Turkish Vocabulary
Click on letter: GT-Google Translate; GD-Google Define; H-Collins; L-Longman; M-Macmillan; O-Oxford; © or C-Cambridge
GT
GD
C
H
L
M
O
a
GT
GD
C
H
L
M
O
abbie
GT
GD
C
H
L
M
O
abnormal
/æbˈnɔː.məl/ = ADJECTIVE: anormal, olağandışı;
USER: anormal, anormal bir, normal, olağandışı
GT
GD
C
H
L
M
O
abominable
/əˈbɒm.ɪ.nə.bl̩/ = ADJECTIVE: iğrenç, tiksindirici, berbat;
USER: iğrenç, iğrenç bir, menfur, abominable, tiksindirici
GT
GD
C
H
L
M
O
about
/əˈbaʊt/ = PREPOSITION: hakkında, ilgili, konusunda, dair, etrafında, üstünde, orada burada;
ADVERB: yaklaşık, takriben, etrafına, hemen hemen, aşağı yukarı, aksi yöne;
USER: hakkında, ilgili, yaklaşık, ile ilgili, konusunda, konusunda
GT
GD
C
H
L
M
O
above
/əˈbʌv/ = ADVERB: yukarıda, önce, daha çok, cennette;
ADJECTIVE: yukarıdaki, sözü geçen;
PREPOSITION: üzerinde, üstünde, üzerine, yüksek, üstün, öte;
NOUN: yukarıda olan şey;
USER: yukarıda, üzerinde, yukarıdaki, üstünde, yukarıda bulunan
GT
GD
C
H
L
M
O
accuracy
/ˈæk.jʊ.rə.si/ = NOUN: doğruluk, kesinlik, ayar, tamlık;
USER: doğruluk, doğruluğu, doğruluğunu, hassasiyeti, doğru
GT
GD
C
H
L
M
O
acknowledge
/əkˈnɒl.ɪdʒ/ = VERB: onaylamak, kabul etmek, tanımak, itiraf etmek, teşekkür etmek, alındığını bildirmek;
USER: kabul etmek, onaylamak, kabul, kabul ediyorsunuz, tanımak
GT
GD
C
H
L
M
O
acknowledgements
= USER: teşekkür, İlgili Kaynaklar, teşekkürler, bildirimleri, onaylar,
GT
GD
C
H
L
M
O
act
/ækt/ = NOUN: hareket, eylem, fiil, rol, davranış, yasa, amel, kanun;
VERB: davranmak, hareket etmek, oynamak, rol yapmak;
USER: hareket, harekete, hareket ederler, görev, davranmaya
GT
GD
C
H
L
M
O
acting
/ˈæk.tɪŋ/ = NOUN: oyunculuk, oyun, oynama, temsil;
ADJECTIVE: hareket eden, davranan, yapan, temsil eden, vekâlet eden, sahnelenebilen;
USER: oyunculuk, hareket eden, hareket, etkili, etki
GT
GD
C
H
L
M
O
actions
/ˈæk.ʃən/ = NOUN: eylem, hareket, faaliyet, etki, dava, davranış, çalışma, amel, çarpışma, etkileme, olayların gelişimi;
USER: eylemler, eylemleri, eylem, işlemleri, eylemlerin
GT
GD
C
H
L
M
O
activity
/ækˈtɪv.ɪ.ti/ = NOUN: faaliyet, etkinlik, eylem, iş, hareket halinde olma;
USER: etkinlik, faaliyet, aktivite, etkinliği, aktivitesi
GT
GD
C
H
L
M
O
add
/æd/ = VERB: eklemek, katmak, artırmak, ilave etmek, toplamak, karıştırmak;
USER: eklemek, ekleyin, ekle, ekleyebilirsiniz, ekleyebilir, ekleyebilir
GT
GD
C
H
L
M
O
advance
/ədˈvɑːns/ = VERB: ilerlemek, ilerletmek, geliştirmek, yükseltmek, gelişmek, ileri almak, öne sürmek, öne almak;
NOUN: avans, ilerleme, gelişme, avantaj;
USER: ilerlemek, ilerletmek, önceden, geliştirmek, ilerleme
GT
GD
C
H
L
M
O
advances
/ədˈvɑːns/ = NOUN: asılma, sırnaşma;
USER: gelişmeler, avanslar, ilerlemeler, avans, avansları
GT
GD
C
H
L
M
O
advertising
/ˈadvərˌtīz/ = NOUN: ilan, reklâmcılık, duyurma;
ADJECTIVE: reklâm, reklâmcılık ile ilgili;
USER: ilan, reklam, Reklamcılık, Advertising, reklamcılığı
GT
GD
C
H
L
M
O
advice
/ədˈvaɪs/ = NOUN: tavsiye, danışma, öğüt, nasihat, fikir, akıl, uyarı;
USER: tavsiye, öneriler, öneriler sağlar, danışma, tavsiyesi
GT
GD
C
H
L
M
O
advising
/ədˈvaɪz/ = VERB: bildirmek, tavsiye etmek, uyarmak, öğütlemek, öğüt vermek, fikir vermek, haber vermek, nasihat etmek, akıl vermek;
USER: danışmanlık, danışmanlık hizmeti vermek, danışmanlık yapmak, danışma, tavsiyelerde
GT
GD
C
H
L
M
O
affects
/əˈfekt/ = VERB: etkilemek, dokunmak, numarası yapmak, yaşamak, taslamak, sarsmak, üzmek, bozmak, sevmek, hoşlanmak, tutmak, etki etmek;
NOUN: arzu, heyecan;
USER: etkiler, etkileyen, etkilemektedir, etkilediği, etkilediğini
GT
GD
C
H
L
M
O
against
/əˈɡenst/ = ADVERB: karşı, aleyhte, ters olarak;
PREPOSITION: karşı, karşısında, aleyhinde, aykırı, dayalı;
USER: karşı, karşısında, yönelik, aleyhine, aleyhinde, aleyhinde
GT
GD
C
H
L
M
O
age
/eɪdʒ/ = NOUN: yaş, çağ, yaşlılık, devir, asır, reşit olma, erginlik;
VERB: yaşlandırmak, yaşlanmak, ihtiyarlamak, yıpratmak, kocamak;
USER: yaş, yaşı, yaşın, yaşına, yaşını
GT
GD
C
H
L
M
O
agents
/ˈeɪ.dʒənt/ = NOUN: ajan, temsilci, acenta, etken, etmen, faktör, etkili olan kimse, distribütör, yapan kimse;
USER: ajanlar, maddeler, maddeleri, acentaları, ajanları
GT
GD
C
H
L
M
O
all
/ɔːl/ = ADJECTIVE: tüm, bütün, her, hep;
NOUN: hepsi, herkes;
ADVERB: hepsi, tamamen, hep;
PRONOUN: hepsi, herkes, her şey;
USER: tüm, bütün, her, All, tamamını, tamamını
GT
GD
C
H
L
M
O
allegations
/ˌæl.əˈɡeɪ.ʃən/ = NOUN: iddia, sav, özür, bahane, mazeret, ileri sürme;
USER: iddiaları, iddialarını, iddialarının, iddialar, iddialarına
GT
GD
C
H
L
M
O
almost
/ˈɔːl.məʊst/ = ADVERB: neredeyse, hemen hemen, adeta, yaklaşık olarak, az kalsın, az daha;
USER: neredeyse, hemen hemen, hemen, yaklaşık, adeta, adeta
GT
GD
C
H
L
M
O
alone
/əˈləʊn/ = ADJECTIVE: yalnız, tek başına, kimsesiz;
ADVERB: yalnız, tek başına, yalnız başına, bir başına;
USER: tek başına, yalnız, başına, sadece, tek, tek
GT
GD
C
H
L
M
O
also
/ˈɔːl.səʊ/ = ADVERB: da, de, ayrıca, hem de, hem, keza, dahi, üstelik;
USER: da, ayrıca, de, aynı zamanda, zamanda, zamanda
GT
GD
C
H
L
M
O
always
/ˈɔːl.weɪz/ = ADVERB: her zaman, daima, hep, defalarca, boyuna, tekrar tekrar;
USER: her zaman, zaman, her, daima, hep, hep
GT
GD
C
H
L
M
O
an
GT
GD
C
H
L
M
O
and
/ænd/ = CONJUNCTION: ve, ile, de;
USER: ve, ile, ile
GT
GD
C
H
L
M
O
another
/əˈnʌð.ər/ = ADJECTIVE: başka, farklı, ayrı, bambaşka, öbür;
PRONOUN: başka, diğer, bir daha, bir tane daha, ayrı, başka bir tane, öbür;
USER: başka, başka bir, bir, diğer, bir başka, bir başka
GT
GD
C
H
L
M
O
answer
/ˈɑːn.sər/ = NOUN: cevap, yanıt, karşılık, çözüm, tepki, misilleme;
VERB: yanıtlamak, cevap vermek, karşılamak, bakmak, uymak, karşılık vermek, kefil olmak, yetmek, yerine getirmek, tanıma uymak;
USER: cevap, answer, cevaplamak, yanıt, yanıtlamak
GT
GD
C
H
L
M
O
anti
/ˈæn.ti/ = NOUN: muhalif, karşı olan kimse;
USER: Anti, karşıtı, önleyici, karşı
GT
GD
C
H
L
M
O
any
/ˈen.i/ = ADJECTIVE: herhangi, her, hiçbir, hiç, daha, biraz;
ADVERB: hiç, daha, biraz;
PRONOUN: herhangi biri, biri, her ne;
USER: herhangi, herhangi bir, hiçbir, bir, her, her
GT
GD
C
H
L
M
O
apparent
/əˈpær.ənt/ = ADJECTIVE: açık, belli, bariz, anlaşılır, aşikâr, ortada, besbelli, görünüşte olan;
USER: açık, belli, belirgin, görünür, görünen, görünen
GT
GD
C
H
L
M
O
appreciated
/əˈpriː.ʃi.eɪt/ = VERB: takdir etmek, anlamak, değerlendirmek, kavramak, beğenmek, değer vermek, değerini bilmek, değerlenmek, minnettar olmak, teşekkür borçlu olmak, değer biçmek, değerini artırmak, fiyatını yükseltmek, zevk almak, değer kazanmak;
USER: takdir, takdir etmek, mutluluk
GT
GD
C
H
L
M
O
approaches
/əˈprəʊtʃ/ = NOUN: yaklaşım, yaklaşma, girişim, yol, yanaşma, teşebbüs;
VERB: yaklaşmak, yanaşmak, varmak, ulaşmak, ele almak, girişmek;
USER: yaklaşımlar, yaklaşımları, yaklaşım, yaklaşımların, yaklaşımlarını
GT
GD
C
H
L
M
O
appropriate
/əˈprəʊ.pri.ət/ = ADJECTIVE: uygun, yerinde, özgü, has, biçilmiş kaftan, yakışık alır;
VERB: ayırmak, özelleştirmek, kendine mâletmek, iç etmek, üstüne oturmak, el koymak;
USER: uygun, uygun bir, ilgili, uygun olan, gerekli
GT
GD
C
H
L
M
O
are
/ɑːr/ = NOUN: ar;
USER: olan, vardır, bulunmaktadır, olup, olarak, olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
arguing
/ˈɑːɡ.juː/ = VERB: tartışmak, savunmak, iddia etmek, münakaşa etmek, görüşmek, itiraz etmek, karşı gelmek, kandırmak, ikna etmek, belli etmek, göstergesi olmak, ispatı olmak;
USER: savunarak, tartışmaya, sürerek, savunan, ileri sürerek
GT
GD
C
H
L
M
O
aronson
GT
GD
C
H
L
M
O
arouses
/əˈraʊz/ = VERB: uyandırmak, canlandırmak, harekete geçirmek, kaldırmak;
USER: uyandırıyor, uyandırır, arouses, uyandıran, uyandırmaktadır
GT
GD
C
H
L
M
O
as
/əz/ = ADVERB: olarak, gibi, kadar, iken;
PRONOUN: gibi;
CONJUNCTION: olduğu gibi, ki, iken, rağmen, karşın, madem, mademki, -diği gibi, -irken;
USER: olarak, gibi, kadar, yanı, şekilde, şekilde
GT
GD
C
H
L
M
O
ask
/ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak;
USER: sormak, isteyin, sorun, sorabilir, sor, sor
GT
GD
C
H
L
M
O
asked
/ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak;
USER: sordu, istedi, sorulan, soruldu, sordum
GT
GD
C
H
L
M
O
asking
/ɑːsk/ = NOUN: isteme;
USER: isteme, soran, isteyen, sorarak, soruyor, soruyor
GT
GD
C
H
L
M
O
asks
/ɑːsk/ = VERB: sormak, istemek, soru sormak, rica etmek, davet etmek, aranmak, hak etmek, kaşınmak;
USER: diye soruyor, soruyor, sorar, ister, soran, soran
GT
GD
C
H
L
M
O
assistance
/əˈsɪs.təns/ = NOUN: yardım, destek;
USER: yardım, yardımı, destek, hizmetleri, asistanlığı
