER: duydum, duymuş, duydun, duydunuz, duymadım

GT GD C H L M O
heart /hɑːt/ = NOUN: yürek, gönül, can, göbek, cesaret, kâlp, kupa, vicdan, orta kısım; USER: yürek, kalp, kalbinde, merkezinde, kalbi

GT GD C H L M O
heartfelt /ˈhɑːt.felt/ = ADJECTIVE: içten, yürekten, samimi, candan, içten gelen; USER: içten, yürekten, samimi, kalbimle, gönülden

GT GD C H L M O
help /help/ = NOUN: yardım, yardımcı, imdat, çözüm, çare, hizmetçi, muavin; VERB: yardımcı olmak, yardım etmek, kurtarmak, yararı olmak, imdadına yetişmek, elinde olmak, başa çıkmak; USER: yardım, yardımcı, yardıma, yardımcı olmak

GT GD C H L M O
helpful /ˈhelp.fəl/ = ADJECTIVE: faydalı, yardımcı, yararlı, yardımsever; USER: yararlı, yardımcı, faydalı, faydalı olarak, ilgili bir sorun mu

GT GD C H L M O
helping /ˈhel.pɪŋ/ = NOUN: porsiyon; ADJECTIVE: yardımı olan, faydası dokunan; USER: yardım, yardımcı, yardımcı olmak, yardımcı olur, yardımcı oluyor

GT GD C H L M O
her /hɜːr/ = PRONOUN: onu, onun, ona, o, kendisi, kendine; USER: onu, onun, ona, kendi, onunla

GT GD C H L M O
heyday /ˈheɪ.deɪ/ = NOUN: altın çağ, doruk, en parlak dönem; USER: altın çağ, doruk, parlak, altın çağında, altın çağlarını

GT GD C H L M O
highly /ˈhaɪ.li/ = ADVERB: son derece, çok, büyük ölçüde, çok iyi; USER: son derece, çok, yüksek, derece, oldukça

GT GD C H L M O
his /hɪz/ = PRONOUN: onun, onunki; USER: onun, yaptığı, kendi, kendi

GT GD C H L M O
historical /hɪˈstɒr.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: tarihi, tarihsel, tarihe geçmiş, önemli, evrimsel; USER: tarihsel, tarihi, historical, tarih, geçmiş

GT GD C H L M O
history /ˈhɪs.tər.i/ = NOUN: tarih, geçmiş, hikâye, kayıtlar, gelişim aşmaları; USER: tarih, geçmişi, tarihi, tarihinin, geçmiş, geçmiş

GT GD C H L M O
hogwash = USER: hogwash, atmasyon, saçmalık, uydurmaca, beş para etmediği

GT GD C H L M O
hope /həʊp/ = NOUN: umut, ümit, beklenti; VERB: ummak, ümit etmek, beklemek, istemek, arzu etmek; USER: umut, umuyoruz, umuyorum, umarım, istiyoruz

GT GD C H L M O
hoping /həʊp/ = NOUN: umma; ADJECTIVE: ümitli; USER: umut, umuduyla, umuyordum, umuyor, umuyorum, umuyorum

GT GD C H L M O
how /haʊ/ = ADVERB: nasıl, ne, ne kadar, nereden, ne durumda; NOUN: yöntem, yapma yöntemi; USER: nasıl, ne, ne kadar, kadar, nasıl Yapılır, nasıl Yapılır

GT GD C H L M O
however /ˌhaʊˈev.ər/ = CONJUNCTION: ancak, ama, oysa, halbuki, her ne şekilde; ADVERB: her nasılsa, her halükârda, nasıl olursa olsun, nasıl oldu da; USER: ancak, Bununla birlikte, ise, yandan, Bununla, Bununla

GT GD C H L M O
hugely /ˈhjuːdʒ.li/ = ADVERB: dev gibi, olağanüstü bir şekilde, kocaman; USER: derece, büyük ölçüde, ölçüde, oldukça, son derece

GT GD C H L M O
human /ˈhjuː.mən/ = NOUN: insan, insanlık, insanoğlu; ADJECTIVE: insan, insani, beşeri; USER: insan, insani, insanın, beşeri

GT GD C H L M O
humans /ˈhjuː.mən/ = NOUN: insan, insanlık, insanoğlu; USER: insanlar, insan, insanlarda, insanların, insanlara

GT GD C H L M O
hurled /hɜːl/ = VERB: savurmak, fırlatmak, atmak, yağdırmak, İrlanda hokeyi oynamak; USER: fırlattı, atılan, fırlattılar, savurdu, fırlatılması

GT GD C H L M O
i /aɪ/ = PRONOUN: ben, I, one, I; USER: ben, i, ı, bir

GT GD C H L M O
idea /aɪˈdɪə/ = NOUN: fikir, düşünce, görüş, amaç, plan, kanı, niyet; USER: fikir, fikri, bir fikir, fikrim, fikirdir, fikirdir

GT GD C H L M O
ideas /aɪˈdɪə/ = NOUN: fikir, düşünce, görüş, amaç, plan, kanı, niyet; USER: fikirler, fikirleri, fikir, fikirlerin, fikirlerini

GT GD C H L M O
identity /aɪˈden.tɪ.ti/ = NOUN: kimlik, özdeşlik, kişilik, hüviyet, aynılık, benzerlik; USER: kimlik, kimliği, kimliğini, kimliğinin, kimliğin

GT GD C H L M O
ideograms /ˈidēəˌɡram,ˈīdēəˌɡram/ = NOUN: ideogram, fikir belirten işaret; USER: ideogramların, ideogramlar, ideograms, ideograms olan,

GT GD C H L M O
image /ˈɪm.ɪdʒ/ = NOUN: görüntü, resim, imaj, şekil, simge, kopya, heykel, put, benzetme, benzer; USER: görüntü, dosyasını, resim, image, resmi

GT GD C H L M O
immortal /ɪˈmɔː.təl/ = ADJECTIVE: ölümsüz, ebedi, ölmez, sonsuz; NOUN: ölümsüz varlık; USER: ölümsüz, immortal, ölümsüz bir, ölümsüzdür, ebedi

GT GD C H L M O
impact /imˈpakt/ = NOUN: etki, darbe, çarpma, çarpışma, vuruş, şok; VERB: sıkıştırmak, pekiştirmek; USER: etki, darbe, etkisi, etkisini, etkileri

GT GD C H L M O
implications /ˌɪm.plɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: içerme, bulaştırma, içine sokma, dolaşma, ima etme, dolaylı anlatma; USER: etkileri, sonuçları, etkilerini, sonuçlar, sonuçlarını

GT GD C H L M O
importance /ɪmˈpɔː.təns/ = NOUN: önem, ehemmiyet, itibar, kibir, saygınlık; USER: önem, önemi, önemini, önemli, öneme, öneme

GT GD C H L M O
important /ɪmˈpɔː.tənt/ = ADJECTIVE: önemli, mühim, ciddi, saygın, nüfuzlu, kibirli, okkalı, sözü geçer, kendini beğenmiş; USER: önemli, önemlidir, önemli bir, önem, önem

GT GD C H L M O
in /ɪn/ = ADVERB: içinde; PREPOSITION: içinde, olarak, -de, -da, halinde, içine, içeri; ADJECTIVE: yerinde, iç, içeride, evde; USER: içinde, olarak, bölgesindeki, yılında, in, in

GT GD C H L M O
included /ɪnˈkluːd/ = ADJECTIVE: dahil, içinde; USER: dahil, dahildir, yer, birlikte, bulunan

GT GD C H L M O
including /ɪnˈkluː.dɪŋ/ = PREPOSITION: dahil, kapsayan; ADJECTIVE: içeren; USER: dahil, dahil olmak üzere, dahil olmak, gibi, içeren, içeren

GT GD C H L M O
increasingly /ɪnˈkriː.sɪŋ.li/ = ADVERB: giderek, artan bir şekilde, gitgide artarak; USER: giderek, giderek daha, artan, gittikçe, giderek artan, giderek artan

GT GD C H L M O
independent /ˌindəˈpendənt/ = ADJECTIVE: bağımsız, serbest, özgür, hür, maddi yönden bağımsız, kendi geçimini sağlayan; USER: bağımsız, bağımsız bir, bağımsız olarak, bağımsızdır, serbest

GT GD C H L M O
indirectly /ˌɪn.daɪˈrekt/ = ADVERB: dolaylı olarak, endirekt olarak, dolambaçlı biçimde; USER: dolaylı olarak, dolaylı, da dolaylı, dolaylı yoldan, da dolaylı olarak

GT GD C H L M O
individual /ˌindəˈvijəwəl/ = ADJECTIVE: bireysel, tek, kişisel, özel, şahsi, özgün, birbirinden ayrı, başlıbaşına; NOUN: birey, kişi, şahıs, fert; USER: bireysel, tek tek, tek, birey, bireyin

GT GD C H L M O
individuals /ˌindəˈvijəwəl/ = NOUN: birey, kişi, şahıs, fert; USER: bireyler, bireylerin, kişi, kişiler, kişilerin

GT GD C H L M O
influence /ˈɪn.flu.əns/ = VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek; NOUN: etki, nüfuz, tesir, torpil; USER: etkilemek, etki, etkileyen, etkileyebilir, etkilemeye

GT GD C H L M O
influenced /ˈɪn.flu.əns/ = VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek; USER: etkiledi, etkilenmiş, etkilenir, etkilemiştir, etkilemiş

GT GD C H L M O
influences /ˈɪn.flu.əns/ = NOUN: etki, nüfuz, tesir, torpil; VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek; USER: etkiler, etkileri, etkilere, etkilerin, etkilerden

GT GD C H L M O
input /ˈɪn.pʊt/ = NOUN: giriş, girdi, veri girişi; USER: giriş, girişi, girdi, input, girişini

GT GD C H L M O
inspiration /ˌɪn.spɪˈreɪ.ʃən/ = NOUN: ilham, esin, fikir, telkin, nefes alma, vahiy; USER: ilham, ilham kaynağı, esin, inspirasyon, esin kaynağı

GT GD C H L M O
institution /ˌɪn.stɪˈtjuː.ʃən/ = NOUN: kurum, kuruluş, tesis, dernek, tımarhane, hapishane, atama, kurum binası, yerleşmiş uygulama, tanınan kimse, kurma, tesis etme; USER: kurum, kurumu, kurumun, kuruma, kuruluş

GT GD C H L M O
intensity /ɪnˈten.sɪ.ti/ = NOUN: yoğunluk, şiddet, güç, gerilim, koyuluk, çarpıcılık; USER: yoğunluk, yoğunluğu, yoğunluğunu, şiddeti, yoğunluklu

GT GD C H L M O
into /ˈɪn.tuː/ = PREPOSITION: içine, haline, içeriye, -e, -ye; USER: içine, haline, halinde, olarak, doğru, doğru

GT GD C H L M O
invaluable /ɪnˈvæl.jʊ.bl̩/ = ADJECTIVE: paha biçilmez; USER: paha biçilmez, değerli, çok değerli, paha biçilemez, paha biçilmez bir

GT GD C H L M O
invasion /ɪnˈveɪ.ʒən/ = NOUN: istila, saldırı, ihlal, akın, tecâvüz, nöbet, kriz; USER: istila, işgali, işgal, invazyon, istilası

GT GD C H L M O
investigates /inˈvestiˌgāt/ = VERB: araştırmak, incelemek, soruşturmak; USER: inceler, araştıran, araştırır, incelemektedir, araştırıyor

GT GD C H L M O
involved /ɪnˈvɒlvd/ = ADJECTIVE: ilgili, karışmış, ilişkili, kapsayan, bulaşmış, karışık, dalmış, kapılmış; USER: ilgili, dahil, yer, katılan, alan

GT GD C H L M O
involving /ɪnˈvɒlv/ = VERB: karıştırmak, kapsamak, sarmak, bulaştırmak, sokmak, gerektirmek, yol açmak; USER: ilgili, içeren, ile ilgili, kapsayan, dahil

GT GD C H L M O
is /ɪz/ = USER: olduğunu, olduğu, olan, bir, olup, olup

GT GD C H L M O
it /ɪt/ = PRONOUN: o, onu, ona, ebe, cazibe, çekicilik, şahsiyet, ilişki, önemli kimse; NOUN: cinsel ilişki; USER: o, onu, bu, bunu, it, it

GT GD C H L M O
italics /ɪˈtæl.ɪks/ = NOUN: italik yazı; USER: italik yazı, italik, eğik, italikler, italik olarak

GT GD C H L M O
its /ɪts/ = PRONOUN: onun, kendi, onunki; USER: kendi, onun, olan, da, de, de

GT GD C H L M O
itself /ɪtˈself/ = PRONOUN: kendisi, kendini, kendi, bizzat, sadece; USER: kendisi, kendini, kendisini, kendi, kendisine