GT
GD
C
H
L
M
O
associations
/əˌsəʊ.siˈeɪ.ʃən/ = NOUN: dernek, ortaklık, işbirliği, birleşme, çağrıştırma, iştirak, arkadaşlık, akla getirme;
USER: dernekler, dernek, dernekleri, birlikleri, derneklerin
GT
GD
C
H
L
M
O
at
/ət/ = PREPOSITION: -de, -da, -ye, -ya, -e, -a;
NOUN: savaşçı, asker, eyt;
USER: de, az, at, okuyun, azından, azından
GT
GD
C
H
L
M
O
attempting
/əˈtempt/ = VERB: denemek, kalkışmak, teşebbüs etmek, girişimde bulunmak, yeltenmek;
USER: teşebbüs, çalışıyor, çalışan, çalışırken, girişiminde
GT
GD
C
H
L
M
O
attempts
/əˈtempt/ = NOUN: girişim, teşebbüs, kalkışma, yeltenme;
VERB: denemek, kalkışmak, teşebbüs etmek, girişimde bulunmak, yeltenmek;
USER: girişimleri, girişimi, girişimler, deneme, girişimlerini
GT
GD
C
H
L
M
O
attention
/əˈten.ʃən/ = NOUN: dikkat, ilgi, özen, bakım, itina, aldırış, ilgilenme, iltifat, kur;
USER: dikkat, dikkatini, ilgi, önem, ilgisini
GT
GD
C
H
L
M
O
attracted
/əˈtrækt/ = VERB: çekmek, cezbetmek;
USER: çekti, ilgi, çekici, çeken, çekmiştir
GT
GD
C
H
L
M
O
author
/ˈɔː.θər/ = NOUN: yazar, yaratıcı;
USER: yazar, yazarı, yazarın, sahibine, yazarıdır
GT
GD
C
H
L
M
O
authors
/ˈɔː.θər/ = NOUN: yazar, yaratıcı;
USER: yazar, yazarlar, yazarların, yazarları, yazarlara
GT
GD
C
H
L
M
O
avoid
/əˈvɔɪd/ = VERB: önlemek, kaçınmak, korunmak, sakınmak, uzak durmak, uzak durmak, savuşturmak, iptal etmek;
USER: önlemek, kaçınmak, kaçının, bilmek, engellemek
GT
GD
C
H
L
M
O
b
= NOUN: si, iyi;
USER: b,
GT
GD
C
H
L
M
O
be
/biː/ = VERB: olmak, var olmak, bulunmak, tutmak, durmak, mal olmak, anlamına gelmek;
USER: olmak, olabilir, olması, olarak, olduğu, olduğu
GT
GD
C
H
L
M
O
bear
/beər/ = NOUN: ayı, spekülatör;
VERB: taşımak, doğurmak, götürmek, değmek, vermek, üstlenmek, dönmek, duymak, katlanmak, çekmek;
USER: ayı, taşıyan, taşımak, taşımalıdır, tutulması
GT
GD
C
H
L
M
O
became
/bɪˈkeɪm/ = VERB: olmak, haline gelmek, yaraşmak, kesilmek, yakışmak, uymak, güzel durmak, -laşmak, -leşmek;
USER: oldu, olmuştur, haline geldi, haline, haline gelmiştir, haline gelmiştir
GT
GD
C
H
L
M
O
been
/biːn/ = USER: olmuştur, oldu, mu, olan, olarak, olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
before
/bɪˈfɔːr/ = ADVERB: önce, önceki, karşı, önde;
PREPOSITION: önce, önünde, önüne, evvel, huzurunda, karşısında, önde;
CONJUNCTION: önce;
USER: önce, öncesi, daha önce, önceki
GT
GD
C
H
L
M
O
beginner
/bɪˈɡɪn.ər/ = NOUN: acemi, yeni başlayan kimse;
USER: acemi, başlangıç, yeni başlayanlar, başlayanlar, Beginner
GT
GD
C
H
L
M
O
beginning
/bɪˈɡɪn.ɪŋ/ = NOUN: başlangıç, baş, köken, kaynak;
ADJECTIVE: başlangıç, ilk;
USER: başlangıç, başlayan, başlıyor, başlamadan, başında, başında
GT
GD
C
H
L
M
O
behaviours
/bɪˈheɪ.vjər/ = NOUN: davranış, tutum, hareket, tavır, hareket tarzı;
USER: davranışları, davranışlar, davranışlarını, davranış, davranışların
GT
GD
C
H
L
M
O
being
/ˈbiː.ɪŋ/ = NOUN: varlık, olma, varoluş, yaradılış, yapı;
USER: olma, varlık, olmak, olan, olmanın, olmanın
GT
GD
C
H
L
M
O
beings
/ˈbiː.ɪŋ/ = NOUN: varlık, olma, varoluş, yaradılış, yapı;
USER: varlıklar, varlıkların, insanlar, varlıkları, varlıklarız
GT
GD
C
H
L
M
O
belief
/bɪˈliːf/ = NOUN: inanç, inanış, iman, inanma, kanı, düşünce, güven, itikat, fikir, itimat;
USER: inanç, inancı, inancını, inancın, inancına
GT
GD
C
H
L
M
O
beliefs
/bɪˈliːf/ = NOUN: inanç, inanış, iman, inanma, kanı, düşünce, güven, itikat, fikir, itimat;
USER: inançlar, inançları, inanç, inançlarını, inançların
GT
GD
C
H
L
M
O
believe
/bɪˈliːv/ = VERB: inanmak, güvenmek, inancı olmak;
USER: inanmak, inanıyorum, inanıyoruz, inanıyor, iman, iman
GT
GD
C
H
L
M
O
best
/best/ = ADJECTIVE: en iyi, birinci sınıf;
ADVERB: en, en çok, en iyi şekilde;
VERB: yenmek, geçmek, alt etmek;
USER: en iyi, en, iyi, bölgesindeki en iyi, en çok, en çok
GT
GD
C
H
L
M
O
better
/ˈbet.ər/ = ADJECTIVE: daha iyi, daha güzel;
ADVERB: daha iyi, daha iyi şekilde, iyisimi;
VERB: iyileştirmek, daha iyi yapmak, geliştirmek, düzeltmek, geçmek;
NOUN: daha iyisi, üstün kimse;
USER: daha iyi, iyi, daha, daha iyi bir, iyi bir
GT
GD
C
H
L
M
O
beyond
/biˈjɒnd/ = ADVERB: ötesinde, öte, aşırı;
PREPOSITION: ötesinde, ötesine, öteye, ötesi, götürmez, ötede, haricinde, ayrıca, -den öte;
NOUN: öbür dünya, ahiret;
USER: ötesinde, ötesine, dışında, öteye, dışındaki
GT
GD
C
H
L
M
O
bites
/baɪt/ = NOUN: ısırık, lokma, ısırma, diş izi, dişleme;
VERB: ısırmak, sokmak, dişlemek, aşındırmak, yakmak, kavramak, acıtmak;
USER: ısırıkları, sokması, ısırığı, ısırık, bites
GT
GD
C
H
L
M
O
book
/bʊk/ = NOUN: kitap, defter, liste, senaryo, libretto, opera metni;
VERB: ayırtmak, rezervasyon yapmak, ayırmak, kaydetmek, deftere işlemek, yer ayırmak, tutmak;
USER: kitap, kitabı, defter, kitabın, defteri, defteri
GT
GD
C
H
L
M
O
boost
/buːst/ = VERB: artırmak, yükseltmek, yukarıya itmek, kaldırmak, övmek, reklâmını yapmak, voltajını yükseltmek;
NOUN: artırma, yükseltme, destekleme, yardım etme, propaganda, reklamını yapma;
USER: artırmak, artırma, artırabilir, arttırmak, artırmaya
GT
GD
C
H
L
M
O
born
/bɔːn/ = ADJECTIVE: doğmuş, doğum;
USER: doğmuş, doğum, doğdu, doğan, doğumlu
GT
GD
C
H
L
M
O
both
/bəʊθ/ = ADJECTIVE: ikisi de, her ikisi de;
USER: her ikisi de, ikisi de, hem, iki, her iki
GT
GD
C
H
L
M
O
brain
/breɪn/ = NOUN: beyin, akıl, zekâ, kafalı kimse, zeki kimse;
VERB: beynini patlatmak, kafa yarmak;
USER: beyin, beynin, beyni, beyinde, beyindeki
GT
GD
C
H
L
M
O
brains
/breɪn/ = NOUN: beyin, kafa, zekâ;
USER: beyin, beyinleri, beynini, beyni, beyinlerinin
GT
GD
C
H
L
M
O
brainwashers
GT
GD
C
H
L
M
O
brainwashing
/ˈbreɪn.wɒʃ/ = NOUN: beyin yıkama;
USER: beyin yıkama, bir beyin yıkama,
GT
GD
C
H
L
M
O
broken
/ˈbrəʊ.kən/ = ADJECTIVE: kırık, kırılmış, bozuk, parçalanmış, arızalı, kesik, yıkılmış, çökmüş, çiğnenmiş, ihlâl edilmiş;
USER: kırık, kırılmış, bozuk, bozuldu, kırıldı, kırıldı
GT
GD
C
H
L
M
O
bullet
/ˈbʊl.ɪt/ = NOUN: kurşun, mermi;
USER: kurşun, mermi, bullet, madde işareti, madde
GT
GD
C
H
L
M
O
but
/bʌt/ = CONJUNCTION: ama, ancak, fakat, ki, oysa, hariç, başka, halbuki;
ADVERB: sadece, yalnızca, yani, hiç olmazsa;
NOUN: itiraz, karşı çıkma;
USER: ama, ancak, fakat, değil, aynı, aynı
GT
GD
C
H
L
M
O
by
/baɪ/ = PREPOSITION: tarafından, göre, ile, yoluyla, kadar, vasıtasıyla, yanında, kenarında, başında, yanından, yakınında, yakınından, yolundan;
ADVERB: yakın, geçecek biçimde, geçişli biçimde, bir kenara;
USER: tarafından, göre, ile, by, edenler tarafından
GT
GD
C
H
L
M
O
call
/kɔːl/ = NOUN: çağrı, davet, çağırma, seslenme, ziyaret, ses, ihtiyaç, ziyaret etme, telefonda konuşma, ötüş;
VERB: aramak, çağırmak, seslenmek, demek, adlandırmak, çağrıda bulunmak, söylemek, davet etmek, telefon etmek, bağırmak, uyandırmak, ziyaret etmek, lakap takmak, telefonda konuşmak, dava açmak, farzetmek;
USER: çağrı, aramak, now, call now, şöyle çağırır
GT
GD
C
H
L
M
O
can
/kæn/ = NOUN: kutu, teneke kutu, konserve kutusu, hela, hapishane, kaba et, teneke kutudaki içecek;
VERB: yapabilmek, edebilmek, olabilmek, kovmak, konservesini yapmak;
USER: kutu, olabilir, yapabilirsiniz, can, olabildiğince, olabildiğince
GT
GD
C
H
L
M
O
careful
/ˈkeə.fəl/ = ADJECTIVE: dikkatli, özenli, titiz, itinalı, tedbirli, ölçülü, idareli, tutumlu, düşünen;
USER: dikkatli, dikkat, dikkat edin, dikkatli bir, özen
GT
GD
C
H
L
M
O
cases
/keɪs/ = NOUN: durum, dava, kasa, olay, çanta, kılıf, kutu, hasta, mahfaza, husus, kovan, kap, delil, sorun, görüş, kanıt, valiz, neden, hukuksal olay, tuhaf tip, gözetlemek, dikizlemek, kutulamak, yerine koymak, kaplamak, ciltlemek, örtmek;
USER: durumlarda, durumda, olgularda, olgu, olguda
GT
GD
C
H
L
M
O
categories
/ˈkæt.ə.ɡri/ = NOUN: kategori, sınıf, grup, bölüm, zümre;
USER: kategoriler, kategorileri, kategori, kategorilerde, kategoride
GT
GD
C
H
L
M
O
certain
/ˈsɜː.tən/ = ADJECTIVE: belirli, belli, kesin, emin, belirlenmiş, muhakkak, güvenilir, kuşkusuz, şüphesiz, herhangi bir, falanca, mutlâk;
USER: belli, belirli, bazı, belirli bir, belli bir
GT
GD
C
H
L
M
O
certainly
/ˈsɜː.tən.li/ = ADVERB: kesinlikle, şüphesiz, elbette, kuşkusuz, muhakkak;
USER: kesinlikle, şüphesiz, elbette, kesin, mutlaka
GT
GD
C
H
L
M
O
change
/tʃeɪndʒ/ = VERB: değiştirmek, değişmek, bozdurmak, bozmak, dönüşmek;
NOUN: değişiklik, değişim, üstü, bozuk para, yenilik, para üstü, borsa;
USER: değiştirmek, değiştirebilirsiniz, değiştirin, değiştirme, değiştirebilir
GT
GD
C
H
L
M
O
changing
/ˈtʃeɪn.dʒɪŋ/ = ADJECTIVE: değişen;
NOUN: değiştirme, değişim, değişme, bozma;