GT GD C H L M O
journey /ˈdʒɜː.ni/ = NOUN: yolculuk, seyahat, yol, gezi, sefer, seyir, mesafe; VERB: seyahat etmek, geziye çıkmak; USER: yolculuk, seyahat, yolculuğa, yolculuğu, yolculuğun

GT GD C H L M O
judges /dʒʌdʒ/ = NOUN: yargıç, hakim, hakem, ekspert, uzman; USER: hakim, hakimler, yargıçlar, hâkim, yargıçların

GT GD C H L M O
just /dʒʌst/ = ADVERB: sadece, yalnızca, tam, az önce, henüz, şimdi, yalnız, sade; ADJECTIVE: adil, tam, haklı, doğru; USER: sadece, hemen, yalnızca, adil, gibi, gibi

GT GD C H L M O
justice /ˈdʒʌs.tɪs/ = NOUN: adalet, yargı, hak, doğruluk, hakim, dürüstlük, yargıç; USER: adalet, adaleti, Justice, adaletin, adalete, adalete

GT GD C H L M O
justified /ˈdʒʌs.tɪ.faɪd/ = VERB: haklı göstermek, haklı çıkarmak, doğrulamak, aklamak, savunmak, düzeltmek, hak vermek, ayarlamak, satır uzunluğunu ayarlamak; USER: haklı, gerekçeli, yaslanmış, haklı bir, gerekçelendirilmiş

GT GD C H L M O
keep /kiːp/ = ADJECTIVE: istekli, keskin, meraklı, hevesli, düşkün, güçlü, zeki, büyük, şiddetli, sert, şahane, uygun, harika, ucuz, ince; NOUN: matem türküsü; VERB: ağıt yakmak, ölenin ardından ağlamak; USER: tutmak, devam, tutun, tutmaya, korumak

GT GD C H L M O
kindness /ˈkaɪnd.nəs/ = NOUN: iyilik, nezaket, lütuf, şefkât, iltifat; USER: nezaket, iyilik, şefkat, nezaketi, kindness

GT GD C H L M O
kinds /kaɪnd/ = NOUN: tür, çeşit, cins, nitelik, aynı şekil, aşai rabbani ayinindeki ekmek veya su; USER: türlü, tür, çeşit, çeşitleri, türde

GT GD C H L M O
know /nəʊ/ = VERB: bilmek, tanımak, tatmak, farketmek, başından geçmek, ayırt etmek, ilişkisi olmak; USER: bilmek, biliyorum, biliyor, bekleyebileceğinizi bilmek, biliyoruz, biliyoruz

GT GD C H L M O
larger /lɑːdʒ/ = USER: büyük, daha büyük, daha büyük bir, büyük bir, geniş, geniş

GT GD C H L M O
last /lɑːst/ = NOUN: son, son şey; ADJECTIVE: son, geçen, en son, önceki, sonuncu, son derece; ADVERB: son, son olarak, son kez, sonunda; USER: son, son yorumlanan, geçen, son olarak, en son, en son

GT GD C H L M O
left /left/ = NOUN: sol, sol taraf; ADJECTIVE: sol, soldaki, artık; ADVERB: sola, sol tarafa; USER: sol, yaptı, terk, yapmamışlar, bıraktı

GT GD C H L M O
level /ˈlev.əl/ = NOUN: seviye, düzey, düzlük, zemin, düzeç; VERB: dengelemek; ADJECTIVE: seviyeli, düz, yatay, dengeli, aynı seviyede, dürüst; USER: seviye, düzey, seviyesi, düzeyi, düzeyde, düzeyde

GT GD C H L M O
like /laɪk/ = ADJECTIVE: gibi, benzer, aynı; ADVERB: gibi, benzer; PREPOSITION: gibi, benzer, falan, aynı; NOUN: benzer; VERB: beğenmek; CONJUNCTION: sanki; USER: gibi, benzeri, benzerim, gibi bir, böyle, böyle

GT GD C H L M O
likewise /ˈlaɪk.waɪz/ = ADVERB: aynı şekilde, ayrıca, dahi, hem; USER: aynı şekilde, Benzer şekilde, aynı, Keza, de aynı şekilde

GT GD C H L M O
linked /ˈseks.lɪŋkt/ = ADJECTIVE: bağımlı, tabi; USER: bağlantılı, bağlı, bağlantılıdır, bağlıdır, bağlantı

GT GD C H L M O
little /ˈlɪt.l̩/ = ADJECTIVE: küçük, az, ufak, bayağı, adi, dar görüşlü; ADVERB: azıcık, hemen hemen hiç; NOUN: ufak şey, az miktar, az zaman; USER: az, küçük, biraz, küçük bir, çok az, çok az

GT GD C H L M O
littlewood

GT GD C H L M O
long /lɒŋ/ = ADJECTIVE: uzun, uzun vadeli, büyük; NOUN: uzun süre, uzun zaman, uzunluk; ADVERB: uzun zamandır, çoktan, epeydir; VERB: özlemek, arzu etmek, özlemini çekmek; USER: uzun, uzun bir, kadar, uzunluğunda, uzun süre, uzun süre

GT GD C H L M O
look /lʊk/ = VERB: bakmak, görünmek, göstermek, ummak, ümit etmek; NOUN: bakış, bakma, görünüş, nazar, yüz ifadesi; USER: bakmak, bakın, bak, aramak, görünüm, görünüm

GT GD C H L M O
loss /lɒs/ = NOUN: zarar, kayıp, zayi; USER: kayıp, zarar, kaybı, kaybına, dökülmesi

GT GD C H L M O
lot /lɒt/ = NOUN: çok, bir sürü, arsa, hisse, kader, kısmet, nasip; VERB: taksim etmek, bölüştürmek, kura ile paylaştırmak; USER: çok, sürü, yeri, çok şey, birçok, birçok

GT GD C H L M O
lots /lɒt/ = NOUN: çok, bir sürü, arsa, hisse, kader, kısmet, nasip; VERB: taksim etmek, bölüştürmek, kura ile paylaştırmak; USER: çok, sürü, fazlası hakkında öneriler sağlar, fazlası, birçok, birçok

GT GD C H L M O
made /meɪd/ = ADJECTIVE: yapılmış, üretilmiş, garantili; USER: yapılmış, yapılan, yaptı, yapılır, yapılmıştır

GT GD C H L M O
magic /ˈmædʒ.ɪk/ = NOUN: büyü, sihir, sihirbazlık, büyücülük; USER: büyü, Magic, sihirli, sihir, sihirli bir, sihirli bir

GT GD C H L M O
make /meɪk/ = VERB: yapmak, sağlamak, etmek, yaptırmak, elde etmek, varmak, ilişki kurmak; NOUN: kazanç, verim, yapı, biçim, yapılış şekli; USER: yapmak, olun, olmak, hale, kazanmak, kazanmak

GT GD C H L M O
makes /meɪk/ = VERB: yapmak, sağlamak, etmek, yaptırmak, elde etmek, varmak, ilişki kurmak; NOUN: kazanç, verim, yapı, biçim, yapılış şekli; USER: yapar, yapan, kılan, sağlar, hale getirir

GT GD C H L M O
male /meɪl/ = NOUN: erkek; ADJECTIVE: erkek, eril; USER: erkek, male, bay, bay Bu, bir erkek

GT GD C H L M O
malevolent /məˈlev.əl.ənt/ = ADJECTIVE: kötü niyetli, art niyetli, kötücül, kindar; USER: kötü niyetli, art niyetli, niyetli, malevolent, kötücül

GT GD C H L M O
malignant /məˈlɪɡ.nənt/ = ADJECTIVE: habis, kötücül, kötü niyetli, zarar verici; USER: habis, malign, kötü huylu, huylu, malin

GT GD C H L M O
malleable /ˈmæl.i.ə.bl̩/ = ADJECTIVE: dövülebilir, yumuşak, uysal, tokmaklanabilir; USER: uysal, dövülebilir, yumuşak, temper, biçimlendirilebilir

GT GD C H L M O
many /ˈmen.i/ = ADJECTIVE: çok, bir hayli, bir yığın; ADVERB: çok; NOUN: birçoğu; USER: çok, birçok, pek çok, pek, çok sayıda, çok sayıda

GT GD C H L M O
marsha

GT GD C H L M O
material /məˈtɪə.ri.əl/ = NOUN: malzeme, madde, gereç, kumaş; ADJECTIVE: maddi, maddesel, bedensel, gerekli, maddeci, zaruri; USER: malzeme, malzemesi, malzemenin, maddi, materyal

GT GD C H L M O
maximize /ˈmæk.sɪ.maɪz/ = VERB: maksimuma çıkarmak, en geniş anlamı ile açıklamak; USER: maksimuma çıkarmak, maksimize, en üst düzeye çıkarmak, üst düzeye çıkarmak, en üst düzeye

GT GD C H L M O
may /meɪ/ = VERB: olası olmak, mümkün olmak, -ebilmek, -abilmek; USER: olabilir, may, may

GT GD C H L M O
me /miː/ = PRONOUN: bana, beni; USER: bana, beni, benim, me, benimle, benimle

GT GD C H L M O
means /miːnz/ = NOUN: araç, vesile, varlık, para, servet; USER: araç, anlamına gelir, gelir, demektir, anlamına, anlamına

GT GD C H L M O
mechanisms /ˈmek.ə.nɪ.zəm/ = NOUN: mekanizma, işleyiş, teknik, mekanikçilik; USER: mekanizmaları, mekanizmalar, mekanizmalarının, mekanizmaların, mekanizmalarını, mekanizmalarını

GT GD C H L M O
media /ˈmiː.di.ə/ = NOUN: medya, basın; USER: medya, Media, ortam, ortamı, medyanın

GT GD C H L M O
men /men/ = NOUN: Man; USER: erkekler, erkek, erkeklerin, erkeklerde, adam

GT GD C H L M O
mental /ˈmen.təl/ = ADJECTIVE: zihinsel, ruhsal, akıl, zekâ; USER: zihinsel, ruhsal, ruh, akıl, mental, mental

GT GD C H L M O
mighty /ˈmaɪ.ti/ = ADJECTIVE: güçlü, büyük, muazzam, zorlu, kuvvetli, aziz, pek çok; USER: güçlü, kudretli, güçlü bir, büyük, mighty

GT GD C H L M O
mild /maɪld/ = ADJECTIVE: hafif, yumuşak, ılıman, ılımlı, nazik, kibar; USER: hafif, yumuşak, hafif bir, ılıman, ılık

GT GD C H L M O
miles /maɪl/ = NOUN: mil, kara mili; USER: mil, kilometre, km, bölgesinin km, bölgesinin

GT GD C H L M O
military /ˈmɪl.ɪ.tər.i/ = ADJECTIVE: askeri; NOUN: ordu; USER: askeri, askerî, ordu, asker, askerlik

GT GD C H L M O
mind /maɪnd/ = NOUN: zihin, akıl, düşünce, fikir, us, hafıza, şuur, bellek, istek; VERB: dikkat etmek, dikkatli olmak, itaat etmek; USER: akla, zihin, sakıncası, mind, sorun

GT GD C H L M O
minds /maɪnd/ = NOUN: zihin, akıl, düşünce, fikir, us, hafıza, şuur, bellek, istek; VERB: dikkat etmek, dikkatli olmak, itaat etmek; USER: zihinleri, kafasında, zihninde, zihinlerini, zihinlerinde

GT GD C H L M O
mine /maɪn/ = PRONOUN: benim, benimki; NOUN: maden, mayın, maden ocağı, lağım, torpil, memba; VERB: mayın döşemek, kazıp çıkarmak, tünel kazmak, sinsice bozmak, maden işletmek, kazmak; USER: benim, mayın, maden, madeni, mine

GT GD C H L M O
misleading /ˌmɪsˈliː.dɪŋ/ = ADJECTIVE: yanıltıcı, göz boyayıcı; NOUN: göz boyama, şaşırtma; USER: yanıltıcı, yanıltıcıdır, misleading

GT GD C H L M O
modern /ˈmɒd.ən/ = ADJECTIVE: modern, çağdaş, bugünkü, çağcıl; NOUN: modern kimse; USER: modern, modern bir, çağdaş

GT GD C H L M O
more /mɔːr/ = ADJECTIVE: daha fazla, daha çok; ADVERB: daha, bir kat daha; NOUN: çok, fazla şey, fazlalık; USER: daha fazla, daha, fazla, fazlası, diğer, diğer

GT GD C H L M O
most /məʊst/ = ADVERB: en; NOUN: çoğu, en fazlası, en fazla miktar; ADJECTIVE: en çok, en fazla, pek çok; USER: en, çoğu, en çok, çok, en iyi, en iyi

GT GD C H L M O
mostly /ˈməʊst.li/ = ADVERB: çoğunlukla, genelde, başlıca; USER: çoğunlukla, çok, daha çok, çoğu, genellikle

GT GD C H L M O
motivation /ˌməʊ.tɪˈveɪ.ʃən/ = NOUN: motivasyon, güdü, dürtü, hareket ettirme; USER: motivasyon, motivasyonu, motivasyonunu, motive, motivasyonun

GT GD C H L M O
mountains /ˈmaʊn.tɪn/ = NOUN: dağ; USER: dağlar, dağların, dağlarda, dağ, dağları

GT GD C H L M O
moves /muːv/ = NOUN: hareket, hamle, taşınma, oynama, nakil; VERB: hareket etmek, taşınmak, ilerlemek, oynatmak, kımıldatmak, kımıldamak, kıpırdatmak; USER: hamle, hareket, hareket eder, hareketleri, hareketler

GT GD C H L M O
mr /ˈmɪs.tər/ = USER: Mr-abbreviation, Mr, Mr, Mr; USER: mr, bay, Sayın, Sn, Sn

GT GD C H L M O
much /mʌtʃ/ = ADVERB: veľa, oveľa, mnoho, veľmi, často, dosť, takmer, skoro; ADJECTIVE: významný významný

GT GD C H L M O
my /maɪ/ = PRONOUN: benim; USER: benim, my, Bana, zaman, Anasayfam, Anasayfam

GT GD C H L M O
mysterious /mɪˈstɪə.ri.əs/ = ADJECTIVE: gizemli, esrarengiz, esrarlı, bilinmeyen; USER: gizemli, gizemli bir, esrarengiz, esrarlı

GT GD C H L M O
need /niːd/ = NOUN: ihtiyaç, gerek, gereksinim, lüzum, muhtaçlık, yoksulluk; VERB: gerekmek, muhtaç olmak, ihtiyacı olmak; USER: gerek, ihtiyaç, gerekir, gereken, ihtiyacınız, ihtiyacınız

GT GD C H L M O
needed /ˈniː.dɪd/ = ADJECTIVE: lazım; USER: gerekli, gereken, ihtiyaç, gereklidir, tabi, tabi

GT GD C H L M O
neural /ˈnjʊə.rəl/ = ADJECTIVE: sinir, sinirsel; USER: sinir, nöral, sinirsel, yapay sinir, neural

GT GD C H L M O
neurosciences /ˈn(y)o͝orōˌsīəns/ = USER: sinir bilimleri, Neurosciences, Nörobilim, nörolojik bilimlerdeki,

GT GD C H L M O
neutral /ˈnjuː.trəl/ = ADJECTIVE: nötr, tarafsız, yansız, cinsiyet organı olmayan; NOUN: tarafsız ülke, tarafsız kimse; USER: nötr, tarafsız, nötral, tarafsız bir, doğal

GT GD C H L M O
never /ˈnev.ər/ = ADVERB: asla, hiç, hiçbir zaman, hiçbir şekilde, katiyen, hiçbir suretle, taş çatlasa, balık kavağa çıkınca; USER: asla, hiç, hiçbir zaman, hiçbir, hiçbir

GT GD C H L M O
new /njuː/ = ADJECTIVE: yeni, taze, modern, acemi, keşfedilmemiş; USER: yeni, yeni bir, okunmamış, new, new

GT GD C H L M O
no /nəʊ/ = ADJECTIVE: hiçbir, hiç, yasak, artık değil, gereksiz, no-, no, nope, nay, not, no, nay, nope, not, not a, no, hayır, numara, ret, aleyhte oy, red; USER: yok, hiçbir, hayır, hiç, herhangi, herhangi

GT GD C H L M O
non /nɒn-/ = PREFIX: olmayan, gayri, -siz, karşıtı; USER: olmayan, sigara, dışı, non, sivil

GT GD C H L M O
normally /ˈnɔː.mə.li/ = ADVERB: normalde, normal olarak, genellikle, genelde; USER: normalde, normal, normal olarak, genellikle, genelde

GT GD C H L M O
not /nɒt/ = USER: not-, not, not a, no, not, no, nay, nope; USER: değil, değildir, yok, olmayan, değildi, değildi

GT GD C H L M O
notes /nəʊt/ = NOUN: notlar, not; USER: notlar, not, notları, dipnotlar, notlarınızı

GT GD C H L M O
now /naʊ/ = NOUN: şimdi, şu an; ADVERB: şimdi, şu anda, hemen, halen, derhal, acilen; CONJUNCTION: mademki, -dığından; USER: şimdi, hemen, geç, artık, anda, anda

GT GD C H L M O
number /ˈnʌm.bər/ = NOUN: sayı, numara, rakam, adet, miktar, tip, müzik parçası, hoş şey; VERB: saymak, numaralamak, sayı saymak, hesaplamak, katmak, içermek, katılmak, yaşında olmak; USER: sayı, numara, sayısı, numarası, numarasını, numarasını

GT GD C H L M O
nutshell /ˈnʌt.ʃel/ = NOUN: fındık kabuğu, kabuk; USER: fındık kabuğu, Özetle, Kısaca, nutshell

GT GD C H L M O
objections /əbˈdʒek.ʃən/ = NOUN: itiraz, sakınca, mahzur, itiraz nedeni, karşı gelme; USER: itirazlar, itirazları, itiraz, itirazlarını, itirazların

GT GD C H L M O
obviously /ˈɒb.vi.əs.li/ = ADVERB: belli ki, apaçık, açık olarak; USER: belli ki, açıkça, tabii ki, besbelli, belli

GT GD C H L M O
of /əv/ = PREPOSITION: yüzünden, -nin, -den, -li; USER: bir, arasında, bölgesinin, of, km, km

GT GD C H L M O
often /ˈɒf.ən/ = ADVERB: sık sık, çoğu kez, sıkça; USER: sık sık, genellikle, sık, çoğu, sıklıkla, sıklıkla

GT GD C H L M O
on /ɒn/ = PREPOSITION: üzerinde, ile, üstünde, yönünde, esnasında; ADVERB: üstünde, durmadan, sürekli olarak; ADJECTIVE: yanık, devrede, sahnede, hazır; USER: üzerinde, ilgili, üzerine, hakkında, ile ilgili, ile ilgili

GT GD C H L M O
one /wʌn/ = USER: one-, one, I, biri, tek, birisi, kimse, bir tane; PRONOUN: biri, birisi, kimse, olan, kişi; ADJECTIVE: tek, aynı; USER: bir, biri, tek, birini, tek bir, tek bir

GT GD C H L M O
only /ˈəʊn.li/ = ADVERB: sadece, yalnız, bir tek, daha, sırf, sade; ADJECTIVE: tek, ancak, biricik, ağırbaşlı, başhemşire vakarlı; CONJUNCTION: yalnız, ama, fakat; USER: sadece, yalnızca, tek, ancak, yalnız, yalnız

GT GD C H L M O
opportunity /ˌɒp.əˈtjuː.nə.ti/ = NOUN: fırsat, şans, uygun durum; USER: fırsat, fırsatı, fırsatını, olanağı, bir fırsat

GT GD C H L M O
or /ɔːr/ = CONJUNCTION: veya, ya da, yoksa, yahut; NOUN: altın sarısı; USER: veya, ya da, ya, ve, yada, yada

GT GD C H L M O
organizations /ˌɔː.ɡən.aɪˈzeɪ.ʃən/ = NOUN: organizasyon, örgüt, örgütlenme, organizma, bünye; USER: kuruluşlar, kuruluşları, örgütleri, kuruluşların, Kuruluşlarına

GT GD C H L M O
original /əˈrɪdʒ.ɪ.nəl/ = NOUN: orijinal, asıl, asıl nüsha, orijinal kimse, ilginç tip, özgün canlı; ADJECTIVE: orijinal, özgün, ilk, asıl, esas, gerçek, yaratıcı, el değmemiş; USER: orijinal, özgün, Orijinali, orjinal, özgün bir

GT GD C H L M O
originally /əˈrijənl-ē/ = ADVERB: aslında, aslen, orijinal olarak; USER: aslında, başlangıçta, ilk, orjinal, orijinal

GT GD C H L M O
other /ˈʌð.ər/ = PRONOUN: diğer, öteki, başkası; ADJECTIVE: başka, öteki, öbür, geçen, sonraki; ADVERB: başka türlü, başka biçimde, bundan başka; USER: diğer, başka, başka bir, öteki, öteki

GT GD C H L M O
others /ˈʌð.ər/ = NOUN: eller; USER: diğerleri, diğer, başkalarının, başkalarına, başkaları

GT GD C H L M O
otherwise /ˈʌð.ə.waɪz/ = ADVERB: başka, başka türlü, yoksa, farklı, bunun dışında, başkaca, ayrıca, diğer taraftan, başka konuyla; CONJUNCTION: aksi halde, yoksa, bunun dışında; USER: başka, aksi halde, başka türlü, aksi, aksi takdirde, aksi takdirde

GT GD C H L M O
our /aʊər/ = PRONOUN: bizim; USER: bizim, eden, our, Yazın, Yazın

GT GD C H L M O
ourselves /ˌaʊəˈselvz/ = PRONOUN: kendimizi, kendimiz, kendimize, bizler; USER: kendimizi, kendimize, kendimiz

GT GD C H L M O
owe /əʊ/ = VERB: borçlu olmak, minnettar olmak, duymak; USER: borçlu, borçluyum, borçluyuz, borçlusun, borcum

GT GD C H L M O
p /piː/ = USER: p, s

GT GD C H L M O
painfully /ˈpeɪn.fəl.i/ = USER: acı, acı bir, acı verici, acı verecek, acıyla

GT GD C H L M O
part /pɑːt/ = NOUN: parça, bölüm, kısım, rol, görev, taraf, pay, kesim, katkı; ADJECTIVE: kısmen, kısmi; VERB: ayrılmak; USER: bölüm, parça, parçası, bir parçası, parçasıdır, parçasıdır

GT GD C H L M O
particular /pəˈtɪk.jʊ.lər/ = ADJECTIVE: özel, belirli, belli, özgü, titiz, ayrıntılı, dikkatli, müşkülpesent, detaylı; NOUN: özellik, husus, ayrıntı, nokta, kişisel bilgiler; USER: özel, belirli, özellikle, belirli bir, belli

GT GD C H L M O
partly /ˈpɑːt.li/ = ADVERB: kısmen; USER: kısmen, kısmi, kısmen de, kısmı, kısmı

GT GD C H L M O
parts /pɑːt/ = NOUN: parçalar, bölge, yetenek, semt; USER: parçalar, parça, parçaları, parçaların, bölgelerinde

GT GD C H L M O
patience /ˈpeɪ.ʃəns/ = NOUN: sabır, tahammül, tek kişilik iskambil oyunu; USER: sabır, sabırlı, sabırla, sabrı, Sabrınız

GT GD C H L M O
peculiar /pɪˈkjuː.li.ər/ = ADJECTIVE: tuhaf, özel, has, özgün, acayip; NOUN: özel mülk, özel eşya, ayrıcalık, ayrıcalıklı kilise; USER: özel, tuhaf, özgü, kendine özgü, tuhaf bir

GT GD C H L M O
people /ˈpiː.pl̩/ = NOUN: insanlar, halk, millet, herkes, ulus, elalem, aile fertleri, eller; VERB: insan yerleştirmek; USER: insanlar, kişi, insanların, insan, insanları, insanları

GT GD C H L M O
perhaps /pəˈhæps/ = ADVERB: belki, muhtemelen, bir ihtimal; USER: belki, belki de, muhtemelen, muhtemelen

GT GD C H L M O
perpetrators /ˈpɜː.pə.treɪ.tər/ = NOUN: fail; USER: faillerin, failleri, faillerinin, failler, faillerini

GT GD C H L M O
personal /ˈpɜː.sən.əl/ = ADJECTIVE: kişisel, özel, şahsi, kişiye özel, vücut, kişiye yönelik; NOUN: kişisel ilanlar sayfası; USER: kişisel, kişisel bir, özel, bireysel, şahsi

GT GD C H L M O
phenomenon /fəˈnɒm.ɪ.nən/ = NOUN: fenomen, olgu, harika, doğal olay, olağanüstü şey, algılanabilen şey, bilince yansıyan olay; USER: fenomen, olgu, fenomeni, olay, bir fenomen

GT GD C H L M O
picture /ˈpɪk.tʃər/ = NOUN: resim, görüntü, tablo, film, tasvir, çizim; ADJECTIVE: film; VERB: resmetmek, çizmek, betimlemek, kafasında canlandırmak, yansıtmak; USER: resim, resmi, picture, görüntü, resmin, resmin

GT GD C H L M O
pieces /pēs/ = NOUN: parçalar; USER: parçalar, adet, parçaları, parça, adettir