USER: değişen, değiştirerek, değiştirme, değişiyor, değiştirmek
GT
GD
C
H
L
M
O
chapter
/ˈtʃæp.tər/ = NOUN: bölüm, kısım, bahis, dini meclis toplantısı, dernek bölge kuruluşu;
USER: bölüm, bölümde, bölümü, bölümünde, bölümün
GT
GD
C
H
L
M
O
chapters
/ˈtʃæp.tər/ = NOUN: bölüm, kısım, bahis, dini meclis toplantısı, dernek bölge kuruluşu;
USER: bölümler, bölüm, bölümleri, bölümlerde, bölümden
GT
GD
C
H
L
M
O
characterized
/ˈkariktəˌrīz/ = VERB: tanımlamak, nitelendirmek, karakterize etmek, simgelemek, canlandırmak, ayırt edici özellik olmak, simgesi olmak, farklı olmasını sağlamak;
USER: karakterize, karakterizedir, özelliği, karakterize edilen
GT
GD
C
H
L
M
O
chasing
/CHās/ = NOUN: takip, takip etme;
USER: takip, kovalayan, peşinde
GT
GD
C
H
L
M
O
choosing
/tʃuːz/ = NOUN: seçme;
ADJECTIVE: seçen, seçici;
USER: seçme, seçerek, tercih, seçimi, seçiminde
GT
GD
C
H
L
M
O
circumstances
/ˈsərkəmˌstans,-stəns/ = NOUN: koşullar, şartlar, zenginlik, varlık;
USER: koşullar, şartlar, durumlarda, koşullarda, durumlar
GT
GD
C
H
L
M
O
cited
/saɪt/ = VERB: anmak, aktarmak, bahsetmek, alıntı yapmak, çağırmak, celbetmek, takdiri açıklamak;
USER: atıf, gösterdi, anılan, belirtilen, bahsedilen
GT
GD
C
H
L
M
O
claims
/kleɪm/ = NOUN: iddia, talep, hak, dava, alacak, ısrar, istek;
VERB: istemek, iddia etmek, talep etmek, sahip çıkmak, hak iddia etmek;
USER: iddia, iddiaları, iddialar, iddialarını, talepleri
GT
GD
C
H
L
M
O
clarification
/ˌklær.ɪ.fɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: açıklama, aydınlatma, arıtma, temizleme, durulma, açılma;
USER: açıklama, açıklık, açıklığa kavuşturulması, aydınlatılması, açıklanması
GT
GD
C
H
L
M
O
clay
/kleɪ/ = NOUN: kil, toprak, çamur, balçık, hamur, çömlekçi çamuru, yerküre, insan vücudu, toprak künk;
USER: kil, Toprak, kilden, killi, kili, kili
GT
GD
C
H
L
M
O
close
/kləʊz/ = ADJECTIVE: yakın, kapalı, sıkı, saklı;
ADVERB: yakın, yakından;
VERB: kapatmak, kapamak, kesmek, bitirmek, yaklaşmak;
NOUN: göğüs göğüse kavga;
USER: yakın, kapatmak, kapatın, yakındır, close
GT
GD
C
H
L
M
O
clumsy
/ˈklʌm.zi/ = ADJECTIVE: beceriksiz, hantal, sakar, acemi, sarsak, hödük;
USER: beceriksiz, hantal, sakar, beceriksiz bir, acemi
GT
GD
C
H
L
M
O
clunky
/ˈklʌŋ.ki/ = USER: aksak, clunky, hantal, aksak bir
GT
GD
C
H
L
M
O
colleagues
/ˈkɒl.iːɡ/ = NOUN: iş arkadaşı, meslektaş;
USER: arkadaşları, meslektaşları, iş arkadaşları, meslektaşlarının, arkadaşlarının
GT
GD
C
H
L
M
O
commented
/ˈkɒm.ent/ = VERB: yorumlamak, değerlendirmek, eleştirmek, düşüncesini açıklamak;
USER: yorumladı, yorum yaptı, yorumunu, yorum yapılan, yorumda
GT
GD
C
H
L
M
O
comments
/ˈkɒm.ent/ = NOUN: yorum, açıklama, eleştiri, gevezelik, boş lâf;
VERB: yorumlamak, değerlendirmek, eleştirmek, düşüncesini açıklamak;
USER: yorum, yorumlar, yorumlarını, tüm yorumlarını, yorumları
GT
GD
C
H
L
M
O
communist
/ˈkɒm.jʊ.nɪ.zəm/ = NOUN: komünist;
ADJECTIVE: komünist, solcu;
USER: komünist, komünizm, Communist, komünist bir
GT
GD
C
H
L
M
O
complex
/ˈkɒm.pleks/ = ADJECTIVE: karmaşık, kompleks, karışık, komplike, bileşik;
NOUN: kompleks, site, blok, bileşik şey, karışık şey;
USER: karmaşık, kompleks, kompleksi, karmaşık bir, karmaşıktır
GT
GD
C
H
L
M
O
concept
/ˈkɒn.sept/ = NOUN: kavram, fikir, görüş, mefhum, tasavvur, hayal etme;
USER: kavram, kavramı, kavramını, konsepti, konsept
GT
GD
C
H
L
M
O
conception
/kənˈsep.ʃən/ = NOUN: fikir, gebe kalma, kavrama;
USER: gebe kalma, fikir, anlayışı, kavramı, gebe
GT
GD
C
H
L
M
O
confirm
/kənˈfɜːm/ = VERB: onaylamak, doğrulamak, tasdik etmek, kuvvetlendirmek, tasdiklemek, takviye etmek, kiliseye kabul etmek;
USER: onaylamak, onaylayın, teyit, doğrulamak, onaylayınız
GT
GD
C
H
L
M
O
consciousness
/ˈkɒn.ʃəs.nəs/ = NOUN: bilinç, şuur, zihin, akıl, idrak, his;
USER: bilinç, bilinci, bilincin, bilincinin, bilincini
GT
GD
C
H
L
M
O
consequence
/ˈkɒn.sɪ.kwəns/ = NOUN: sonuç, netice, önem, eser, semere;
USER: sonuç, sonucu, sonucunda, sonucudur, neticesinde
GT
GD
C
H
L
M
O
consider
/kənˈsɪd.ər/ = VERB: düşünmek, dikkate almak, göz önünde bulundurmak, saymak, görmek, göz önüne almak, hesaba katmak, göz önünde tutmak, addetmek, saygı göstermek, fikrinde olmak;
USER: düşünmek, düşünebilirsiniz, de düşünebilirsiniz, yerlerini de düşünebilirsiniz, dikkate
GT
GD
C
H
L
M
O
considerable
/kənˈsidər(ə)bəl,-ˈsidrəbəl/ = ADJECTIVE: önemli, dikkate değer, hayli, hatırı sayılır ölçüde;
NOUN: çokluk;
USER: önemli, önemli bir, ciddi, hatırı sayılır, önemli ölçüde
GT
GD
C
H
L
M
O
considered
/kənˈsɪd.əd/ = ADJECTIVE: düşünülmüş, dikkate alınmış, saygıdeğer;
USER: kabul, olarak kabul, dikkate, olarak, ele
GT
GD
C
H
L
M
O
considers
/kənˈsɪd.ər/ = VERB: düşünmek, dikkate almak, göz önünde bulundurmak, saymak, görmek, göz önüne almak, hesaba katmak, göz önünde tutmak, addetmek, saygı göstermek, fikrinde olmak;
USER: dikkate, kabul, gördüğü, düşünmektedir, ele
GT
GD
C
H
L
M
O
conspiracy
/kənˈspɪr.ə.si/ = NOUN: komplo, anlaşma, gizli anlaşma, suikâst;
USER: komplo, komplonun, komplosu, komployu, bir komplo
GT
GD
C
H
L
M
O
constructive
/kənˈstrʌk.tɪv/ = ADJECTIVE: yapıcı, yapısal, dolaylı, inşaat, hukuken varsayılan;
USER: yapıcı, yapıcı bir, yapısal, yapısal bir
GT
GD
C
H
L
M
O
contributed
/kənˈtrɪb.juːt/ = VERB: katkıda bulunmak, katılmak, bağışta bulunmak, vermek, payı olmak, yazı vermek;
USER: katkıda, katkı, katkıda bulunmuştur, katkıda bulundu, katkısı, katkısı
GT
GD
C
H
L
M
O
control
/kənˈtrəʊl/ = NOUN: kontrol, denetim, hakimiyet, idare, güç, otorite, sorumluluk;
VERB: denetlemek, kontrol etmek, hakim olmak, idare etmek, işletmek;
USER: kontrol, kontrolü, denetlemek, kontrol etmek, kumanda
GT
GD
C
H
L
M
O
controlling
/kənˈtrəʊl/ = NOUN: idare etme;
USER: kontrol, kontrolü, kontrol etmek, kontrol eden, kontrolünde
GT
GD
C
H
L
M
O
convenience
/kənˈviː.ni.əns/ = NOUN: kolaylık, uygunluk, elverişlilik, yarar, tuvalet, kazanç, müsait oluş, hayatı kolaylaştıran şey;
USER: kolaylık, kolaylık sağlamak, rahatlık, rahatlığı, kolaylığı
GT
GD
C
H
L
M
O
council
/ˈkaʊn.səl/ = NOUN: konsey, meclis, kurul, divan, yönetim kurulu;
USER: konsey, konseyi, meclisi, belediye, meclis
GT
GD
C
H
L
M
O
course
/kɔːs/ = NOUN: seyir, rota, yön, süreç, gidişat, pist, tabak, kur, akış;
VERB: koşmak, akmak, koşturmak;
USER: seyir, ders, Tabii, elbette, Tabii ki, Tabii ki
GT
GD
C
H
L
M
O
criminal
/ˈkrɪm.ɪ.nəl/ = ADJECTIVE: ceza, canice, suç oluşturan, cinayet;
NOUN: suçlu, sabıkalı;
USER: ceza, suç, cezai, suçlu, adli
GT
GD
C
H
L
M
O
criticism
/ˈkritəˌsizəm/ = NOUN: eleştiri, tenkit, kınama;
USER: eleştiri, eleştirilere, eleştirisi, eleştirileri, eleştiriye
GT
GD
C
H
L
M
O
culminates
/ˈkəlməˌnāt/ = VERB: doruğa ulaşmak, sonuçlanmak, meridyen üzerinde bulunmak;
USER: sona eriyor, doruğa, sonuçlanacak, eriyor, doruğa ulaşır
GT
GD
C
H
L
M
O
cultures
/ˈkʌl.tʃər/ = NOUN: kültür, yetiştirme, medeniyet, ekim, medenilik, üretme, bakteri kültürü;
USER: kültürler, kültür, kültürleri, kültürlerin, kültürlerde
GT
GD
C
H
L
M
O
cut
/kʌt/ = VERB: kesmek, biçmek;
NOUN: kesme, kesim, kesik, kesinti, indirim, pay, parça, yara;
ADJECTIVE: kesilmiş, kesik;
USER: kesmek, kesme, kesim, kesilmiş, kesilir
GT
GD
C
H
L
M
O
deal
/dɪəl/ = NOUN: anlaşma, pazarlık, muamele, alışveriş, davranış, miktar;
VERB: uğraşmak, ilgilenmek, dağıtmak, ele almak, değinmek, iş yapmak;
USER: anlaşma, uğraşmak, başa, başa çıkmak, ele
GT
GD
C
H
L
M
O
death
/deθ/ = NOUN: ölüm, ölme, ecel, yıkım, tükeniş;
USER: ölüm, ölümü, ölüme, ölümünden, ölümüne
GT
GD
C
H
L
M
O
debt
/det/ = NOUN: borç, borçlu olma;
USER: borç, borcu, borçlanma, borcun, borcunu
GT
GD
C
H
L
M
O
deceit
/dɪˈsiːt/ = NOUN: hile, aldatma, yalan, düzenbazlık, dolandırıcılık, hilekârlık, kötüye kullanma, kazık;
USER: aldatma, hile, yalan, aldatmaca, hilekarlık
GT
GD
C
H
L
M
O
decisive
/dɪˈsaɪ.sɪv/ = ADJECTIVE: belirleyici, kararlı, kesin, azimli;
USER: belirleyici, kararlı, kesin, kararlı bir, belirleyici bir
GT
GD
C
H
L
M
O
dedicated
/ˈded.ɪ.keɪ.tɪd/ = ADJECTIVE: ithaf olunmuş, verilmiş;
USER: özel, adanmış, adamıştır, adanmıştır, ayrılmış
GT
GD
C
H
L
M
O
deepest
/diːp/ = USER: derin, en derin
GT
GD
C
H
L
M
O
deeply
/ˈdiːp.li/ = ADVERB: derinden, çok, son derece, içten;
USER: derinden, derin, derinlemesine, derin bir, çok
GT
GD
C
H
L
M
O
defence
/dɪˈfens/ = NOUN: savunma, savunma, savunma, savunma, koruma, koruma, korunma, korunma, davalı, davalı, davalı, davalı, sanık, sanık, sanık, sanık, savunma silahları, savunma silahları, savunma silahları, savunma silahları, defans oyuncusu, defans oyuncusu, defans oyuncusu, defans oyuncusu, himaye, himaye, doğrulama, doğrulama, doğrulama, doğrulama;