GT GD C H L M O
place /pleɪs/ = NOUN: yer, sıra, mekân, ev, basamak, yerleşim yeri, mahal, mevki, hane, makam, statü, iş, sorumluluk; VERB: yerleştirmek, koymak, oturtmak, vermek, yerini belirlemek, yatırım yapmak, yatırmak, ısmarlamak, görevlendirmek, yazdırmak; USER: yer, bir yer, yerde, yeri, place

GT GD C H L M O
plundered /ˈplʌn.dər/ = VERB: yağmalamak, soymak, talan etmek, çalmak; USER: talan, yağma, yağmalanmış, yağmalandı, yağmaladılar

GT GD C H L M O
point /pɔɪnt/ = NOUN: nokta, puan, konu, husus, sayı, mesele, uç, amaç, anlam, an; VERB: göstermek, işaret etmek; USER: nokta, noktası, noktada, noktasına, noktaya

GT GD C H L M O
political /pəˈlɪt.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: siyasi, politik, siyasal, devlet, hükümet; USER: siyasi, politik, siyasal, siyaset, siyasî

GT GD C H L M O
politics /ˈpɒl.ɪ.tɪks/ = NOUN: siyaset, politika, politikacılık, politik görüş, politik oyunlar, siyasi görüş, çıkar politikası, entrikalar; USER: siyaset, politika, siyaseti, siyasete, siyasetin

GT GD C H L M O
poses /pəʊz/ = NOUN: poz, duruş, tavır, kurum, yapmacık tavır, durma; USER: pozlar, oluşturmaktadır, teşkil, teşkil etmektedir, poz

GT GD C H L M O
positively /ˈpɒz.ə.tɪv.li/ = ADVERB: pozitif olarak, olumlu biçimde, kesin olarak, kesinkes, mutlâk, tam olarak, emin bir şekilde, emin olarak; USER: pozitif olarak, olumlu, pozitif, olumlu yönde, olumlu bir

GT GD C H L M O
possible /ˈpɒs.ə.bl̩/ = ADJECTIVE: mümkün, olası, olanaklı, makul, akla uygun; NOUN: rekor; USER: mümkün, mümkündür, olası, muhtemel, mümkün olan, mümkün olan

GT GD C H L M O
potential /pəˈten.ʃəl/ = NOUN: potansiyel, gerilim, güç, yeterlik kipi, iktidar; ADJECTIVE: potansiyel, olası, gizli, açığa çıkmamış; USER: potansiyel, potansiyeli, olası, potansiyelini, potansiyeline

GT GD C H L M O
power /paʊər/ = NOUN: güç, enerji, iktidar, kuvvet, yetki, üs, otorite, yetenek, derman, takât; VERB: güç sağlamak, çalıştırmak, elektrik vermek; USER: güç, gücü, gç, elektrik, enerji

GT GD C H L M O
precautions /prɪˈkɔː.ʃən/ = NOUN: önlem, tedbir, ihtiyat; USER: önlemler, önlemleri, tedbirler, tedbirleri, önlem

GT GD C H L M O
predators /ˈpred.ə.tər/ = NOUN: yırtıcı hayvan; USER: yırtıcı, avcılar, saldırganları, yırtıcılar, predatör

GT GD C H L M O
predicated /ˈpred.ɪ.keɪt/ = VERB: doğrulamak, belirtmek, beyan etmek, dayandırmak; USER: öngörülü, habercisiydi

GT GD C H L M O
preface /ˈpref.ɪs/ = NOUN: önsöz; VERB: önsöz ile başlamak, önsözünü yazmak, giriş yapmak; USER: önsöz, Preface, önsöz ile başlamak, önsözünü yazmak, giriş yapmak

GT GD C H L M O
prefer /prɪˈfɜːr/ = VERB: tercih etmek, yeğlemek, sunmak, arzetmek, öncelik tanımak, atamak, tayin etmek, ileri sürmek; USER: tercih, sıralama, tercih ederim, şunun, otelleri tercih, otelleri tercih

GT GD C H L M O
preferred /prɪˈfɜːd/ = ADJECTIVE: tercihli, öncelikli, gözde; USER: tercihli, tercih edilen, tercih, tercih edilen bir, tercih ettiğiniz

GT GD C H L M O
present /ˈprez.ənt/ = ADJECTIVE: mevcut, bu, şimdiki, hazır, halihazırdaki; VERB: sunmak, bulunmak, tanıtmak; NOUN: hediye, armağan, şimdiki zaman, şu an; USER: mevcut, sunmak, sunuyoruz, ortaya, günümüze

GT GD C H L M O
press /pres/ = NOUN: basın, pres, baskı, acele, basın mensupları; VERB: basmak, sıkıştırmak, zorlamak, baskı yapmak, sıkmak, sıkmak, preslemek; USER: basın, tuşuna basın, düğmesine basın, tuşuna, basınız

GT GD C H L M O
pressure /ˈpreʃ.ər/ = NOUN: baskı, basınç, tazyik, pres, zorlama, sıkışma, sıkıntı, darlık; VERB: zorlamak, baskı yapmak, basınç uygulamak, baskılamak; USER: basınç, basıncı, baskı, basınçlı, basıncını, basıncını

GT GD C H L M O
privacy /ˈprɪv.ə.si/ = NOUN: gizlilik, mahremiyet, özel yaşam, gizlilik hakkı, dokunulmazlık, kişiye özellik, yalnızlık; USER: gizlilik, şartları Gizlilik, gizliliğinizi, gizliliği, mahremiyet

GT GD C H L M O
problem /ˈprɒb.ləm/ = NOUN: sorun, problem, mesele, muamma, bilinmez; ADJECTIVE: problem, sorunlu, problemli, sorun yaratan; USER: sorun, sorunu, problem, sorunun, sorununuz, sorununuz

GT GD C H L M O
processes /ˈprəʊ.ses/ = VERB: işlemek, yönlendirmek, işleme tabi tutmak, alaya katılmak, dava açmak, özel işlem uygulamak; NOUN: süreç, işlem, yöntem, usul, aşama, dava, çıkıntı, gidiş; USER: süreçleri, işlemleri, işlemler, süreçler, süreçlerini

GT GD C H L M O
product /ˈprɒd.ʌkt/ = NOUN: ürün, çarpım, mahsul, sonuç, meyve; USER: ürün, ürünün, ürünü, ürünleri, bir ürün

GT GD C H L M O
professor /prəˈfes.ər/ = NOUN: profesör, itirafçı; USER: profesör, profesörü, doçent, öğretim, profesörün

GT GD C H L M O
programmes /ˈprəʊ.ɡræm/ = VERB: programlamak, programlamak; NOUN: program, program, program, program, yazılım, yazılım, yazılım, yazılım, plan, plan; USER: programları, programlar, programlarının, programların, program

GT GD C H L M O
pronoun /ˈprəʊ.naʊn/ = NOUN: zamir, adıl; USER: zamir, zamiri, adıl, pronoun, bir zamir

GT GD C H L M O
proposal /prəˈpəʊ.zəl/ = NOUN: teklif, öneri, önerge, tasarı, evlenme teklifi, önerme, plan, tasavvur; USER: öneri, teklif, önerisi, teklifi, önerisini

GT GD C H L M O
proposed /prəˈpəʊz/ = VERB: önermek, teklif etmek, ileri sürmek, sormak, getirmek, evlenme teklif etmek, niyet etmek, tasarlamak, içmek; USER: önerilen, teklif, önerdi, önerilmiştir, önerilmektedir

GT GD C H L M O
prose /prəʊz/ = NOUN: nesir, düzyazı, sıkıcı yazı, yavan söz, çevirisi yapılacak metin; ADJECTIVE: düzyazı, yavan, sıkıcı, şiirsel olmayan; VERB: düzyazıya çevirmek, sıkıcı bil dille yazmak, can sıkıcı konuşmak; USER: nesir, düzyazı, mensur, düz yazı, nesri

GT GD C H L M O
protection /prəˈtek.ʃən/ = NOUN: koruma, korunma, muhafaza, himaye, önlem, tedbir, kayırma, haraç; USER: koruma, koruması, korunması, korunma, koruyucu

GT GD C H L M O
provided /prəˈvīd/ = VERB: sağlamak, temin etmek, karşılamak, ihtiyacını karşılamak, şart koşmak, koşul koymak, önlem almak, hazırlıklı olmak; USER: sağlanan, verilen, verilmedi, Resim, sunulan

GT GD C H L M O
psychological /ˌsaɪ.kəlˈɒdʒ.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: psikolojik, ruhsal, ruhbilimsel; USER: psikolojik, ruhsal, psikolojik bir

GT GD C H L M O
psychologists /saɪˈkɒl.ə.dʒɪst/ = NOUN: psikolog, ruhbilimci; USER: psikologlar, psikolog, psikologların, psikologları

GT GD C H L M O
psychology /saɪˈkɒl.ə.dʒi/ = NOUN: psikoloji, ruhbilim, ruh hali; USER: psikoloji, psikolojisi, psikolojinin, psikolojisinin, Psychology

GT GD C H L M O
pure /pjʊər/ = ADJECTIVE: saf, temiz, salt, katıksız, sade, arı, katkısız, sırf, safkan, katışıksız, pak, lekesiz, teorik, kuramsal, namuslu; USER: saf, saf bir, pure, temiz, salt

GT GD C H L M O
purpose /ˈpɜː.pəs/ = NOUN: amaç, maksat, gaye, niyet, azim, kasıt, verilmek istenen mesaj, mesaj; VERB: amaçlamak, kastetmek, niyet etmek, tasarlamak; USER: amaç, amacı, amaçlı, amaçla, amacıyla

GT GD C H L M O
pursuit /pəˈsjuːt/ = VERB: sürdürmek, izlemek, kovalamak, takip etmek, yürütmek, devam etmek, peşine düşmek, peşinde koşmak, peşinde olmak; USER: takip, peşinde, takibi, arayışı, pursuit

GT GD C H L M O
quentin /kwentʃ/ = USER: quentin, Quentin'in,

GT GD C H L M O
query /ˈkwɪə.ri/ = NOUN: sorgu, soru, soru işareti, şüphe, kuşku; VERB: sorgulamak, sormak, sorguya çekmek, soru işareti koymak, kuşkulanmak, şüphesi olmak; USER: sorgu, sorgusu, sorguyu, sorguda, sorgunun

GT GD C H L M O
question /ˈkwes.tʃən/ = NOUN: soru, sorun, söz konusu, mesele, şüphe, kuşku, problem, sorgu, soruşturma; VERB: sorgulamak, soru sormak, sorular sormak; USER: soru, söz, soruyu, soru sor, soruya, soruya

GT GD C H L M O
questions /ˈkwes.tʃən/ = NOUN: soru, sorun, söz konusu, mesele, şüphe, kuşku, problem, sorgu, soruşturma; VERB: sorgulamak, soru sormak, sorular sormak; USER: sorular, soruları, soru, sorularını, sorulara, sorulara

GT GD C H L M O
quotations /kwəʊˈteɪ.ʃən/ = NOUN: alıntı, aktarma, fiyatlandırma, iktibas, maliyet belirleme, tekrarlama, geçerli fiyat, piyasa fiyatı, cari fiyat; USER: alıntılar, teklifleri, teklifler, tekliflerin, alıntı

GT GD C H L M O
range /reɪndʒ/ = NOUN: dizi, çeşitlilik, menzil, alan, sıra, çeşit, erim, saha, silsile, kuzine, atış alanı, otlak, açık alan, ocak; VERB: dolaşmak, turlamak, dizmek, sıralı olmak, sıra halinde olmak, gezmek, sürtmek, uzanmak, boyunca gitmek, akıp gitmek, doğrultmak, nişan almak, erimi olmak, erişmek, katılmak, bölgede yaşamak, sıralamak, sıralanmak, tarafına çevirmek; USER: dizi, aralığı, yelpazesi, aralığında, aralık

GT GD C H L M O
rather /ˈrɑː.ðər/ = ADVERB: oldukça, daha doğrusu, aksine, bayağı, tercihen, daha iyisi, az çok, bilâkis, iyisimi; USER: oldukça, daha doğrusu, yerine, değil, çok

GT GD C H L M O
rational /ˈræʃ.ən.əl/ = ADJECTIVE: rasyonel, akılcı, mantıklı, akla yatkın, oranlı; USER: rasyonel, akılcı, rasyonel bir, mantıklı, akılcı bir

GT GD C H L M O
rationality /ˈræʃ.ən.əl/ = NOUN: rasyonellik, mantık, akla uygunluk; USER: rasyonellik, rasyonalite, akılcılık, mantık, rasyonalitenin

GT GD C H L M O
rationally /ˈræʃ.ən.əl.i/ = ADVERB: rasyonel bir şekilde, mantıklı bir biçimde; USER: rasyonel bir şekilde, rasyonel, akılcı, mantıklı, rasyonel olarak

GT GD C H L M O
reacted /riˈækt/ = VERB: tepkimek, karşı etki yapmak, tepki yapmak; USER: tepki, tepki gösterdi, reaksiyona, reaksiyona sokulur, tepkimeye

GT GD C H L M O
reactions /riˈæk.ʃən/ = NOUN: reaksiyon, tepki, tepkime, gericilik, irtica, tepme, alerji, geri tepme, karşı kuvvet; USER: reaksiyonları, reaksiyonlar, tepkiler, reaksiyon, reaksiyonların

GT GD C H L M O
read /riːd/ = VERB: okumak, okunmak, anlamak, yorumlamak, çözmek, sökmek, okuluna gitmek, eğitimini görmek, anlamına gelmek; ADJECTIVE: okunan, okumuş, aydın, bilgili; USER: okumak, okuyun, okuma, okunur, okumaya, okumaya

GT GD C H L M O
reading /ˈriː.dɪŋ/ = NOUN: okuma, ölçüm, konferans, okumuşluk, bilgililik, kanaat, yorum; USER: okuma, okuduktan, okumaya, okumak, okurken, okurken

GT GD C H L M O
real /rɪəl/ = ADJECTIVE: gerçek, reel, asıl, taşınmaz, hakiki, aktif, sahici, saf, sabit, etkin; ADVERB: gerçekten, cidden, sahiden; NOUN: real; USER: gerçek, gerçek bir, reel, real, gerçekten, gerçekten

GT GD C H L M O
reason /ˈriː.zən/ = NOUN: разлог, повод, разум, основ, резон; VERB: расуђивати, промислити; USER: neden, nedeni, nedenle, sebebi, sebep, sebep

GT GD C H L M O
reasons /ˈriː.zən/ = NOUN: neden, sebep, akıl, gerekçe, mantık, us, sağduyu, insaf; VERB: düşünmek, muhakeme etmek, sonuç çıkarmak, düşünüp taşınmak; USER: nedenleri, nedenlerle, nedenler, nedenlerden, nedeni

GT GD C H L M O
reassuring /ˌriː.əˈʃɔː.rɪŋ/ = VERB: güvence vermek, güvenini tazelemek, yeniden güven vermek, tekrar sigortalamak, sigortayı yenilemek; USER: güven verici, güven, güvence, güven vericidir, güvencedir

GT GD C H L M O
recently /ˈriː.sənt.li/ = ADVERB: yeni, geçenlerde, yakınlarda, son günlerde, bu günlerde; USER: yeni, son zamanlarda, son, yakın, yakın zamanda

GT GD C H L M O
reduced /riˈd(y)o͞os/ = ADJECTIVE: indirimli; USER: indirimli, azalır, azaltılmış, azaltılabilir, azaltılır

GT GD C H L M O
referred /rɪˈfɜːr/ = VERB: başvurmak, değinmek, bakmak, bahsetmek, göndermek, kastetmek, sevketmek, atfetmek, yararlanmak, ait olmak, ilgili olmak, ima etmek, ait saymak; USER: sevk, adlandırılan, anılacaktır, ifade, adlandırılır

GT GD C H L M O
refuse /rɪˈfjuːz/ = NOUN: çöp, atık, süprüntü, döküntü, artık; VERB: reddetmek, geri çevirmek, kabul etmemek, kaçınmak, karşı koymak; ADJECTIVE: süprüntü, döküntü; USER: çöp, reddetme, reddediyorum, reddedebilir, reddetmek

GT GD C H L M O
religion /rɪˈlɪdʒ.ən/ = NOUN: din, inanç, diyanet, dindarlık, mezhep, tarikat, iman, kutsal görev, onur meselesi; USER: din, dini, dinin, dine, İnanç

GT GD C H L M O
religious /rɪˈlɪdʒ.əs/ = ADJECTIVE: dini, dinsel, din, dindar, inançlı, diyanet, sofu, derin, tarikata ait; USER: dini, dinsel, din, dinî, dindar

GT GD C H L M O
remain /rɪˈmeɪn/ = VERB: kalmak, sürdürmek, durmak, geriye kalmak, aynen kalmak, artmak; USER: kalmak, kalır, kalması, devam, kalmasını

GT GD C H L M O
remarkably /rɪˈmɑː.kə.bli/ = USER: dikkat çekici, son derece, oldukça, derece, belirgin

GT GD C H L M O
rendered /ˈren.dər/ = VERB: vermek, kılmak, sunmak, hale getirmek, etmek, çevirmek, geri vermek, eritmek, açıklamak, çevirisini yapmak, çalmak, yorumlamak, ilk kat sıva sürmek; USER: render, hale, verilen, işlenmiş, işlenen

GT GD C H L M O
reports /rɪˈpɔːt/ = NOUN: rapor, haber, bilgi, bildiri, tutanak, karne, söylenti; VERB: bildirmek, rapor etmek, söylemek, anlatmak, ihbar etmek; USER: raporları, raporlar, rapor, raporlarını, raporların

GT GD C H L M O
require /rɪˈkwaɪər/ = VERB: istemek, gerektirmek, zorunlu tutmak, gerekmek, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, icap etmek, eksik olmak; USER: gerektirir, gerektiren, ihtiyaç, gerektirebilir, gerekir

GT GD C H L M O
research /ˈrēˌsərCH,riˈsərCH/ = NOUN: araştırma, inceleme, arama, etüt, arama çalışmaları; ADJECTIVE: araştırma; VERB: araştırmak, araştırma yapmak, incelemek, arama çalışmaları yapmak; USER: araştırma, araştırmalar, araştırması, araştırmaları, araştırmanın

GT GD C H L M O
researchers /rɪˈsɜːtʃər/ = NOUN: araştırmacı, arama çalışması yapan kimse; USER: araştırmacılar, araştırmacı, araştırmacıların, araştırmacıları

GT GD C H L M O
resemblance /rɪˈzem.bləns/ = NOUN: benzerlik; USER: benzerlik, benzerliği, bir benzerlik, benzerlikler, benzeyen

GT GD C H L M O
reshaped /ˌriːˈʃeɪp/ = VERB: yeniden şekillendirmek, şeklini değiştirmek, yeni biçim vermek; USER: yeniden şekillenen, yeniden şekillendirmiştir, yeniden şekillendirdi, yeniden şekillendiren, yeniden şekillendirilmiş

GT GD C H L M O
resist /rɪˈzɪst/ = VERB: direnmek, karşı koymak, dayanmak, engellemek, karşı çıkmak, dayanıklı olmak, göğüs germek, muhalefet etmek; USER: direnmek, karşı, direnç, direnmeye, resist

GT GD C H L M O
resolutely /ˈrez.ə.luːt/ = ADVERB: tereddüdsüz; USER: kararlı, kararlılıkla, kararlı bir, azimle, kararlı bir şekilde

GT GD C H L M O
resorted /rɪˈzɔːt/ = VERB: başvurmak, gitmek; USER: başvurdu, başvurdular, başvurmuşlardır, başvurulması, başvurulan

GT GD C H L M O
resources /ˈrēˌsôrs,ˈrēˈzôrs,riˈsôrs,riˈzôrs/ = NOUN: kaynaklar, olanaklar, imkânlar, parasal kaynaklar, aktifler; USER: kaynaklar, kaynaklarını, bilgi, kaynakları, kaynakların

GT GD C H L M O
responsibility /rɪˌspɒn.sɪˈbɪl.ɪ.ti/ = NOUN: sorumluluk, yükümlülük, mesuliyet, güvenilirlik, sağlamlık, ödeme gücü, temyiz gücü; USER: sorumluluk, sorumluluğu, sorumluluğundadır, sorumluluğunu, sorumlu

GT GD C H L M O
reviewer /rɪˈvjuː.ər/ = NOUN: eleştirmen, eleştirici; USER: eleştirmen, Yorumcu, yorumcusu, yorumu, gözden

GT GD C H L M O
reviewers /rɪˈvjuː.ər/ = NOUN: eleştirmen, eleştirici; USER: yorumcular, yorumlara, Değerlendirmeciler, Değerlendirmeciler tarafından, değerlendirenler

GT GD C H L M O
rises /raɪz/ = USER: yükselir, yükselen, yükseliyor, yükselmektedir, artar, artar

GT GD C H L M O
risked /rɪsk/ = VERB: tehlikeye atmak, göze almak, riske atmak; USER: riske, tehlikeye attılar, tehlikeye, riske attı, tehlikeye attı

GT GD C H L M O
rodgers = USER: rodgers, Rodgers'ın,

GT GD C H L M O
role /rəʊl/ = NOUN: rol; VERB: rol yapmak; USER: rol, rolü, bir rol, rolünü, rolünün, rolünün

GT GD C H L M O
s = USER: s, ler, lar, temizle, larındaki

GT GD C H L M O
said /sed/ = ADJECTIVE: bahsedilen, adı geçen, denilen; USER: adı geçen, dedi, söyledi, söylediğim, belirtti, belirtti

GT GD C H L M O
same /seɪm/ = ADJECTIVE: aynı, benzer, tıpkı, farksız, farketmez; USER: aynı, benzer, benzer

GT GD C H L M O
say /seɪ/ = NOUN: söz, laf, son söz; VERB: söylemek, demek, etmek, bildirmek, okumak, tekrarlamak, farzetmek, varsaymak; USER: demek, söylemek, söylüyor, söylüyorlar, söyleyebilirim, söyleyebilirim

GT GD C H L M O
scholars /ˈskɒl.ər/ = NOUN: bilim adamı, bilgin, alim, öğrenci, bilge, burslu öğrenci, mektepli, edip, okumuş kimse, eğitimini almış kimse; USER: bilim adamları, akademisyenler, bilim, bilim adamlarının, alimler

GT GD C H L M O
science /saɪəns/ = NOUN: fen, bilim, ilim, teknik, beceri; USER: bilim, bilimi, fen, bilimin, bilimleri

GT GD C H L M O
scientific /ˌsīənˈtifik/ = ADJECTIVE: ilmi, bilimsel, kesin, sistematik; USER: bilimsel, bilim, bilimsel bir, ilmi

GT GD C H L M O
second /ˈsek.ənd/ = NOUN: ikinci, saniye, an, yardımcı, destek, nota aralığı, ikinci olan kimse, düello şahidi, boksör yardımcısı; ADJECTIVE: ikinci, öbür, ikinci dereceli; VERB: yardım etmek, desteklemek, destek vermek, göreve getirmek; USER: ikinci, saniye, ikinci bir, saniyede, ikincisi

GT GD C H L M O
secondly /ˈsek.ənd.li/ = ADVERB: ikinci olarak; USER: ikinci olarak, ikinci, ikincisi

GT GD C H L M O
sections /ˈsek.ʃən/ = NOUN: bölüm, kesit, kısım, kesim, bölge, bölme, kesme, kompartıman, manga, alt şube; VERB: bölmek, kısımlara ayırmak; USER: bölümler, bölümleri, bölüm, bölümlerde, bölümlere

GT GD C H L M O
seduction /sɪˈdʌk.ʃən/ = NOUN: baştan çıkarma, iğfal, ayartma, çekicilik, cazibe, baştan çıkarıcılık; USER: baştan çıkarma, baştan, iğfal, seduction, ayartma

GT GD C H L M O
see /siː/ = VERB: görmek, anlamak, bakmak, görüşmek, seyretmek, uğurlamak, yolcu etmek, sezmek, farketmek, göz önüne almak, görüp geçirmek; NOUN: papalık, piskoposluk; USER: görmek, bkz, bakın, bakınız, göremeyecek, göremeyecek

GT GD C H L M O
seedy /ˈsiː.di/ = ADJECTIVE: keyifsiz, tohumlu, rahatsız, perişan, çekirdekli, kılıksız, hırpani, hasta gibi; USER: tohumlu, keyifsiz, keyifsiz bir, seedy, köhne

GT GD C H L M O
seeks /siːk/ = VERB: aramak, araştırmak, istemek, çıkarmaya çalışmak, peşinde koşmak, uğraşmak, aranmak, kazanmaya çalışmak, öğrenmeye çalışmak; USER: istiyor, arar, amaçlayan, amaçlamaktadır, çalışır

GT GD C H L M O
seem /sēm/ = VERB: görünmek, gibi görünmek, benzemek, gibi gelmek, gibi gözükmek; USER: görünmek, görünüyor, gibi, gibi görünüyor, görünebilir

GT GD C H L M O
self /self/ = NOUN: kendi, öz, kişilik, kişi, bencillik, çıkar, karakter, şahsi çıkar; PRONOUN: kendi, kendine, kişisel, şahsi, özel; ADJECTIVE: aynı, düz renkli; USER: öz, kendi, kendine, kendini, kendi kendine