USER: savunma, defansın, savunması, defense, defans
GT
GD
C
H
L
M
O
defences
/dɪˈfens/ = NOUN: askeri savunma kaynakları;
USER: savunma, savunmasını, savunması, savunmalar, savunmaları
GT
GD
C
H
L
M
O
defend
/dɪˈfend/ = VERB: savunmak, korumak, müdafaa etmek;
USER: savunmak, savunma, korumak, savunmaya, savunacak
GT
GD
C
H
L
M
O
deranged
/diˈrānjd/ = ADJECTIVE: dengesiz, bozuk;
USER: dengesiz, deranged, dengesiz bir, bozdu, bozuk,
GT
GD
C
H
L
M
O
derisively
/dɪˈraɪ.sɪv/ = USER: alayla, alaycı, alaycı bir, derisively, alaycı bir biçimde
GT
GD
C
H
L
M
O
derives
/dɪˈraɪv/ = VERB: türetmek, çıkarmak, sağlamak, kaynaklanmak;
USER: elde, kaynaklanmaktadır, türemiştir, türetir, gelmektedir
GT
GD
C
H
L
M
O
deserves
/dɪˈzɜːv/ = VERB: hak etmek, layık olmak;
USER: hak, hak ediyor, hak eden, hak ettiği, hakediyor
GT
GD
C
H
L
M
O
detail
/ˈdiː.teɪl/ = NOUN: detaylar, detay, ayrıntı, ayrıntısıyla uğraşma, ayrıntılı plân, özel göreve verme;
VERB: detayına girmek, ayrıntılı anlatmak, özel göreve vermek;
USER: detay, ayrıntı, detaylar, ayrıntılı, detaylı
GT
GD
C
H
L
M
O
developments
/dɪˈvel.əp.mənt/ = NOUN: geliştirme, kalkınma, gelişme, büyüme, site, tab etme, geliştirilmiş ürün, son durum;
USER: gelişmeler, gelişmeleri, gelişmelerin, gelişmelere, gelişmelerden
GT
GD
C
H
L
M
O
diagrams
/ˈdaɪ.ə.ɡræm/ = NOUN: diyagram, şema, taslak;
USER: diyagramları, diyagramlar, şemaları, diagramlar, diyagramlarını
GT
GD
C
H
L
M
O
diamonds
/ˈdaɪə.mənd/ = NOUN: elmas, pırlanta, karo, baklava şekli, camcı keskisi, beysbol oyun alanı;
USER: elmas, elmaslar, pırlanta, karo, diamonds
GT
GD
C
H
L
M
O
difficult
/ˈdɪf.ɪ.kəlt/ = ADJECTIVE: zor, güç, çetin, geçimsiz, inatçı, huysuz, titiz, çatal, belâlı, müşkülpesent, zor beğenen;
USER: zor, zordur, zor bir, güç, zorlu, zorlu
GT
GD
C
H
L
M
O
direct
/daɪˈrekt/ = ADJECTIVE: direkt, doğru, dolaysız, doğrudan doğruya, kestirme, açık, dürüst;
VERB: yönlendirmek, yönetmek, yöneltmek, idare etmek, emretmek;
USER: doğrudan, yönlendirmek, direkt, yönlendirebilirsiniz, yönlendirecektir
GT
GD
C
H
L
M
O
discover
/dɪˈskʌv.ər/ = VERB: keşfetmek, bulmak, anlamak, ortaya çıkarmak, farketmek;
USER: keşfetmek, keşfedeceksiniz, şehrinde, şehrini keşfetmek, bulmak
GT
GD
C
H
L
M
O
discovery
/dɪˈskʌv.ər.i/ = NOUN: keşif, buluş, bulgu, ortaya çıkarma;
USER: keşif, keşfi, bulma, discovery, bir keşif
GT
GD
C
H
L
M
O
discuss
/dɪˈskʌs/ = VERB: tartışmak, görüşmek, tadına varmak, tadını çıkarmak;
USER: tartışmak, görüşmek, tartışacağız, ele, tartış
GT
GD
C
H
L
M
O
discussion
/dɪˈskʌʃ.ən/ = NOUN: tartışma, görüşme, müzakere, münazara, bahis;
USER: tartışma, tartışmaya, tartışması, tartışmalar, tartışılması
GT
GD
C
H
L
M
O
divided
/diˈvīd/ = ADJECTIVE: bölünmüş, ayrılmış, farklı, ayrı;
USER: bölünmüş, ayrılmıştır, bölünmesiyle, ayrılır, bölünmüştür
GT
GD
C
H
L
M
O
do
/də/ = VERB: yapmak, etmek, dolandırmak, uymak, temizlemek, ilgilenmek;
NOUN: do, hile, dalavere, dolandırıcılık, do-abbreviation, do, do;
USER: yapmak, do, mutlaka, yapılması, mutlaka yapılması, mutlaka yapılması
GT
GD
C
H
L
M
O
doctrine
/ˈdɒk.trɪn/ = NOUN: doktrin, öğreti, prensip, ilke, mezhep;
USER: doktrin, doktrini, öğreti, doktrininin, doktrinini
GT
GD
C
H
L
M
O
does
/dʌz/ = VERB: yapmak, etmek, dolandırmak, uymak, temizlemek, ilgilenmek, neden olmak, rolünü üstlenmek, ayağını kaydırmak, tamamlamak, meydana getirmek, düzenlemek;
USER: yok, yapar, yaptığı, mu, mi, mi
GT
GD
C
H
L
M
O
domains
/dəˈmeɪn/ = NOUN: alan, domain, ilgi alanı, mülk, malikâne, memleket, muhit, çevre, ülke;
USER: etki, etki alanları, alanları, alan, etki alanı
GT
GD
C
H
L
M
O
domestic
/dəˈmes.tɪk/ = ADJECTIVE: iç, yerli, ev, evcil, aile, ailevi, eve ait, ehli, evine bağlı;
NOUN: hizmetçi;
USER: iç, yerli, yurtiçi, yerel, yurt içi
GT
GD
C
H
L
M
O
don
/dɒn/ = VERB: giymek, giydirmek;
NOUN: bey, öğretim görevlisi, İspanyol efendisi, uzman;
USER: don, değil, öyle, yapma, yapma
GT
GD
C
H
L
M
O
done
/dʌn/ = ADJECTIVE: yapılmış, tamam, olmuş, yorgun, iyi pişmiş, bıkmış, uygun, kabul edilebilir, aldatılmış;
USER: yapılmış, yapılır, yapılan, yapılabilir, yapılması, yapılması
GT
GD
C
H
L
M
O
down
/daʊn/ = ADVERB: aşağı, aşağıya, aşağıda, altına, altında, azalarak;
PREPOSITION: aşağısında, aşağıya doğru, boyunca;
ADJECTIVE: aşağıya doğru;
VERB: indirmek;
NOUN: kuştüyü;
USER: aşağı, aşağıya, basılı, down, aşağı doğru
GT
GD
C
H
L
M
O
draft
/drɑːft/ = NOUN: taslak, tasarı, çekme, cereyan, çekiş, hava akımı, yudum, askerlik, müsvedde, istismar;
VERB: görevlendirmek, askere almak;
USER: taslak, taslağı, taslağını, taslağının, draft
GT
GD
C
H
L
M
O
draws
/drɔː/ = VERB: çekmek, çizmek, almak, düzenlemek, yazmak, resmetmek, kazanmak;
NOUN: çekme, kura, çekiş, çekim, çekiliş;
USER: çekiyor, çizer, berabere, çeker, çeken
GT
GD
C
H
L
M
O
dream
/driːm/ = NOUN: hayal, rüya, düş, ideal, rüya görme, amaç, rüya gibi şey, nefis şey;
VERB: hayal etmek, hayal kurmak, rüya görmek, hayal görmek, rüyasında görmek;
USER: rüya, hayal, dream, düş, Hayalinizdeki
GT
GD
C
H
L
M
O
dubious
/ˈdjuː.bi.əs/ = ADJECTIVE: şüpheli, belirsiz, kararsız, şüpheci;
USER: şüpheli, kuşkulu, belirsiz, şüpheli bir, şaibeli
GT
GD
C
H
L
M
O
due
/djuː/ = ADJECTIVE: gereken, uygun, beklenen, zamanı gelmiş, vadesi dolmuş;
NOUN: hak;
ADVERB: tam, doğru;
USER: nedeniyle, bağlı, dolayı, sayesinde, nedeni
GT
GD
C
H
L
M
O
during
/ˈdjʊə.rɪŋ/ = PREPOSITION: sırasında, boyunca, esnasında, süresince, iken;
USER: sırasında, boyunca, esnasında, sırasındaki, içinde, içinde
GT
GD
C
H
L
M
O
each
/iːtʃ/ = ADJECTIVE: her, her bir;
PRONOUN: her biri, tanesi;
USER: her, her bir, her biri, her biri
GT
GD
C
H
L
M
O
editors
/ˈed.ɪ.tər/ = NOUN: editör, yayımcı, başyazar, yazı ileri müdürü, program kurgu sorumlusu;
USER: editörler, editörleri, editors, düzenleyiciler, editör
GT
GD
C
H
L
M
O
education
/ˌed.jʊˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: eğitim, öğretim, öğrenim, terbiye, eğitimbilim;
USER: eğitim, eğitimi, öğretim, eğitimin, eğitime
GT
GD
C
H
L
M
O
either
/ˈaɪ.ðər/ = CONJUNCTION: ya da, ne de;
ADJECTIVE: her iki, her bir;
PRONOUN: her iki, ister, ikisinden biri, her ikisi de, ya o ya bu, birinden biri;
ADVERB: ister, ne de;
USER: ya da, her iki, ya, da, iki
GT
GD
C
H
L
M
O
elliot
GT
GD
C
H
L
M
O
else
/els/ = ADVERB: başka, yoksa, başka türlü, aksi halde, ilaveten, başka zaman, ayrıca;
USER: başka, başka bir, her, else, düşük, düşük
GT
GD
C
H
L
M
O
emerged
/ɪˈmɜːdʒ/ = VERB: çıkmak, ortaya çıkmak, su yüzüne çıkmak, doğmak, yücelmek, gün ışığına çıkmak;
USER: ortaya, ortaya çıktı, ortaya çıkan, ortaya çıkmıştır, çıktı
GT
GD
C
H
L
M
O
emotion
/ɪˈməʊ.ʃən/ = NOUN: duygu, heyecan, his, duygulanma;
USER: duygu, duygudur, bir duygu, duygular, duyguları
GT
GD
C
H
L
M
O
emotions
/ɪˈməʊ.ʃən/ = NOUN: duygu, heyecan, his, duygulanma;
USER: duygular, duyguları, duygu, duyguların, duygularını
GT
GD
C
H
L
M
O
emphasize
/ˈem.fə.saɪz/ = VERB: vurgulamak, üzerinde durmak, önemini belirtmek;
USER: vurgulamak, vurgulamaktadır, vurgu, vurgulayan, vurgulanması
GT
GD
C
H
L
M
O
encouragement
/enˈkərijmənt/ = VERB: teşvik etmek, cesaretlendirmek, desteklemek, özendirmek, cesaret vermek, korumak;
USER: teşvik, cesaret, teşviki, teşvik edilmesi, teşvikiyle
GT
GD
C
H
L
M
O
english
/ˈɪŋ.ɡlɪʃ/ = NOUN: İngilizce, İngilizler, İngiliz halkı;
ADJECTIVE: İngilizce, İngiliz, İngiltere;
USER: İngilizce, English, İngiliz, turkish, İngiliz kahvaltısı, İngiliz kahvaltısı
GT
GD
C
H
L
M
O
enjoy
/ɪnˈdʒɔɪ/ = VERB: hoşlanmak, tadını çıkarmak, zevk almak, yararlanmak, tadına varmak, sevmek, beğenmek, sahip olmak, hoşuna gitmek, haz almak;
USER: tadını çıkarmak, zevk, keyfini, tadını, tadını çıkarın
GT
GD
C
H
L
M
O
entire
/ɪnˈtaɪər/ = NOUN: tüm, bütün, hepsi, iğdiş edilmemiş at;
ADJECTIVE: tüm, bütün, tam, iğdiş edilmemiş, saf, katışıksız;
USER: tüm, bütün, genelinde, tamamını, tamamı
GT
GD
C
H
L
M
O
entities
/ˈen.tɪ.ti/ = NOUN: varlık, varoluş, öz, tüzellik;
USER: kuruluşlar, varlıklar, kişiler, varlıkları, kişilerin
GT
GD
C
H
L
M
O
especial
/ɪˈspeʃ.əl/ = ADJECTIVE: özel, ayrı, baş;
USER: özel, especial, bilhassa
GT
GD
C
H
L
M
O
especially
/ɪˈspeʃ.əl.i/ = ADVERB: özellikle, bilhassa;
USER: özellikle, özellikle de, başta, bilhassa, bilhassa
GT
GD
C
H
L
M
O
ethical
/ˈeθ.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: törel, ahlâki, ahlâklı, ahlâka uygun, reçete ile verilen;
USER: etik, ahlaki, etik bir
GT
GD
C
H
L
M
O
even