GT GD C H L M O
sense /sens/ = NOUN: anlam, duyu, duygu, his, sağduyu, algı, anlama, kanı, düşünce, hissetme; VERB: anlamak, hissetmek; USER: anlam, duyu, anlamda, duygusu, mantıklı

GT GD C H L M O
shape /ʃeɪp/ = NOUN: şekil, biçim, form, kalıp, model, durum, endam; VERB: şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek, şekillenmek, düzenlemek; USER: şekil, şekli, şekillendirmek, şekillendirecek, şekillendirmeye

GT GD C H L M O
shaped /ʃeɪpt/ = ADJECTIVE: şeklinde, biçimli; USER: şeklinde, şekilli, şeklindeki, biçimli, şeklinde bir

GT GD C H L M O
shaping /ʃeɪp/ = VERB: şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek, şekillenmek, düzenlemek, şekil almak, yönlendirmek, kalıbını almak, biçim almak, ortaya çıkmak, gelişmek; USER: şekillendirme, şekillenmesinde, şekillendirilmesi, şekillendiren, şekillendirmektedir

GT GD C H L M O
shatter /ˈʃæt.ər/ = VERB: kırmak, bozmak, parçalanmak, kırılmak, parçalamak, harap etmek, yok etmek, zarar vermek, yıkmak; USER: paramparça, parçalanabilir, kırmak, kırılabilir, darmadağın

GT GD C H L M O
she /ʃiː/ = PRONOUN: o; NOUN: kadın; USER: o, diye, onun, kadın

GT GD C H L M O
short /ʃɔːt/ = ADJECTIVE: kısa, az, yetersiz, eksik, kısa vadeli, kısa boylu, özet, kestirme, bodur; NOUN: kısa devre; ADVERB: eksik, dışında; USER: kısa, kısa bir, Kısacası, kısa devre

GT GD C H L M O
should /ʃʊd/ = USER: should-, should, ise, -meli, -meliydi, -malıydı; USER: -meli, gerekir, gerektiği, olmalıdır, gereken, gereken

GT GD C H L M O
shows /ʃəʊ/ = NOUN: gösteri, gösteriş, şov, teşhir, sergi; VERB: göstermek, gösterilmek, kanıtlamak, sergilemek, görünmek, açıklamak, ibraz etmek; USER: gösterir, gösterileri, şovları, göstermektedir, gösteriyor

GT GD C H L M O
sic /sɪk/ = ADVERB: aynen, böyle; USER: aynen, SIC, muzik, SIK, mel

GT GD C H L M O
since /sɪns/ = ADVERB: beri, bu yana, o zamandan beri; CONJUNCTION: madem, olalı, edeli, mademki, yapalı, -den beri, -dığı için; PREPOSITION: -den beri, -den itibaren, -den bu yana; USER: beri, bu yana, yana, tarihi, olma tarihi, olma tarihi

GT GD C H L M O
situations /sɪt.juˌeɪ.ʃənz ˈveɪ.kənt/ = NOUN: durum, konum, yer, şartlar, hal, mevki, görev; USER: durumlar, durumlarda, durumları, durumlara, durumda

GT GD C H L M O
skull /skʌl/ = NOUN: kafatası, kurukafa; USER: kafatası, kafatasının, kafa, skull, kafatasına

GT GD C H L M O
small /smɔːl/ = ADJECTIVE: küçük, az, ufak, hafif, minik, mini, küçücük, ufak tefek, önemsiz, basit, ufacık, zayıf, mütevazi, fakir, sıradan, arka, dar kısım; USER: küçük, küçük bir, az, small, ufak, ufak

GT GD C H L M O
so /səʊ/ = CONJUNCTION: bu yüzden, yani, için, diye, -ması için; ADVERB: çok, kadar, böylece, öyle, o kadar, böyle, pek, de, da, demek, şöyle, demek ki, öyleki, aynen; NOUN: sol; USER: bu yüzden, çok, böylece, kadar, yani, yani

GT GD C H L M O
social /ˈsəʊ.ʃəl/ = ADJECTIVE: sosyal, toplumsal, toplumcul, toplu halde yaşayan; NOUN: kilise üyelerinin resmi olmayan toplantısı; USER: sosyal, toplumsal

GT GD C H L M O
societies /səˈsaɪ.ə.ti/ = NOUN: toplum, topluluk, dernek, sosyete, çevre; USER: toplumlar, toplumlarda, toplumların, toplumları, toplum

GT GD C H L M O
society /səˈsaɪ.ə.ti/ = NOUN: toplum, topluluk, dernek, sosyete, çevre; USER: toplum, toplumun, toplumda, toplumu, topluma

GT GD C H L M O
solid /ˈsɒl.ɪd/ = ADJECTIVE: katı, sağlam, masif, sert, som, güvenilir, yekpare, tam, koyu, tek parça, mükemmel; NOUN: katı cisim; USER: katı, sağlam, sağlam bir, solid, bir katı

GT GD C H L M O
some /səm/ = ADJECTIVE: bazı, bir, biraz, kimi, yaklaşık, bir takım, çok; PRONOUN: bazı, bazıları, kimi, herhangi bir; ADVERB: biraz; USER: bazı, biraz, bir, bazıları, kimi, kimi

GT GD C H L M O
someone /ˈsʌm.wʌn/ = PRONOUN: birisi, biri, kimse, şahsiyet, önemli kimse; USER: birisi, biri, birinin, birini, kimse

GT GD C H L M O
soul /səʊl/ = NOUN: ruh, can, kimse, kişi, öz, gönül, timsal; USER: ruh, ruhu, ruhun, ruhunu, soul

GT GD C H L M O
sound /saʊnd/ = NOUN: ses, gürültü, etki, sonda ile muayene, boğaz, solungaç, melodi, anlam, haliç, koy, yüzme kesesi; ADJECTIVE: ses, sağlam, sağlıklı, güvenilir, deliksiz, iyi, derin, emin, yerinde, geçerli, kuvvetli, sert, sapasağlam, bozulmamış, yasal, oturaklı; VERB: çalmak, ses çıkarmak, ses vermek, çalınmak, iskandil etmek, ağzını aramak, etki bırakmak, söylemek, belli etmek, muayene etmek, sonda ile yoklamak, derıne dalmak, sondayla bakmak, araştırmak; ADVERB: mışıl mışıl, deliksiz bir şekilde; USER: ses, sesi, gelebilir, kulağa, bir ses

GT GD C H L M O
source /sɔːs/ = NOUN: kaynak, menşe, kaynakça, memba, yararlanılan kaynak; USER: kaynak, kaynağı, kaynağını, kaynağına, kaynağıdır

GT GD C H L M O
specification /ˌspes.ɪ.fɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: şartname, tanımlama, belirleme, belirtme, tarif, beyanname, ayrıntılarıyla belirtme; USER: şartname, özellikleri, belirtimi, belirtim, spesifikasyonu

GT GD C H L M O
spelling /ˈspel.ɪŋ/ = NOUN: yazım, heceleme, imlâ, yazılış; USER: yazım, imla, heceleme, yazım denetimi, yazımı

GT GD C H L M O
spellings /ˈspel.ɪŋ/ = NOUN: yazım, heceleme, imlâ, yazılış; USER: yazımlar, yazım, yazılışları, yazımları, imla

GT GD C H L M O
standardized /ˈstæn.də.daɪz/ = VERB: standartlaştırmak, ayarlamak, tek tip yapmak, titre etmek; USER: standart, standardize, standartlaştırılmış, standartlaştırılmıştır, standart bir

GT GD C H L M O
stated /steɪt/ = ADJECTIVE: belirtilen, belirtilmiş, belirli, açıklanmış, kayıtlı, belli, düzenli; USER: belirtilen, ifade, belirtildiği, belirtti, belirtilmiştir

GT GD C H L M O
states /steɪt/ = NOUN: sınıf, paye, derece; USER: devletler, devletlerin, devletleri, devlet, ülkeler

GT GD C H L M O
static /ˈstæt.ɪk/ = ADJECTIVE: statik, sabit, durgun, değişmez, parazitli, dingin; NOUN: statik elektrik; USER: statik, static, statik bir, sabit, durağan

GT GD C H L M O
stein /staɪn/ = NOUN: bira bardağı, büyük bardak; USER: bira bardağı, stein, bardağı, Stein'ın

GT GD C H L M O
still /stɪl/ = ADVERB: yine, hâlâ, yine de, henüz, daha, halâ, buna rağmen; VERB: sakinleştirmek; CONJUNCTION: yine de, buna rağmen; ADJECTIVE: hareketsiz, durgun; USER: yine, yine de, hâlâ, hala, halen, halen

GT GD C H L M O
stop /stɒp/ = VERB: durdurmak, durmak, bırakmak, kesmek, son vermek, kapamak, bitmek, alıkoymak, tıkamak, dindirmek, kalmak, stop ettirmek, savmak, noktalamak, kesilmek, dolgu yapmak, devam etmemek; NOUN: durak, durma, engel, stop etme, nokta, duraklama, istasyon, duraksama, mola yeri, mercek perdesi, noktalama işareti, ünsüz ses; USER: durdurmak, dur, durdurun, durdurma, durdurmaya

GT GD C H L M O
strong /strɒŋ/ = ADJECTIVE: güçlü, kuvvetli, sağlam, sert, şiddetli, ağır, keskin, koyu, gür; ADVERB: kuvvetle, şiddetle, güçlü olarak; USER: güçlü, güçlü bir, kuvvetli, strong, mutlaka

GT GD C H L M O
studied /ˈstʌd.id/ = ADJECTIVE: üzerinde çalışılmış, prova edilmiş, yapmacık, sahte, zoraki, kasıtlı; USER: okudu, incelenmiştir, eğitimi, çalışılmıştır, çalışılan, çalışılan

GT GD C H L M O
studies /ˈstədē/ = NOUN: çalışmalar, araştırmalar, incelemeler; USER: çalışmalar, çalışmaları, çalışmalarda, çalışma, çalışmaların, çalışmaların

GT GD C H L M O
study /ˈstʌd.i/ = NOUN: çalışma, öğrenim, araştırma, inceleme, etüt, tetkik, tahsil; VERB: incelemek, çalışmak, okumak, araştırmak, öğrenmek; USER: çalışma, eğitim, incelemek, çalışmak, okumak, okumak

GT GD C H L M O
such /sʌtʃ/ = ADJECTIVE: böyle, bu tür, bu gibi, öyle, çok, o kadar; PRONOUN: bu gibi, o gibi; ADVERB: böylesine, çok, öylesine, oldukça; USER: bu tür, böyle, gibi, tür, böyle bir, böyle bir

GT GD C H L M O
supplying /səˈplaɪ/ = NOUN: donatım, donatma; USER: tedarik, temin, tedariki, temini, sağlamak

GT GD C H L M O
support /səˈpɔːt/ = NOUN: destek, yardım, dayanak, takviye, arka; VERB: desteklemek, destek olmak, geçindirmek, sürdürmek, bakmak, tutmak, kanıtlamak; USER: destek, desteklemek, desteği, destekleyen, destekler

GT GD C H L M O
surprisingly /səˈpraɪ.zɪŋ.li/ = ADVERB: şaşırtıcı biçimde, hayret uyandıracak şekilde; USER: şaşırtıcı biçimde, şaşırtıcı, şaşırtıcı derecede, şaşırtıcı bir, Beklendiği

GT GD C H L M O
sutcliffe

GT GD C H L M O
system /ˈsɪs.təm/ = NOUN: sistem, düzen, şebeke, yapı, yöntem, ağ, usul, vücut, evren, katman; USER: sistem, sistemi, sisteminin, Sisteme, sistemin, sistemin

GT GD C H L M O
systems /ˈsɪs.təm/ = NOUN: sistem, düzen, şebeke, yapı, yöntem, ağ, usul, vücut, evren, katman; USER: sistemleri, sistemler, sistemlerinin, sistemlerin, sistemlerinde

GT GD C H L M O
t /tiː/ = USER: t, mi, Sal, Pe, t Kaydedilen

GT GD C H L M O
take /teɪk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak; NOUN: tutma; USER: almak, çekmek, almaya, alabilir, alır, alır

GT GD C H L M O
takes /teɪk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak; NOUN: tutma; USER: alır, sürer, alan, gereken, alıyor

GT GD C H L M O
taking /tāk/ = NOUN: alma, ele geçirme, alış, çalkalanma, sallanma, heyecan, telaş; ADJECTIVE: çekici, ilginç, cazip, bulaşıcı; USER: alma, alarak, alıyor, alan, almak, almak