/ˈiː.vən/ = ADVERB: bile, hatta, dahi, üstelik, tam;
ADJECTIVE: çift, çift, düz, eşit, dengeli, tam, düzenli, başabaş, sakin, fit olmuş, düzleşmek, düz olmak, düzleştirmek, eşit olarak bölüştürmek, düzlemek;
USER: hatta, bile, da, daha, dahi
GT
GD
C
H
L
M
O
everyone
/ˈev.ri.wʌn/ = PRONOUN: herkes, her biri;
USER: herkes, herkesin, herkese, herkesi, everyone, everyone
GT
GD
C
H
L
M
O
evidence
/ˈev.ɪ.dəns/ = NOUN: kanıt, delil, bulgu, ifade, ispat, tanıklık, iz, belirti, tanık, açıklık, şahit;
VERB: kanıtlamak;
USER: kanıt, delil, kanıtlar, kanıtı, kanıtları
GT
GD
C
H
L
M
O
example
/ɪɡˈzɑːm.pl̩/ = NOUN: örnek, misal, ibret, ders;
USER: örnek, Örneğin, örnekte, örneği, örneği
GT
GD
C
H
L
M
O
examples
/ɪɡˈzɑːm.pl̩/ = NOUN: örnek, misal, ibret, ders;
USER: örnekler, örnekleri, örnek, örneklerini, örneklerle
GT
GD
C
H
L
M
O
existent
/ɪɡˈzɪs.tənt/ = ADJECTIVE: mevcut, var olan, bugünkü;
USER: mevcut, peyda, var olan, varolmayan, existent
GT
GD
C
H
L
M
O
exists
/ɪɡˈzɪst/ = VERB: var olmak, bulunmak, yaşamak, olmak;
USER: var, bulunmaktadır, mevcut, vardır, mevcuttur
GT
GD
C
H
L
M
O
expects
/ɪkˈspekt/ = VERB: beklemek, ummak, ümit etmek, sanmak;
USER: bekliyor, beklediğini, bekler, beklemektedir, beklediği
GT
GD
C
H
L
M
O
explaining
/ɪkˈspleɪ.nɪŋ/ = NOUN: hesap verme;
USER: açıklayan, anlatan, açıklamak, açıklama, açıklayarak
GT
GD
C
H
L
M
O
explore
/ɪkˈsplɔːr/ = VERB: keşfetmek, araştırmak, muayene etmek, kontrol etmek;
USER: keşfetmek, keşfedebilirsiniz, keşfetmeye, araştırmak, keşfedin
GT
GD
C
H
L
M
O
extent
/ɪkˈstent/ = NOUN: derece, kapsam, ölçü, boyut, uzunluk, genişlik, alan, yükseklik;
USER: derece, kapsam, ölçüde, dereceye, oranda
GT
GD
C
H
L
M
O
extreme
/ɪkˈstriːm/ = ADJECTIVE: aşırı, son derece, olağanüstü, şiddetli, en uç, kesin, ölçüsüz, mutlâk;
NOUN: son derece, aşırılık, sınır, aşırı derece, tezat, en uç nokta, ölçüsüzlük, çıkmaz;
USER: aşırı, uç, ekstrem, son derece, extreme
GT
GD
C
H
L
M
O
extremely
/ɪkˈstriːm.li/ = ADVERB: son derece, aşırı, aşırı derecede, fazlasıyla, aşırı boyutta;
USER: son derece, derece, çok, oldukça, aşırı
GT
GD
C
H
L
M
O
fair
/feər/ = ADJECTIVE: adil, makul, uygun, dürüst, orta, doğru, güzel, iyi, açık;
NOUN: fuar, panayır;
ADVERB: adilane;
USER: adil, makul, fuar, adil bir, fuarı
GT
GD
C
H
L
M
O
fascinating
/ˈfasəˌnāt/ = ADJECTIVE: büyüleyici, etkileyici, çekici;
USER: büyüleyici, büyüleyici bir, ilginç, etkileyici, ilginç bir
GT
GD
C
H
L
M
O
fashioned
/ˌəʊldˈfæʃ.ənd/ = VERB: biçimlendirmek, yapmak, uydurmak;
USER: moda, moda bir, fashioned, kafalı, modası
GT
GD
C
H
L
M
O
faults
/fɒlt/ = NOUN: hata, arıza, fay, kusur, suç, yanlış, kabahat, yanlışlık, çatlak, günah;
VERB: kusur bulmak, kınamak, ayıplamak, hatası olmak, suçu olmak, kusurlu olmak;
USER: hataları, hatalar, faylar, hata, arızalar
GT
GD
C
H
L
M
O
favour
/ˈfeɪ.vər/ = NOUN: iyilik, iyilik, iyilik, iyilik, lütuf, lütuf, lütuf, lütuf, yardım, yardım, yardım, yardım, iltimas, iltimas, iltimas, iltimas, ayrıcalık, ayrıcalık, ayrıcalık, ayrıcalık, hediye, hediye, hediye, hediye, kayırma, kayırma, kayırma, kayırma, sevilme, sevilme, sevilme, sevilme, beğenilme, beğenilme, beğenilme, beğenilme, koruma, koruma, koruma, koruma, şeref nişanı, taraftarlık, taraftarlık, şeref nişanı, şeref nişanı, şeref nişanı, taraftarlık, taraftarlık;
VERB: desteklemek, desteklemek, kayırmak, kayırmak, iyilik etmek, iyilik etmek, tutmak, tutmak, yardımda bulunmak, yardımda bulunmak, kabul etmek, kabul etmek, benzemek, şereflendirmek, dikkat göstermek, dikkat göstermek, benzemek, şereflendirmek;
USER: lehine, iyilik, tercih
GT
GD
C
H
L
M
O
fear
/fɪər/ = NOUN: korku, korkma, endişe, kaygı, dehşet, çekinme, sıkıntı, dert, risk;
VERB: korkmak, endişe etmek, kuşkulanmak, kuruntu etmek, çekinmek, Allah'tan korkmak;
USER: korku, korkusu, korkusuyla, korkuyu, korkunun
GT
GD
C
H
L
M
O
fears
/fɪər/ = NOUN: endişe, kaygı, kuşku, şüphe, kuruntu;
USER: endişe, korkuları, korkular, korkularını, korku
GT
GD
C
H
L
M
O
fell
/fel/ = ADJECTIVE: zalim, insafsız, merhametsiz, öldürücü;
VERB: kesmek, kesip devirmek, yere yıkmak;
NOUN: post, deri, kır, tepe, dik saç, otlak;
USER: düştü, yere bıraktı, geriledi, düşmüştür, gerilemiştir, gerilemiştir
GT
GD
C
H
L
M
O
few
/fjuː/ = ADJECTIVE: az, azıcık, kıt;
NOUN: az miktar;
USER: az, birkaç, kaç, az sayıda, bazı, bazı
GT
GD
C
H
L
M
O
fewer
/fyo͞o/ = USER: daha az, az, Daha azını, az sayıda, daha az sayıda
GT
GD
C
H
L
M
O
fig
/fɪɡ/ = NOUN: vefa, doğruluk, bağlılık, uygunluk, sadakât;
USER: incir, şek, şekil, fig, Res
GT
GD
C
H
L
M
O
filion
= USER: Filion, seyahatseverlerin Filion, al Filion,
GT
GD
C
H
L
M
O
finally
/ˈfaɪ.nə.li/ = ADVERB: nihayet, sonunda, son olarak, en sonunda, sözün kısası;
USER: son olarak, sonunda, nihayet, Son, Sonuç olarak, Sonuç olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
first
/ˈfɜːst/ = ADJECTIVE: ilk, birinci, baş, başta gelen, önde gelen;
ADVERB: önce, ilk olarak, öncelikle, ilk kez, başta, ilkönce;
NOUN: birincilik, başlangıç, birinci gelen şey;
USER: ilk, birinci, siz, önce, öncelikle, öncelikle
GT
GD
C
H
L
M
O
firstly
/ˈfɜːst.li/ = ADVERB: önce, ilk olarak, ilkin, birinci olarak;
USER: ilk olarak, öncelikle, ilk, önce, ilk önce
GT
GD
C
H
L
M
O
focuses
/ˈfəʊ.kəs/ = NOUN: odak, odak noktası, dikkati toplayan şey;
VERB: odaklamak, odağı ayarlamak, bir noktada toplamak;
USER: odaklanır, duruluyor, odaklanmaktadır, odaklanan, odaklanmıştır
GT
GD
C
H
L
M
O
for
/fɔːr/ = PREPOSITION: için, amacıyla, dolayı, uygun, göre, karşı, yönünde, doğru, yarayan, sebebiyle;
CONJUNCTION: dolayı, nedeniyle, çünkü, zira;
USER: için, boyunca, for, üzere, üzere
GT
GD
C
H
L
M
O
forbid
/fəˈbɪd/ = VERB: yasaklamak, menetmek, olanak vermemek, engel olmak;
USER: yasaklamak, korusun, esirgesin, yasakladı
GT
GD
C
H
L
M
O
force
/fɔːs/ = VERB: zorlamak;
NOUN: kuvvet, güç, zorlama, zor, şiddet, baskı, geçerlilik, etki, birlik, yürürlük, kudret;
USER: zorlamak, kuvvet, zorla, zorlar, güç
GT
GD
C
H
L
M
O
form
/fɔːm/ = NOUN: form, biçim, şekil, kalıp, yapı, tarz, sınıf, yöntem, model, vücut, beden, sıra, tavır, davranış, karakter;
VERB: oluşturmak, kurmak, biçimlendirmek, şekillendirmek, şekillenmek, düzenlemek, şekil vermek, şekil almak, biçim almak;
USER: biçim, form, şekil, formu, şeklinde
GT
GD
C
H
L
M
O
forms
/fɔːm/ = USER: formlar, formları, form, biçimleri, şekillerde, şekillerde
GT
GD
C
H
L
M
O
free
/friː/ = ADJECTIVE: ücretsiz, serbest, özgür, bedava, boş, bağımsız, hür, muaf;
ADVERB: ücretsiz, serbestçe;
VERB: kurtarmak, serbest bırakmak;
USER: ücretsiz, serbest, özgür, bedava, Free, Free
GT
GD
C
H
L
M
O
freedom
/ˈfriː.dəm/ = NOUN: özgürlük, hürriyet, bağımsızlık, istiklâl, irade, muafiyet, açık sözlülük, laubalilik, seçme hakkı, fahri üyelik, onursal üyelik;
USER: özgürlük, özgürlüğü, özgürlüğünü, özgürlüğüne, özgürlüğünün
GT
GD
C
H
L
M
O
freedoms
/ˈfriː.dəm/ = NOUN: özgürlük, hürriyet, bağımsızlık, istiklâl, irade, muafiyet, açık sözlülük, laubalilik, seçme hakkı, fahri üyelik, onursal üyelik;
USER: özgürlükler, özgürlükleri, özgürlüklerin, özgürlüklere, özgürlüklerini
GT
GD
C
H
L
M
O
freely
/ˈfriː.li/ = ADVERB: serbestçe, özgürce, bağımsız olarak, rahat bir şekilde;
USER: serbestçe, özgürce, serbest, rahatça, özgür
GT
GD
C
H
L
M
O
from
/frɒm/ = PREPOSITION: itibaren, -dan, -den, beri, dolayı, yüzünden, -den beri;
USER: itibaren, adlı, adlı işletmeye, gelen, dan, dan
GT
GD
C
H
L
M
O
full
/fʊl/ = ADJECTIVE: tam, dolu, geniş, tok, bol, meşgul, öz, etine dolgun, balıketi, elinden gelenin en iyisi, son;
NOUN: doluluk, dolu şey, son had;
VERB: yıkayıp çektirmek, yıkayıp büzmek;
USER: tam, dolu, tam bir, tüm, hizmetlere tam
GT
GD
C
H
L
M
O
future
/ˈfjuː.tʃər/ = NOUN: gelecek, istikbal, gelecek zaman, gelecekte olacak şey, vadeli sözleşme;
ADJECTIVE: gelecek, ilerideki, ileriki, müstakbel, vadeli;
USER: gelecek, gelecekte, gelecekteki, geleceği, geleceğe
GT
GD
C
H
L
M
O
gave
/ɡeɪv/ = VERB: vermek, ödemek, hediye etmek, gitmek, esnemek, uçlanmak, düzenlemek, yapıvermek;
USER: verdi, verdim, vermiştir, veren, verdiği, verdiği
GT
GD
C
H
L
M
O
gender
/ˈdʒen.dər/ = NOUN: cinsiyet, cins, isim cinsi;
USER: cinsiyet, toplumsal cinsiyet, cinsiyete, cinsiyeti, cins
GT
GD
C
H
L
M
O
generate
/ˈdʒen.ər.eɪt/ = VERB: oluşturmak, üretmek, meydana getirmek, doğurmak, var etmek, dünyaya getirmek;
USER: oluşturmak, üretmek, elde, oluşturur, oluşturabilir
GT
GD
C
H
L
M
O
generous
/ˈdʒen.ər.əs/ = ADJECTIVE: cömert, zengin, bol, verimli, eli açık, yüce gönüllü, bereketli;
USER: cömert, cömert bir, zengin, bol
GT
GD
C
H
L
M
O
generously
/ˈdʒen.ər.əs/ = ADVERB: bol bol;
USER: bol bol, cömertçe, cömert, bolca, cömert bir"
GT
GD
C
H
L
M
O
given
/ˈɡɪv.ən/ = ADJECTIVE: verilmiş, belli, belirlenmiş, bilinen, doğuştan olan, tarihli ve onaylı;
USER: verilmiş, verilen, verilmiştir, verilir, verildi, verildi
GT
GD
C
H
L
M
O
go
/ɡəʊ/ = VERB: gitmek, geçmek, girmek, olmak, ölmek, başlamak, uymak, kaybolmak;
NOUN: gitme, gidiş, gayret, deneme;
USER: gitmek, gidin, gidip, go, devam, devam
GT
GD
C
H
L
M
O
going
/ˈɡəʊ.ɪŋ/ = NOUN: gidiş, gitme, yol durumu, gidişat, tempo;
ADJECTIVE: giden, işleyen, başarılı, satılan;
USER: gidiş, giden, gidiyor, olacak, devam, devam
GT
GD
C
H
L
M
O
good
/ɡʊd/ = ADJECTIVE: iyi, güzel, çok, yararlı, sağlam, uslu, hayırlı, emin, sağlığa yararlı, dolu dolu;
ADVERB: oldukça;
NOUN: hayır;
USER: iyi, iyi bir, good, güzel, güzel
GT
GD
C
H
L
M
O
great
/ɡreɪt/ = ADJECTIVE: büyük, mükemmel, iyi, önemli, çok iyi, muazzam, ulu, ünlü, hevesli;
USER: büyük, harika, büyük bir, harika bir, great, great
GT
GD
C
H
L
M
O
group
/ɡruːp/ = NOUN: grup, topluluk, küme, takım, heyet, öbek, kafile, kütle, manga, filo;
VERB: gruplandırmak, sınıflandırmak, gruplaşmak, toplanmak;
USER: grup, grubu, grubunda, grubunun, grubuna
GT
GD
C
H
L
M
O
groups
/ɡruːp/ = NOUN: grup, topluluk, küme, takım, heyet, öbek, kafile, kütle, manga, filo;
VERB: gruplandırmak, sınıflandırmak, gruplaşmak, toplanmak;
USER: gruplar, grupları, grup, grupların, gruplarının
GT
GD
C
H
L
M
O
guide
/ɡaɪd/ = NOUN: kılavuz, rehber, el kitabı, yönetmelik, yol işareti, danışman, model, örnek;
VERB: yönlendirmek, yol göstermek, rehberlik etmek, önderlik etmek, öncülük etmek, sevketmek, götürmek, idare etmek;
USER: rehberlik, yol, rehber, kılavuzu, kılavuzluk
GT
GD
C
H
L
M
O
had
/hæd/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak;
USER: vardı, oldu, kaldı, zorunda, sahip, sahip
GT
GD
C
H
L
M
O
hansen
GT
GD
C
H
L
M
O
happens
/ˈhæp.ən/ = VERB: olmak, meydana gelmek, rastlamak, cereyan etmek, başından geçmek, tesadüf etmek, başına gelmek;
USER: olur, umulur, durumda, oluyor, olmuyor, olmuyor
GT
GD
C
H
L
M
O
has
/hæz/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak;
USER: vardır, sahip, sahiptir, var, olan, olan
GT
GD
C
H
L
M
O
have
/hæv/ = VERB: olmak, sahip olmak, yapmak, etmek, bulunmak, almak, elde etmek, zorunda olmak, kabul etmek, aldatmak, göz yummak, dolandırmak;
NOUN: hile, varlıklı kimse, üçkâğıt, kumpas;
USER: var, sahip, zorunda, vardır, olması, olması
GT
GD
C
H
L
M
O
having
/hæv/ = ADJECTIVE: sahip olan, -li;
USER: sahip olan, sahip, olan, zorunda, olması, olması
GT
GD
C
H
L
M
O
havoc
/ˈhæv.ək/ = NOUN: tahribat, zarar, yıkım, hasar, karışıklık;
USER: tahribat, hasara, büyük hasara, harap, zarar
GT
GD
C
H
L
M
O
he
/hiː/ = PRONOUN: o, kendisi;
NOUN: erkek;
USER: o, diye, onun, de, da, da
GT
GD
C
H
L
M
O
headon
= ADVERB: kafa kafaya, kafadan;
USER: doğrudan, Headon,
GT
GD
C
H
L
M
O
health
/helθ/ = NOUN: sağlık, sağlık durumu, sıhhat, afiyet;
ADJECTIVE: sağlık;
USER: sağlık, sağlığı, sağlığını, sağlığına, sağlığına
GT
GD
C
H
L
M
O
heard
/hɪər/ = VERB: duymak, dinlemek, işitmek, öğrenmek, haber almak, kulak vermek, ifadesini almak, mektup almak, onaylamak;
USER: duydum, duymuş, duydun, duydunuz, duymadım
GT
GD
C
H
L
M
O
heart
/hɑːt/ = NOUN: yürek, gönül, can, göbek, cesaret, kâlp, kupa, vicdan, orta kısım;
USER: yürek, kalp, kalbinde, merkezinde, kalbi
GT
GD
C
H
L
M
O
heartfelt
/ˈhɑːt.felt/ = ADJECTIVE: içten, yürekten, samimi, candan, içten gelen;
USER: içten, yürekten, samimi, kalbimle, gönülden
GT
GD
C
H
L
M
O
help
/help/ = NOUN: yardım, yardımcı, imdat, çözüm, çare, hizmetçi, muavin;
VERB: yardımcı olmak, yardım etmek, kurtarmak, yararı olmak, imdadına yetişmek, elinde olmak, başa çıkmak;
USER: yardım, yardımcı, yardıma, yardımcı olmak
GT
GD
C
H
L
M
O
helpful
/ˈhelp.fəl/ = ADJECTIVE: faydalı, yardımcı, yararlı, yardımsever;
USER: yararlı, yardımcı, faydalı, faydalı olarak, ilgili bir sorun mu
GT
GD
C
H
L
M
O
helping
/ˈhel.pɪŋ/ = NOUN: porsiyon;
ADJECTIVE: yardımı olan, faydası dokunan;
USER: yardım, yardımcı, yardımcı olmak, yardımcı olur, yardımcı oluyor
GT
GD
C
H
L
M
O
her
/hɜːr/ = PRONOUN: onu, onun, ona, o, kendisi, kendine;
USER: onu, onun, ona, kendi, onunla
GT
GD
C
H
L
M
O
heyday
/ˈheɪ.deɪ/ = NOUN: altın çağ, doruk, en parlak dönem;
USER: altın çağ, doruk, parlak, altın çağında, altın çağlarını
GT
GD
C
H
L
M
O
highly
/ˈhaɪ.li/ = ADVERB: son derece, çok, büyük ölçüde, çok iyi;
USER: son derece, çok, yüksek, derece, oldukça
GT
GD
C
H
L
M
O
his
/hɪz/ = PRONOUN: onun, onunki;
USER: onun, yaptığı, kendi, kendi
GT
GD
C
H
L
M
O
historical
/hɪˈstɒr.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: tarihi, tarihsel, tarihe geçmiş, önemli, evrimsel;
USER: tarihsel, tarihi, historical, tarih, geçmiş
GT
GD
C
H
L
M
O
history
/ˈhɪs.tər.i/ = NOUN: tarih, geçmiş, hikâye, kayıtlar, gelişim aşmaları;
USER: tarih, geçmişi, tarihi, tarihinin, geçmiş, geçmiş
GT
GD
C
H
L
M
O
hogwash
= USER: hogwash, atmasyon, saçmalık, uydurmaca, beş para etmediği
GT
GD
C
H
L
M
O
hope
/həʊp/ = NOUN: umut, ümit, beklenti;
VERB: ummak, ümit etmek, beklemek, istemek, arzu etmek;
USER: umut, umuyoruz, umuyorum, umarım, istiyoruz
GT
GD
C
H
L
M
O
hoping
/həʊp/ = NOUN: umma;
ADJECTIVE: ümitli;
USER: umut, umuduyla, umuyordum, umuyor, umuyorum, umuyorum
GT
GD
C
H
L
M
O
how
/haʊ/ = ADVERB: nasıl, ne, ne kadar, nereden, ne durumda;
NOUN: yöntem, yapma yöntemi;
USER: nasıl, ne, ne kadar, kadar, nasıl Yapılır, nasıl Yapılır
GT
GD
C
H
L
M
O
however
/ˌhaʊˈev.ər/ = CONJUNCTION: ancak, ama, oysa, halbuki, her ne şekilde;
ADVERB: her nasılsa, her halükârda, nasıl olursa olsun, nasıl oldu da;
USER: ancak, Bununla birlikte, ise, yandan, Bununla, Bununla
GT
GD
C
H
L
M
O
hugely
/ˈhjuːdʒ.li/ = ADVERB: dev gibi, olağanüstü bir şekilde, kocaman;
USER: derece, büyük ölçüde, ölçüde, oldukça, son derece
GT
GD
C
H
L
M
O
human
/ˈhjuː.mən/ = NOUN: insan, insanlık, insanoğlu;
ADJECTIVE: insan, insani, beşeri;
USER: insan, insani, insanın, beşeri
GT
GD
C
H
L
M
O
humans
/ˈhjuː.mən/ = NOUN: insan, insanlık, insanoğlu;
USER: insanlar, insan, insanlarda, insanların, insanlara
GT
GD
C
H
L
M
O
hurled
/hɜːl/ = VERB: savurmak, fırlatmak, atmak, yağdırmak, İrlanda hokeyi oynamak;
USER: fırlattı, atılan, fırlattılar, savurdu, fırlatılması
GT
GD
C
H
L
M
O
i
/aɪ/ = PRONOUN: ben, I, one, I;
USER: ben, i, ı, bir
GT
GD
C
H
L
M
O
idea
/aɪˈdɪə/ = NOUN: fikir, düşünce, görüş, amaç, plan, kanı, niyet;
USER: fikir, fikri, bir fikir, fikrim, fikirdir, fikirdir
GT
GD
C
H
L
M
O
ideas
/aɪˈdɪə/ = NOUN: fikir, düşünce, görüş, amaç, plan, kanı, niyet;
USER: fikirler, fikirleri, fikir, fikirlerin, fikirlerini
GT
GD
C
H
L
M
O
identity
/aɪˈden.tɪ.ti/ = NOUN: kimlik, özdeşlik, kişilik, hüviyet, aynılık, benzerlik;
USER: kimlik, kimliği, kimliğini, kimliğinin, kimliğin
GT
GD
C
H
L
M
O
ideograms
/ˈidēəˌɡram,ˈīdēəˌɡram/ = NOUN: ideogram, fikir belirten işaret;
USER: ideogramların, ideogramlar, ideograms, ideograms olan,
GT
GD
C
H
L
M
O
image
/ˈɪm.ɪdʒ/ = NOUN: görüntü, resim, imaj, şekil, simge, kopya, heykel, put, benzetme, benzer;
USER: görüntü, dosyasını, resim, image, resmi
GT
GD
C
H
L
M
O
immortal
/ɪˈmɔː.təl/ = ADJECTIVE: ölümsüz, ebedi, ölmez, sonsuz;
NOUN: ölümsüz varlık;
USER: ölümsüz, immortal, ölümsüz bir, ölümsüzdür, ebedi
GT
GD
C
H
L
M
O
impact
/imˈpakt/ = NOUN: etki, darbe, çarpma, çarpışma, vuruş, şok;
VERB: sıkıştırmak, pekiştirmek;
USER: etki, darbe, etkisi, etkisini, etkileri
GT
GD
C
H
L
M
O
implications
/ˌɪm.plɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: içerme, bulaştırma, içine sokma, dolaşma, ima etme, dolaylı anlatma;
USER: etkileri, sonuçları, etkilerini, sonuçlar, sonuçlarını
GT
GD
C
H
L
M
O
importance
/ɪmˈpɔː.təns/ = NOUN: önem, ehemmiyet, itibar, kibir, saygınlık;
USER: önem, önemi, önemini, önemli, öneme, öneme
GT
GD
C
H
L
M
O
important
/ɪmˈpɔː.tənt/ = ADJECTIVE: önemli, mühim, ciddi, saygın, nüfuzlu, kibirli, okkalı, sözü geçer, kendini beğenmiş;
USER: önemli, önemlidir, önemli bir, önem, önem
GT
GD
C
H
L
M
O
in
/ɪn/ = ADVERB: içinde;
PREPOSITION: içinde, olarak, -de, -da, halinde, içine, içeri;
ADJECTIVE: yerinde, iç, içeride, evde;
USER: içinde, olarak, bölgesindeki, yılında, in, in
GT
GD
C
H
L
M
O
included
/ɪnˈkluːd/ = ADJECTIVE: dahil, içinde;
USER: dahil, dahildir, yer, birlikte, bulunan
GT
GD
C
H
L
M
O
including
/ɪnˈkluː.dɪŋ/ = PREPOSITION: dahil, kapsayan;
ADJECTIVE: içeren;
USER: dahil, dahil olmak üzere, dahil olmak, gibi, içeren, içeren