GT GD C H L M O
talk /tɔːk/ = VERB: konuşmak, görüşmek; NOUN: konuşma, söz, sohbet, görüşme, laf, dedikodu, söylenti, hoşbeş; USER: konuşmak, konuşma, konuşmaya, söz, konuşun

GT GD C H L M O
tangents /ˈtanjənt/ = NOUN: teğet, tanjant; USER: teğetlerini, teğetler, teğet, teğetlerinin, tangents,

GT GD C H L M O
taught /tɔːt/ = VERB: öğretmek, eğitmek, ders vermek, öğretmenlik yapmak, göstermek, okutmak; USER: öğretti, öğretilen, öğretilir, öğretildi, ders, ders

GT GD C H L M O
technical /ˈtek.nɪ.kəl/ = ADJECTIVE: teknik, teorik, kurallı, yasal; USER: teknik, Technical

GT GD C H L M O
technicalities /ˌteknəˈkalədē/ = USER: teknik ayrıntıların, teknik bir,

GT GD C H L M O
techniques /tekˈniːk/ = NOUN: teknik, yöntem, usul; USER: teknikleri, teknikler, tekniklerini, tekniklerinin, teknik

GT GD C H L M O
tend /tend/ = VERB: bakmak, yönelmek, eğilimi olmak, yatkın olmak, çalmak, yüz tutmak, gözetmek, hizmet etmek; USER: eğilimindedir, eğilimi, eğiliminde, eğilimindedirler, olma eğilimindedir

GT GD C H L M O
term /tɜːm/ = NOUN: dönem, terim, süre, ifade, koşul, devre, söz, sınır taşı, regl dönemi, doğum zamanı, adet dönemi; VERB: adlandırmak, demek, isim vermek; USER: terim, dönem, vadeli, süreli, vadede

GT GD C H L M O
terrifying /ˈter.ə.faɪ.ɪŋ/ = ADJECTIVE: korkunç, dehşetli, çok korkutucu; USER: korkunç, ürkütücü, korkutucu, dehşet, dehşet verici

GT GD C H L M O
terror /ˈter.ər/ = NOUN: terör, dehşet, korkutan şey, yaramaz çocuk; USER: terör, terörü, terörle, teröre, terörün

GT GD C H L M O
text /tekst/ = NOUN: metin, tekst, konu, yazının aslı, İncil'den kısa bölüm; USER: metin, metni, yazı, metnin, kısa

GT GD C H L M O
than /ðæn/ = CONJUNCTION: göre, -den, -dan; USER: göre, daha, fazla, çok, den, den

GT GD C H L M O
thank /θæŋk/ = NOUN: teşekkür; VERB: teşekkür etmek, şükretmek; USER: teşekkür, ederim, teşekkür ederim, teşekkürler, ederiz

GT GD C H L M O
thanks /θæŋks/ = NOUN: teşekkür, şükür; USER: teşekkürler, teşekkür, sayesinde, Thanks

GT GD C H L M O
that /ðæt/ = CONJUNCTION: o, ki, şu, için, diye; PRONOUN: o, ki, şu, diye; ADVERB: böyle, o kadar, bu kadar; ADJECTIVE: öteki; USER: o, bu, olduğunu, olduğu, ki, ki

GT GD C H L M O
the

GT GD C H L M O
their /ðeər/ = PRONOUN: onların; USER: onların, kendi, bunların, da, da

GT GD C H L M O
them /ðem/ = PRONOUN: onları, onlara, onlar; USER: onları, onlara, bunları, onlar, bunların, bunların

GT GD C H L M O
themes /θiːm/ = NOUN: tema, konu, içerik, motif, ödev, melodi, tanıtım müziği; USER: temalar, temaları, tema, konular, temaların

GT GD C H L M O
themselves /ðəmˈselvz/ = PRONOUN: kendilerini, kendileri, kendilerine; USER: kendilerini, kendileri, kendi, kendilerine, kendini

GT GD C H L M O
then /ðen/ = ADVERB: o zaman, öyleyse, ondan sonra, o halde, demek, zira; ADJECTIVE: o zamanki, o zamanlarki; USER: o zaman, sonra, ardından, daha sonra, o, o

GT GD C H L M O
theorists /ˈTHēərist,ˈTHi(ə)r-/ = NOUN: kuramcı, nazariyeci; USER: teorisyenleri, teorisyenler, kuramcılar, kuramcıları, teorisyenlerin

GT GD C H L M O
there /ðeər/ = ADVERB: orada, oraya, şurada, oralarda, o konuda; PRONOUN: şuradaki; USER: orada, var, vardır, yoktur, yok, yok

GT GD C H L M O
therefore /ˈðeə.fɔːr/ = ADVERB: bu nedenle, bu yüzden, bundan dolayı, o yüzden, bunun için, onun için; CONJUNCTION: bu nedenle, bu yüzden, o yüzden, onun için; USER: bu nedenle, nedenle, dolayısıyla, yüzden, bu yüzden

GT GD C H L M O
these /ðiːz/ = PRONOUN: bunlar; USER: bunlar, bu, şu, bu gibi, bu gibi

GT GD C H L M O
they /ðeɪ/ = PRONOUN: onlar, insanlar; USER: onlar, bu, bunlar, da, de, de

GT GD C H L M O
thing /θɪŋ/ = NOUN: şey, konu, yaratık, eşya, kimse; USER: şey, bir şey, şeyi, şeydir, şeydir

GT GD C H L M O
think /θɪŋk/ = VERB: düşünmek, sanmak, saymak, zannetmek, anmak, tasavvur etmek, aklından geçirmek, planlamak; USER: düşünmek, düşünüyorum, düşünüyorsanız, düşünüyorsun, düşünüyor, düşünüyor

GT GD C H L M O
thirdly /ˈθɜːd.li/ = ADVERB: üçüncü olarak; USER: üçüncü olarak, Üçüncü, üçüncüsü, üçüncü olarak da, üçüncüsü de

GT GD C H L M O
this /ðɪs/ = PRONOUN: bu; ADVERB: böyle, bu kadar, bu kadar

GT GD C H L M O
those /ðəʊz/ = PRONOUN: onlar, şunlar; USER: bu, o, olanlar, olan, olan

GT GD C H L M O
thought /θɔːt/ = NOUN: düşünce, fikir, düşünme, kanı, görüş, felsefe, sanı, niyet, özen, ilgi, az şey; ADJECTIVE: sanılan; USER: düşünce, düşündüm, düşünmüş, düşünülmektedir, sanıyordum, sanıyordum

GT GD C H L M O
threatening /ˈθret.ən.ɪŋ/ = NOUN: tehdit; ADJECTIVE: tehdit eden, tehditkâr, endişe verici; USER: tehdit, tehdit edici, tehdit eden, tehdit ediyor, tehditkâr

GT GD C H L M O
three /θriː/ = USER: three-, three, üçlü; USER: üç, ç, ç

GT GD C H L M O
throughout /θruːˈaʊt/ = ADVERB: boyunca, her tarafında, baştan başa; PREPOSITION: boyunca, süresince, baştan başa; USER: boyunca, genelinde, çapında, süresince, boyu, boyu

GT GD C H L M O
time /taɪm/ = NOUN: zaman, süre, vakit, kere, uygun zaman, tempo, çağ, vade, aralık, doğum zamanı; VERB: zamanlamak, ayarlamak, zamanlama yapmak, saat tutmak, tempo tutmak, kurmak, süre tutmak, temposunu belirlemek; USER: zaman, süresi, kez, süre, zamanda

GT GD C H L M O
times /taɪmz/ = NOUN: kez, kere, defa, çağ; USER: kez, kere, defa, zaman, kat, kat

GT GD C H L M O
title /ˈtaɪ.tl̩/ = NOUN: başlık, ünvan, isim, ad, sıfat, hak, sahiplik, marka; USER: başlık, başlığı, adı, title, başlığını, başlığını

GT GD C H L M O
to /tuː/ = PREPOSITION: karşı, göre, -e, -ye, -ya, -e doğru; USER: karşı, göre, için, etmek, hiç, hiç

GT GD C H L M O
too /tuː/ = ADVERB: çok, de, fazla, dahi; USER: çok, de, da, fazla, kadar, kadar

GT GD C H L M O
took /tʊk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak, katlanmak, kabul etmek, karşılamak, elde etmek, dayanmak, kaplamak, sanmak, tutuşmak, tahammül etmek, gerektirmek, hissetmek, kabul edilmek, yanmak, icap etmek, atlatmak, tedavi etmek, etkili olmak, oltaya vurmak; USER: aldı, sürmüştür, sürdü, götürdü, oldu

GT GD C H L M O
torture /ˈtɔː.tʃər/ = NOUN: işkence, eziyet, ızdırap; VERB: işkence etmek, eziyet etmek, çektirmek, çarpıtmak; USER: işkence, işkenceye, eziyet

GT GD C H L M O
totalitarian /tōˌtaliˈte(ə)rēən/ = ADJECTIVE: totaliter, bütüncül, tek partili rejimle ilgili; USER: totaliter, totaliter bir, bütüncül

GT GD C H L M O
totally /ˈtəʊ.təl.i/ = ADVERB: bütünüyle, bütün olarak, bütün bütün; USER: bütünüyle, tamamen, toplam, tümüyle

GT GD C H L M O
traitor /ˈtreɪ.tər/ = NOUN: hain, vatan haini, dürzü; USER: hain, vatan haini, haini, ihanet, hainin

GT GD C H L M O
tried /traɪd/ = ADJECTIVE: denenmiş, güvenilir, sınanmış, arıtılmış; USER: denenmiş, güvenilir, çalıştı, denedim, çalıştım

GT GD C H L M O
two /tuː/ = USER: two-, two, ikili, ikili

GT GD C H L M O
types /taɪp/ = NOUN: tip, tür, model, cins, örnek, sembol, matbaa harfi, simge; VERB: daktilo ile yazmak; USER: türleri, tipleri, türlü, tür, tip

GT GD C H L M O
ultimate /ˈʌl.tɪ.mət/ = ADJECTIVE: nihai, son, en son, esas, en yüksek, en uzak; USER: nihai, son, mükemmel, ultimate, mükemmel bir

GT GD C H L M O
unbending /ʌnˈben.dɪŋ/ = ADJECTIVE: eğilmez, inatçı, bükülmez, taviz vermez, aşırı resmi, sert; USER: eğilmez, inatçı, gevşemeye maruz kalırlar, unbending, karşısında boyun eğmeyen

GT GD C H L M O
unchanging = ADJECTIVE: değişmeyen, değişmez; USER: değişmeyen, değişmez, değişmeyen bir, değişmez bir

GT GD C H L M O
under /ˈʌn.dər/ = ADVERB: altında, altına, altta; PREPOSITION: altında, altı, altından, bağlı, halinde, döneminde, etkisi altında; ADJECTIVE: alt, az; USER: altında, altındaki, kapsamında, altına, çerçevesinde, çerçevesinde

GT GD C H L M O
underestimate /ˌʌn.dəˈres.tɪ.meɪt/ = VERB: küçümsemek, hor görmek, küçük görmek, hafife almak, az değer biçmek; USER: küçümsemek, hafife, küçümsemeyin, küçümseme, yabana

GT GD C H L M O
understand /ˌʌn.dəˈstænd/ = VERB: anlamak, kavramak, iyi anlamak, bilmek, anlayışlı olmak, çakmak, hissetmek; USER: anlamak, anlamaya, anlıyorum, anlamıyorum, anlaşılması, anlaşılması

GT GD C H L M O
understanding /ˌəndərˈstand/ = NOUN: anlama, anlayış, kavrama, kavrayış, anlaşma, uzlaşma, zekâ, uyuşma, şart, hissetme; ADJECTIVE: anlayışlı, akıllı, halden anlar, halden anlayan, zeki, kafalı; USER: anlayış, anlayışı, anlaşılması, anlama, anlamak

GT GD C H L M O
understood /ˌʌn.dəˈstænd/ = VERB: anlamak, kavramak, iyi anlamak, bilmek, anlayışlı olmak, çakmak, hissetmek; USER: anladım, anlaşılır, anlaşılan, anlaşılmaktadır, anlaşılabilir

GT GD C H L M O
unfailing /ʌnˈfeɪ.lɪŋ/ = ADJECTIVE: şaşmaz, bitmez tükenmez, yanılmaz, güvenilir, yorulmaz, eksik olmaz; USER: şaşmaz, bitmez tükenmez, tükenmez, yanılmaz, bitmez tükenmez bir

GT GD C H L M O
university /ˌyo͞onəˈvərsətē/ = NOUN: üniversite; ADJECTIVE: üniversite; USER: üniversite, üniversitenin, üniversiteye, üniversitede, üniversitesi, üniversitesi

GT GD C H L M O
unless /ənˈles/ = CONJUNCTION: olmadıkça, olmazsa, -mezse; PREPOSITION: -den başka; USER: olmadıkça, sürece, takdirde, edilmiştir