GT
GD
C
H
L
M
O
increasingly
/ɪnˈkriː.sɪŋ.li/ = ADVERB: giderek, artan bir şekilde, gitgide artarak;
USER: giderek, giderek daha, artan, gittikçe, giderek artan, giderek artan
GT
GD
C
H
L
M
O
independent
/ˌindəˈpendənt/ = ADJECTIVE: bağımsız, serbest, özgür, hür, maddi yönden bağımsız, kendi geçimini sağlayan;
USER: bağımsız, bağımsız bir, bağımsız olarak, bağımsızdır, serbest
GT
GD
C
H
L
M
O
indirectly
/ˌɪn.daɪˈrekt/ = ADVERB: dolaylı olarak, endirekt olarak, dolambaçlı biçimde;
USER: dolaylı olarak, dolaylı, da dolaylı, dolaylı yoldan, da dolaylı olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
individual
/ˌindəˈvijəwəl/ = ADJECTIVE: bireysel, tek, kişisel, özel, şahsi, özgün, birbirinden ayrı, başlıbaşına;
NOUN: birey, kişi, şahıs, fert;
USER: bireysel, tek tek, tek, birey, bireyin
GT
GD
C
H
L
M
O
individuals
/ˌindəˈvijəwəl/ = NOUN: birey, kişi, şahıs, fert;
USER: bireyler, bireylerin, kişi, kişiler, kişilerin
GT
GD
C
H
L
M
O
influence
/ˈɪn.flu.əns/ = VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek;
NOUN: etki, nüfuz, tesir, torpil;
USER: etkilemek, etki, etkileyen, etkileyebilir, etkilemeye
GT
GD
C
H
L
M
O
influenced
/ˈɪn.flu.əns/ = VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek;
USER: etkiledi, etkilenmiş, etkilenir, etkilemiştir, etkilemiş
GT
GD
C
H
L
M
O
influences
/ˈɪn.flu.əns/ = NOUN: etki, nüfuz, tesir, torpil;
VERB: etkilemek, etkili olmak, tesir etmek, söz geçirmek, ikna etmek;
USER: etkiler, etkileri, etkilere, etkilerin, etkilerden
GT
GD
C
H
L
M
O
input
/ˈɪn.pʊt/ = NOUN: giriş, girdi, veri girişi;
USER: giriş, girişi, girdi, input, girişini
GT
GD
C
H
L
M
O
inspiration
/ˌɪn.spɪˈreɪ.ʃən/ = NOUN: ilham, esin, fikir, telkin, nefes alma, vahiy;
USER: ilham, ilham kaynağı, esin, inspirasyon, esin kaynağı
GT
GD
C
H
L
M
O
institution
/ˌɪn.stɪˈtjuː.ʃən/ = NOUN: kurum, kuruluş, tesis, dernek, tımarhane, hapishane, atama, kurum binası, yerleşmiş uygulama, tanınan kimse, kurma, tesis etme;
USER: kurum, kurumu, kurumun, kuruma, kuruluş
GT
GD
C
H
L
M
O
intensity
/ɪnˈten.sɪ.ti/ = NOUN: yoğunluk, şiddet, güç, gerilim, koyuluk, çarpıcılık;
USER: yoğunluk, yoğunluğu, yoğunluğunu, şiddeti, yoğunluklu
GT
GD
C
H
L
M
O
into
/ˈɪn.tuː/ = PREPOSITION: içine, haline, içeriye, -e, -ye;
USER: içine, haline, halinde, olarak, doğru, doğru
GT
GD
C
H
L
M
O
invaluable
/ɪnˈvæl.jʊ.bl̩/ = ADJECTIVE: paha biçilmez;
USER: paha biçilmez, değerli, çok değerli, paha biçilemez, paha biçilmez bir
GT
GD
C
H
L
M
O
invasion
/ɪnˈveɪ.ʒən/ = NOUN: istila, saldırı, ihlal, akın, tecâvüz, nöbet, kriz;
USER: istila, işgali, işgal, invazyon, istilası
GT
GD
C
H
L
M
O
investigates
/inˈvestiˌgāt/ = VERB: araştırmak, incelemek, soruşturmak;
USER: inceler, araştıran, araştırır, incelemektedir, araştırıyor
GT
GD
C
H
L
M
O
involved
/ɪnˈvɒlvd/ = ADJECTIVE: ilgili, karışmış, ilişkili, kapsayan, bulaşmış, karışık, dalmış, kapılmış;
USER: ilgili, dahil, yer, katılan, alan
GT
GD
C
H
L
M
O
involving
/ɪnˈvɒlv/ = VERB: karıştırmak, kapsamak, sarmak, bulaştırmak, sokmak, gerektirmek, yol açmak;
USER: ilgili, içeren, ile ilgili, kapsayan, dahil
GT
GD
C
H
L
M
O
is
/ɪz/ = USER: olduğunu, olduğu, olan, bir, olup, olup
GT
GD
C
H
L
M
O
it
/ɪt/ = PRONOUN: o, onu, ona, ebe, cazibe, çekicilik, şahsiyet, ilişki, önemli kimse;
NOUN: cinsel ilişki;
USER: o, onu, bu, bunu, it, it
GT
GD
C
H
L
M
O
italics
/ɪˈtæl.ɪks/ = NOUN: italik yazı;
USER: italik yazı, italik, eğik, italikler, italik olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
its
/ɪts/ = PRONOUN: onun, kendi, onunki;
USER: kendi, onun, olan, da, de, de
GT
GD
C
H
L
M
O
itself
/ɪtˈself/ = PRONOUN: kendisi, kendini, kendi, bizzat, sadece;
USER: kendisi, kendini, kendisini, kendi, kendisine
GT
GD
C
H
L
M
O
journey
/ˈdʒɜː.ni/ = NOUN: yolculuk, seyahat, yol, gezi, sefer, seyir, mesafe;
VERB: seyahat etmek, geziye çıkmak;
USER: yolculuk, seyahat, yolculuğa, yolculuğu, yolculuğun
GT
GD
C
H
L
M
O
judges
/dʒʌdʒ/ = NOUN: yargıç, hakim, hakem, ekspert, uzman;
USER: hakim, hakimler, yargıçlar, hâkim, yargıçların
GT
GD
C
H
L
M
O
just
/dʒʌst/ = ADVERB: sadece, yalnızca, tam, az önce, henüz, şimdi, yalnız, sade;
ADJECTIVE: adil, tam, haklı, doğru;
USER: sadece, hemen, yalnızca, adil, gibi, gibi
GT
GD
C
H
L
M
O
justice
/ˈdʒʌs.tɪs/ = NOUN: adalet, yargı, hak, doğruluk, hakim, dürüstlük, yargıç;
USER: adalet, adaleti, Justice, adaletin, adalete, adalete
GT
GD
C
H
L
M
O
justified
/ˈdʒʌs.tɪ.faɪd/ = VERB: haklı göstermek, haklı çıkarmak, doğrulamak, aklamak, savunmak, düzeltmek, hak vermek, ayarlamak, satır uzunluğunu ayarlamak;
USER: haklı, gerekçeli, yaslanmış, haklı bir, gerekçelendirilmiş
GT
GD
C
H
L
M
O
keep
/kiːp/ = ADJECTIVE: istekli, keskin, meraklı, hevesli, düşkün, güçlü, zeki, büyük, şiddetli, sert, şahane, uygun, harika, ucuz, ince;
NOUN: matem türküsü;
VERB: ağıt yakmak, ölenin ardından ağlamak;
USER: tutmak, devam, tutun, tutmaya, korumak
GT
GD
C
H
L
M
O
kindness
/ˈkaɪnd.nəs/ = NOUN: iyilik, nezaket, lütuf, şefkât, iltifat;
USER: nezaket, iyilik, şefkat, nezaketi, kindness
GT
GD
C
H
L
M
O
kinds
/kaɪnd/ = NOUN: tür, çeşit, cins, nitelik, aynı şekil, aşai rabbani ayinindeki ekmek veya su;
USER: türlü, tür, çeşit, çeşitleri, türde
GT
GD
C
H
L
M
O
know
/nəʊ/ = VERB: bilmek, tanımak, tatmak, farketmek, başından geçmek, ayırt etmek, ilişkisi olmak;
USER: bilmek, biliyorum, biliyor, bekleyebileceğinizi bilmek, biliyoruz, biliyoruz
GT
GD
C
H
L
M
O
larger
/lɑːdʒ/ = USER: büyük, daha büyük, daha büyük bir, büyük bir, geniş, geniş
GT
GD
C
H
L
M
O
last
/lɑːst/ = NOUN: son, son şey;
ADJECTIVE: son, geçen, en son, önceki, sonuncu, son derece;
ADVERB: son, son olarak, son kez, sonunda;
USER: son, son yorumlanan, geçen, son olarak, en son, en son
GT
GD
C
H
L
M
O
left
/left/ = NOUN: sol, sol taraf;
ADJECTIVE: sol, soldaki, artık;
ADVERB: sola, sol tarafa;
USER: sol, yaptı, terk, yapmamışlar, bıraktı
GT
GD
C
H
L
M
O
level
/ˈlev.əl/ = NOUN: seviye, düzey, düzlük, zemin, düzeç;
VERB: dengelemek;
ADJECTIVE: seviyeli, düz, yatay, dengeli, aynı seviyede, dürüst;
USER: seviye, düzey, seviyesi, düzeyi, düzeyde, düzeyde
GT
GD
C
H
L
M
O
like
/laɪk/ = ADJECTIVE: gibi, benzer, aynı;
ADVERB: gibi, benzer;
PREPOSITION: gibi, benzer, falan, aynı;
NOUN: benzer;
VERB: beğenmek;
CONJUNCTION: sanki;
USER: gibi, benzeri, benzerim, gibi bir, böyle, böyle
GT
GD
C
H
L
M
O
likewise
/ˈlaɪk.waɪz/ = ADVERB: aynı şekilde, ayrıca, dahi, hem;
USER: aynı şekilde, Benzer şekilde, aynı, Keza, de aynı şekilde
GT
GD
C
H
L
M
O
linked
/ˈseks.lɪŋkt/ = ADJECTIVE: bağımlı, tabi;
USER: bağlantılı, bağlı, bağlantılıdır, bağlıdır, bağlantı
GT
GD
C
H
L
M
O
little
/ˈlɪt.l̩/ = ADJECTIVE: küçük, az, ufak, bayağı, adi, dar görüşlü;
ADVERB: azıcık, hemen hemen hiç;
NOUN: ufak şey, az miktar, az zaman;
USER: az, küçük, biraz, küçük bir, çok az, çok az
GT
GD
C
H
L
M
O
littlewood
GT
GD
C
H
L
M
O
long
/lɒŋ/ = ADJECTIVE: uzun, uzun vadeli, büyük;
NOUN: uzun süre, uzun zaman, uzunluk;
ADVERB: uzun zamandır, çoktan, epeydir;
VERB: özlemek, arzu etmek, özlemini çekmek;
USER: uzun, uzun bir, kadar, uzunluğunda, uzun süre, uzun süre
GT
GD
C
H
L
M
O
look
/lʊk/ = VERB: bakmak, görünmek, göstermek, ummak, ümit etmek;
NOUN: bakış, bakma, görünüş, nazar, yüz ifadesi;
USER: bakmak, bakın, bak, aramak, görünüm, görünüm
GT
GD
C
H
L
M
O
loss
/lɒs/ = NOUN: zarar, kayıp, zayi;
USER: kayıp, zarar, kaybı, kaybına, dökülmesi
GT
GD
C
H
L
M
O
lot
/lɒt/ = NOUN: çok, bir sürü, arsa, hisse, kader, kısmet, nasip;
VERB: taksim etmek, bölüştürmek, kura ile paylaştırmak;
USER: çok, sürü, yeri, çok şey, birçok, birçok
GT
GD
C
H
L
M
O
lots
/lɒt/ = NOUN: çok, bir sürü, arsa, hisse, kader, kısmet, nasip;
VERB: taksim etmek, bölüştürmek, kura ile paylaştırmak;
USER: çok, sürü, fazlası hakkında öneriler sağlar, fazlası, birçok, birçok
GT
GD
C
H
L
M
O
made
/meɪd/ = ADJECTIVE: yapılmış, üretilmiş, garantili;
USER: yapılmış, yapılan, yaptı, yapılır, yapılmıştır
GT
GD
C
H
L
M
O
magic
/ˈmædʒ.ɪk/ = NOUN: büyü, sihir, sihirbazlık, büyücülük;
USER: büyü, Magic, sihirli, sihir, sihirli bir, sihirli bir
GT
GD
C
H
L
M
O
make
/meɪk/ = VERB: yapmak, sağlamak, etmek, yaptırmak, elde etmek, varmak, ilişki kurmak;
NOUN: kazanç, verim, yapı, biçim, yapılış şekli;
USER: yapmak, olun, olmak, hale, kazanmak, kazanmak
GT
GD
C
H
L
M
O
makes
/meɪk/ = VERB: yapmak, sağlamak, etmek, yaptırmak, elde etmek, varmak, ilişki kurmak;
NOUN: kazanç, verim, yapı, biçim, yapılış şekli;
USER: yapar, yapan, kılan, sağlar, hale getirir
GT
GD
C
H
L
M
O
male