GT GD C H L M O
unstintingly = USER: unstintingly, aralıksız, ödünsüz, mudilerinin, ödünsüz olarak,

GT GD C H L M O
until /ənˈtɪl/ = PREPOSITION: kadar, dek, değin; CONJUNCTION: kadar, -inceye kadar; USER: kadar, sonu, dek, yılına kadar, yılına kadar

GT GD C H L M O
untimely /ʌnˈtaɪm.li/ = ADJECTIVE: zamansız, vakitsiz, yersiz, münasebetsiz, vaktinden önce olan; USER: zamansız, zamansız bir, vakitsiz, zamansız olarak, yersiz

GT GD C H L M O
unwanted /ʌnˈwɒn.tɪd/ = ADJECTIVE: istenmeyen, istenmemiş; USER: istenmeyen, istenmeyen bir

GT GD C H L M O
unworthy /ˌənˈwərT͟Hē/ = ADJECTIVE: değmez, alçakça, yakışmaz, lâyık olmayan, aşağılık, hak etmeyen; USER: değmez, alçakça, değersiz, layık, değersiz olan

GT GD C H L M O
us /ʌs/ = PRONOUN: bize, bizi, biz; USER: bize, bizi, bizim, bizimle, Lütfen, Lütfen

GT GD C H L M O
use /juːz/ = VERB: kullanmak, yararlanmak, faydalanmak, davranmak, muamele etmek; NOUN: kullanım, kullanma, yarar, faydalanma, fayda, amaç, menfaat; USER: kullanmak, kullanın, kullanabilirsiniz, kullanımı, kullanınız, kullanınız

GT GD C H L M O
used /juːst/ = ADJECTIVE: kullanılmış, eski; USER: kullanılmış, kullanılan, kullanılır, kullanılabilir, kullanılmaktadır, kullanılmaktadır

GT GD C H L M O
useful /ˈjuːs.fəl/ = ADJECTIVE: yararlı, faydalı, kullanışlı, işe yarar; USER: yararlı, faydalı, yararlıdır, kullanışlı, yararlı bir

GT GD C H L M O
uses /juːz/ = NOUN: kullanım, kullanma, yarar, faydalanma, fayda, amaç, menfaat; VERB: kullanmak, yararlanmak, faydalanmak, davranmak, muamele etmek; USER: kullanır, kullanan, kullandığı, kullanmaktadır, kullanıyor, kullanıyor

GT GD C H L M O
value /ˈvæl.juː/ = NOUN: değer, önem, kıymet, ton, gerçek anlam; VERB: değer vermek, değer biçmek, değerini bilmek, paha biçmek, keşide etmek, önem vermek; USER: değer, değeri, değerini, value, değerinin

GT GD C H L M O
vary /ˈveə.ri/ = VERB: değiştirmek, değişmek, çeşitlemek, başkalaşmak, değişime uğramak, farklı olmak; USER: değiştirmek, değişebilir, değişir, farklılık gösterir, farklılık

GT GD C H L M O
very /ˈver.i/ = ADJECTIVE: çok, tam, bile, gerçek, aynı, salt, sırf, mutlâk, özel; ADVERB: çok, pek, en, tam; USER: çok, oldukça, very, derece, pek, pek

GT GD C H L M O
victims /ˈvɪk.tɪm/ = NOUN: kurban, mağdur kimse; USER: kurban, kurbanları, kurbanlar, mağdur, kurbanı

GT GD C H L M O
view /vjuː/ = VERB: görmek, bakmak, incelemek, seyretmek; NOUN: görünüm, manzara, bakış, görüş, görüntü, gösterme, görüş alanı, panaroma; USER: görmek, fazlasý, görüntülemek, görüntüle, görüntüleyebilirsiniz

GT GD C H L M O
violence /ˈvaɪə.ləns/ = NOUN: şiddet, zorbalık, zorlama, ırza tecavüz, tecâvüz; USER: şiddet, şiddete, şiddetin, şiddeti, şiddetle

GT GD C H L M O
voyage /ˈvɔɪ.ɪdʒ/ = NOUN: yolculuk, sefer, seyahat; VERB: yolculuk etmek, seyahat etmek; USER: yolculuk, yolculuğu, voyage, sefer, yolculuğa

GT GD C H L M O
vulnerable /ˈvəln(ə)rəbəl/ = ADJECTIVE: savunmasız, zedelenebilir, yaralanabilir, eğilimli, kolay incinir; USER: savunmasız, hassas, zayıf, açık, korunmasız

GT GD C H L M O
war /wɔːr/ = NOUN: savaş, harp, mücâdele, düşmanlık, uğraşma; ADJECTIVE: savaş, savaş ile ilgili; VERB: savaşmak, mücâdele etmek, düşman olmak; USER: savaş, savaşı, savaşın, savaşa, savaşta

GT GD C H L M O
warned /wɔːn/ = VERB: uyarmak, haber vermek, ihtar etmek, ikaz etmek, öğütlemek, ihbar etmek, tembih etmek; USER: uyardı, uyarılırsınız, konusunda uyardı, uyarıda, uyarısında

GT GD C H L M O
was /wɒz/ = USER: oldu, olduğunu, idi, was, olduğu, olduğu

GT GD C H L M O
waste /weɪst/ = NOUN: atık, israf, çöp, boşa harcama, artık; ADJECTIVE: atık, artık, boş, harap; VERB: harcamak, boşa harcamak, öldürmek; USER: atık, kaybetmeyin, israf, harcamak, boşa

GT GD C H L M O
way /weɪ/ = NOUN: yol, yön, yöntem, tarz, taraf, usul, davranış, mesafe, gidişat, durum, yapılış şekli, gelenek, davranış tarzı, bakım, civar, iş alanı; USER: yol, şekilde, yolu, bir şekilde, bir yol, bir yol

GT GD C H L M O
ways /-weɪz/ = NOUN: начин, пут, правац, метод, стаза; USER: yolları, yollar, yolu, şekilde, şekillerde, şekillerde

GT GD C H L M O
we /wiː/ = PRONOUN: biz; USER: biz, Sizlere, We, bizim, Bu, Bu

GT GD C H L M O
weaknesses /ˈwiːknəs/ = NOUN: zayıflık, güçsüzlük, halsizlik, zaaf, kuvvetsizlik, cansızlık, dayanıksızlık, hasta oluş, zayıf taraf; USER: zayıf, zayıf yönleri, zayıf yönlerini, zayıflıkları, zayıflıklar

GT GD C H L M O
weapon /ˈwep.ən/ = NOUN: silâh; USER: silah, silahı, bir silah, silahını, silahtır

GT GD C H L M O
well /wel/ = ADJECTIVE: iyi, güzel, sağlıklı, uygun, iyi durumda; ADVERB: iyi, çok, iyice, oldukça, güzelce, hoş; NOUN: kuyu; USER: iyi, de, sıra, yanı, iyi bir, iyi bir

GT GD C H L M O
were /wɜːr/ = USER: edildi, vardı, idi, olduğunu, olan, olan

GT GD C H L M O
what /wɒt/ = ADJECTIVE: ne, hangi; PRONOUN: ne, hangi, neyi, neleri; USER: ne, Neler, ne bekleyebileceğinizi, hangi, nedir, nedir

GT GD C H L M O
when /wen/ = NOUN: zaman, vakit; ADVERB: ne zaman, iken, -dığı zaman; CONJUNCTION: ne zaman, iken, gerektiğinde, -dığı sırada, -dığında; PRONOUN: ne zaman, ne zamandan kalma; USER: zaman, ne zaman, olduğunda, ne, sırasında, sırasında

GT GD C H L M O
where /weər/ = ADVERB: nerede, nereye, nereden; PRONOUN: yer, nere; CONJUNCTION: -dığı yere, -diği yerde; USER: nerede, nereye, burada, yerde, yere, yere

GT GD C H L M O
whether /ˈweð.ər/ = CONJUNCTION: olup olmadığını, eğer; USER: olup olmadığını, olmadığını, olsun, olup, olmadığı

GT GD C H L M O
which /wɪtʃ/ = ADJECTIVE: hangi; PRONOUN: hangi, hangisi, ki, hangisini; USER: hangi, olan, olduğu, ki, bu, bu

GT GD C H L M O
while /waɪl/ = NOUN: süre, zaman, vakit; ADVERB: iken; CONJUNCTION: iken, sırasında, rağmen, karşın, oysa, halbuki, olduğu halde, -irken; USER: süre, sırasında, iken, ise, ederken, ederken

GT GD C H L M O
who /huː/ = PRONOUN: kim, kimi, kime, ki o; USER: kim, kimin, olan, edenler, eden, eden

GT GD C H L M O
whom /huːm/ = PRONOUN: kime, kimi, ki onu; USER: kime, kimin, kimi, kim, kiminle

GT GD C H L M O
whose /huːz/ = PRONOUN: kimin, ki onun; USER: kimin, olan

GT GD C H L M O
wilkes /ˈwaɪ.li/ = USER: wilkes, Wilkes'ın,

GT GD C H L M O
will /wɪl/ = NOUN: irade, niyet, istek, vasiyet, vasiyetname, arzu, azim; VERB: istemek, amaçlamak, arzulamak, niyet etmek, vasiyet etmek; USER: irade, olacak, olacaktır, olur, edecek, edecek

GT GD C H L M O
with /wɪð/ = PREPOSITION: ile, birlikte, beraber, -li; USER: ile, sahip, olan, birlikte, ile birlikte, ile birlikte

GT GD C H L M O
without /wɪˈðaʊt/ = ADVERB: olmadan, olmaksızın, dışarıda; PREPOSITION: olmadan, dışında, -siz, -sız, -meden; CONJUNCTION: -medikçe, -meksizin; USER: olmadan, olmaksızın, olmayan, kalmadan, vermeden, vermeden

GT GD C H L M O
words /wɜːd/ = NOUN: sözler, laf, güfte, ağız kavgası; USER: sözler, kelimeler, deyişle, kelime, bir deyişle, bir deyişle

GT GD C H L M O
work /wɜːk/ = NOUN: iş, çalışma, eser, görev, işleme, emek, işyeri, yapıt, meşguliyet; VERB: çalışmak, işlemek, iş yapmak, işe yaramak, çabalamak, meşgul olmak, başarılı olmak, oynamak, mayalanmak, etkili olmak, seğirmek, oynatmak, koparmak, sızdırmak, işletmek; USER: çalışma, çalışmak, iş, işe, çalışmaya

GT GD C H L M O
would /wʊd/ = VERB: -cekti, -caktı, -erdi, -ermi, -ermiydi; USER: -cekti, olur, mi, istiyorsunuz, olurdu, olurdu

GT GD C H L M O
wouldn /ˈwʊd.ənt/ = USER: olmazdı, olsam, wouldn, wouldn

GT GD C H L M O
wreak /riːk/ = VERB: çıkarmak, almak; USER: çıkarmak, yol, yol açıyor, açıyor, Ülke çapında çeşitli

GT GD C H L M O
write /raɪt/ = VERB: yazmak, yazı yazmak, mektup yazmak, kaleme almak, kâğıda dökmek, bestelemek, yazarlık yapmak; NOUN: yazı yazma; USER: yazmak, yazma, yazın, yazmaya, geç, geç

GT GD C H L M O
writing /ˈraɪ.tɪŋ/ = NOUN: yazı, yazı yazma, yazarlık, makale, el yazısı, kitap, yazı şekli, yazı kâğıdı, kitabe; ADJECTIVE: yazı, yazı yazan; USER: yazı, yazma, yazılı, yazmak, yazmaya, yazmaya

GT GD C H L M O
written /ˈrɪt.ən/ = ADJECTIVE: yazılı, yazılmış; USER: yazılı, yazılmış, yazılmaktadır, yazılmıştır, yazılır, yazılır

GT GD C H L M O
wrote /rəʊt/ = VERB: yazmak, yazı yazmak, mektup yazmak, kaleme almak, kâğıda dökmek, bestelemek, yazarlık yapmak; USER: yazdı, yazdığı, yazdım, yazmıştır, yazıldı

GT GD C H L M O
yet /jet/ = ADVERB: henüz, daha, yine de, hâlâ, şimdiye kadar, hatta, şimdiye dek, sonunda; CONJUNCTION: ama, ancak, yine de, buna rağmen, oysa; USER: henüz, yapılmamış, Olduklarım, ama, gönderilmemiş, gönderilmemiş

GT GD C H L M O
you /juː/ = PRONOUN: size, sen, seni, sizi, sana, siz; USER: sen, size, Eğer, sizin, sizi, sizi

GT GD C H L M O
your /jɔːr/ = PRONOUN: sizin, senin; USER: sizin, senin, Kaydınızı, Kullanıcı, da, da

685 words