/meɪl/ = NOUN: erkek;
ADJECTIVE: erkek, eril;
USER: erkek, male, bay, bay Bu, bir erkek
GT
GD
C
H
L
M
O
malevolent
/məˈlev.əl.ənt/ = ADJECTIVE: kötü niyetli, art niyetli, kötücül, kindar;
USER: kötü niyetli, art niyetli, niyetli, malevolent, kötücül
GT
GD
C
H
L
M
O
malignant
/məˈlɪɡ.nənt/ = ADJECTIVE: habis, kötücül, kötü niyetli, zarar verici;
USER: habis, malign, kötü huylu, huylu, malin
GT
GD
C
H
L
M
O
malleable
/ˈmæl.i.ə.bl̩/ = ADJECTIVE: dövülebilir, yumuşak, uysal, tokmaklanabilir;
USER: uysal, dövülebilir, yumuşak, temper, biçimlendirilebilir
GT
GD
C
H
L
M
O
many
/ˈmen.i/ = ADJECTIVE: çok, bir hayli, bir yığın;
ADVERB: çok;
NOUN: birçoğu;
USER: çok, birçok, pek çok, pek, çok sayıda, çok sayıda
GT
GD
C
H
L
M
O
marsha
GT
GD
C
H
L
M
O
material
/məˈtɪə.ri.əl/ = NOUN: malzeme, madde, gereç, kumaş;
ADJECTIVE: maddi, maddesel, bedensel, gerekli, maddeci, zaruri;
USER: malzeme, malzemesi, malzemenin, maddi, materyal
GT
GD
C
H
L
M
O
maximize
/ˈmæk.sɪ.maɪz/ = VERB: maksimuma çıkarmak, en geniş anlamı ile açıklamak;
USER: maksimuma çıkarmak, maksimize, en üst düzeye çıkarmak, üst düzeye çıkarmak, en üst düzeye
GT
GD
C
H
L
M
O
may
/meɪ/ = VERB: olası olmak, mümkün olmak, -ebilmek, -abilmek;
USER: olabilir, may, may
GT
GD
C
H
L
M
O
me
/miː/ = PRONOUN: bana, beni;
USER: bana, beni, benim, me, benimle, benimle
GT
GD
C
H
L
M
O
means
/miːnz/ = NOUN: araç, vesile, varlık, para, servet;
USER: araç, anlamına gelir, gelir, demektir, anlamına, anlamına
GT
GD
C
H
L
M
O
mechanisms
/ˈmek.ə.nɪ.zəm/ = NOUN: mekanizma, işleyiş, teknik, mekanikçilik;
USER: mekanizmaları, mekanizmalar, mekanizmalarının, mekanizmaların, mekanizmalarını, mekanizmalarını
GT
GD
C
H
L
M
O
media
/ˈmiː.di.ə/ = NOUN: medya, basın;
USER: medya, Media, ortam, ortamı, medyanın
GT
GD
C
H
L
M
O
men
/men/ = NOUN: Man;
USER: erkekler, erkek, erkeklerin, erkeklerde, adam
GT
GD
C
H
L
M
O
mental
/ˈmen.təl/ = ADJECTIVE: zihinsel, ruhsal, akıl, zekâ;
USER: zihinsel, ruhsal, ruh, akıl, mental, mental
GT
GD
C
H
L
M
O
mighty
/ˈmaɪ.ti/ = ADJECTIVE: güçlü, büyük, muazzam, zorlu, kuvvetli, aziz, pek çok;
USER: güçlü, kudretli, güçlü bir, büyük, mighty
GT
GD
C
H
L
M
O
mild
/maɪld/ = ADJECTIVE: hafif, yumuşak, ılıman, ılımlı, nazik, kibar;
USER: hafif, yumuşak, hafif bir, ılıman, ılık
GT
GD
C
H
L
M
O
miles
/maɪl/ = NOUN: mil, kara mili;
USER: mil, kilometre, km, bölgesinin km, bölgesinin
GT
GD
C
H
L
M
O
military
/ˈmɪl.ɪ.tər.i/ = ADJECTIVE: askeri;
NOUN: ordu;
USER: askeri, askerî, ordu, asker, askerlik
GT
GD
C
H
L
M
O
mind
/maɪnd/ = NOUN: zihin, akıl, düşünce, fikir, us, hafıza, şuur, bellek, istek;
VERB: dikkat etmek, dikkatli olmak, itaat etmek;
USER: akla, zihin, sakıncası, mind, sorun
GT
GD
C
H
L
M
O
minds
/maɪnd/ = NOUN: zihin, akıl, düşünce, fikir, us, hafıza, şuur, bellek, istek;
VERB: dikkat etmek, dikkatli olmak, itaat etmek;
USER: zihinleri, kafasında, zihninde, zihinlerini, zihinlerinde
GT
GD
C
H
L
M
O
mine
/maɪn/ = PRONOUN: benim, benimki;
NOUN: maden, mayın, maden ocağı, lağım, torpil, memba;
VERB: mayın döşemek, kazıp çıkarmak, tünel kazmak, sinsice bozmak, maden işletmek, kazmak;
USER: benim, mayın, maden, madeni, mine
GT
GD
C
H
L
M
O
misleading
/ˌmɪsˈliː.dɪŋ/ = ADJECTIVE: yanıltıcı, göz boyayıcı;
NOUN: göz boyama, şaşırtma;
USER: yanıltıcı, yanıltıcıdır, misleading
GT
GD
C
H
L
M
O
modern
/ˈmɒd.ən/ = ADJECTIVE: modern, çağdaş, bugünkü, çağcıl;
NOUN: modern kimse;
USER: modern, modern bir, çağdaş
GT
GD
C
H
L
M
O
more
/mɔːr/ = ADJECTIVE: daha fazla, daha çok;
ADVERB: daha, bir kat daha;
NOUN: çok, fazla şey, fazlalık;
USER: daha fazla, daha, fazla, fazlası, diğer, diğer
GT
GD
C
H
L
M
O
most
/məʊst/ = ADVERB: en;
NOUN: çoğu, en fazlası, en fazla miktar;
ADJECTIVE: en çok, en fazla, pek çok;
USER: en, çoğu, en çok, çok, en iyi, en iyi
GT
GD
C
H
L
M
O
mostly
/ˈməʊst.li/ = ADVERB: çoğunlukla, genelde, başlıca;
USER: çoğunlukla, çok, daha çok, çoğu, genellikle
GT
GD
C
H
L
M
O
motivation
/ˌməʊ.tɪˈveɪ.ʃən/ = NOUN: motivasyon, güdü, dürtü, hareket ettirme;
USER: motivasyon, motivasyonu, motivasyonunu, motive, motivasyonun
GT
GD
C
H
L
M
O
mountains
/ˈmaʊn.tɪn/ = NOUN: dağ;
USER: dağlar, dağların, dağlarda, dağ, dağları
GT
GD
C
H
L
M
O
moves
/muːv/ = NOUN: hareket, hamle, taşınma, oynama, nakil;
VERB: hareket etmek, taşınmak, ilerlemek, oynatmak, kımıldatmak, kımıldamak, kıpırdatmak;
USER: hamle, hareket, hareket eder, hareketleri, hareketler
GT
GD
C
H
L
M
O
mr
/ˈmɪs.tər/ = USER: Mr-abbreviation, Mr, Mr, Mr;
USER: mr, bay, Sayın, Sn, Sn
GT
GD
C
H
L
M
O
much
/mʌtʃ/ = ADVERB: veľa, oveľa, mnoho, veľmi, často, dosť, takmer, skoro;
ADJECTIVE: významný významný
GT
GD
C
H
L
M
O
my
/maɪ/ = PRONOUN: benim;
USER: benim, my, Bana, zaman, Anasayfam, Anasayfam
GT
GD
C
H
L
M
O
mysterious
/mɪˈstɪə.ri.əs/ = ADJECTIVE: gizemli, esrarengiz, esrarlı, bilinmeyen;
USER: gizemli, gizemli bir, esrarengiz, esrarlı
GT
GD
C
H
L
M
O
need
/niːd/ = NOUN: ihtiyaç, gerek, gereksinim, lüzum, muhtaçlık, yoksulluk;
VERB: gerekmek, muhtaç olmak, ihtiyacı olmak;
USER: gerek, ihtiyaç, gerekir, gereken, ihtiyacınız, ihtiyacınız
GT
GD
C
H
L
M
O
needed
/ˈniː.dɪd/ = ADJECTIVE: lazım;
USER: gerekli, gereken, ihtiyaç, gereklidir, tabi, tabi
GT
GD
C
H
L
M
O
neural
/ˈnjʊə.rəl/ = ADJECTIVE: sinir, sinirsel;
USER: sinir, nöral, sinirsel, yapay sinir, neural
GT
GD
C
H
L
M
O
neurosciences
/ˈn(y)o͝orōˌsīəns/ = USER: sinir bilimleri, Neurosciences, Nörobilim, nörolojik bilimlerdeki,
GT
GD
C
H
L
M
O
neutral
/ˈnjuː.trəl/ = ADJECTIVE: nötr, tarafsız, yansız, cinsiyet organı olmayan;
NOUN: tarafsız ülke, tarafsız kimse;
USER: nötr, tarafsız, nötral, tarafsız bir, doğal
GT
GD
C
H
L
M
O
never
/ˈnev.ər/ = ADVERB: asla, hiç, hiçbir zaman, hiçbir şekilde, katiyen, hiçbir suretle, taş çatlasa, balık kavağa çıkınca;
USER: asla, hiç, hiçbir zaman, hiçbir, hiçbir
GT
GD
C
H
L
M
O
new
/njuː/ = ADJECTIVE: yeni, taze, modern, acemi, keşfedilmemiş;
USER: yeni, yeni bir, okunmamış, new, new
GT
GD
C
H
L
M
O
no
/nəʊ/ = ADJECTIVE: hiçbir, hiç, yasak, artık değil, gereksiz, no-, no, nope, nay, not, no, nay, nope, not, not a, no, hayır, numara, ret, aleyhte oy, red;
USER: yok, hiçbir, hayır, hiç, herhangi, herhangi
GT
GD
C
H
L
M
O
non
/nɒn-/ = PREFIX: olmayan, gayri, -siz, karşıtı;
USER: olmayan, sigara, dışı, non, sivil
GT
GD
C
H
L
M
O
normally
/ˈnɔː.mə.li/ = ADVERB: normalde, normal olarak, genellikle, genelde;
USER: normalde, normal, normal olarak, genellikle, genelde
GT
GD
C
H
L
M
O
not
/nɒt/ = USER: not-, not, not a, no, not, no, nay, nope;
USER: değil, değildir, yok, olmayan, değildi, değildi
GT
GD
C
H
L
M
O
notes
/nəʊt/ = NOUN: notlar, not;
USER: notlar, not, notları, dipnotlar, notlarınızı
GT
GD
C
H
L
M
O
now
/naʊ/ = NOUN: şimdi, şu an;
ADVERB: şimdi, şu anda, hemen, halen, derhal, acilen;
CONJUNCTION: mademki, -dığından;
USER: şimdi, hemen, geç, artık, anda, anda
GT
GD
C
H
L
M
O
number
/ˈnʌm.bər/ = NOUN: sayı, numara, rakam, adet, miktar, tip, müzik parçası, hoş şey;
VERB: saymak, numaralamak, sayı saymak, hesaplamak, katmak, içermek, katılmak, yaşında olmak;
USER: sayı, numara, sayısı, numarası, numarasını, numarasını
GT
GD
C
H
L
M
O
nutshell
/ˈnʌt.ʃel/ = NOUN: fındık kabuğu, kabuk;
USER: fındık kabuğu, Özetle, Kısaca, nutshell
GT
GD
C
H
L
M
O
objections
/əbˈdʒek.ʃən/ = NOUN: itiraz, sakınca, mahzur, itiraz nedeni, karşı gelme;
USER: itirazlar, itirazları, itiraz, itirazlarını, itirazların
GT
GD
C
H
L
M
O
obviously
/ˈɒb.vi.əs.li/ = ADVERB: belli ki, apaçık, açık olarak;
USER: belli ki, açıkça, tabii ki, besbelli, belli
GT
GD
C
H
L
M
O
of
/əv/ = PREPOSITION: yüzünden, -nin, -den, -li;
USER: bir, arasında, bölgesinin, of, km, km
GT
GD
C
H
L
M
O
often
/ˈɒf.ən/ = ADVERB: sık sık, çoğu kez, sıkça;
USER: sık sık, genellikle, sık, çoğu, sıklıkla, sıklıkla
GT
GD
C
H
L
M
O
on
/ɒn/ = PREPOSITION: üzerinde, ile, üstünde, yönünde, esnasında;
ADVERB: üstünde, durmadan, sürekli olarak;
ADJECTIVE: yanık, devrede, sahnede, hazır;
USER: üzerinde, ilgili, üzerine, hakkında, ile ilgili, ile ilgili
GT
GD
C
H
L
M
O
one
/wʌn/ = USER: one-, one, I, biri, tek, birisi, kimse, bir tane;
PRONOUN: biri, birisi, kimse, olan, kişi;
ADJECTIVE: tek, aynı;
USER: bir, biri, tek, birini, tek bir, tek bir
GT
GD
C
H
L
M
O
only
/ˈəʊn.li/ = ADVERB: sadece, yalnız, bir tek, daha, sırf, sade;
ADJECTIVE: tek, ancak, biricik, ağırbaşlı, başhemşire vakarlı;
CONJUNCTION: yalnız, ama, fakat;
USER: sadece, yalnızca, tek, ancak, yalnız, yalnız
GT
GD
C
H
L
M
O
opportunity
/ˌɒp.əˈtjuː.nə.ti/ = NOUN: fırsat, şans, uygun durum;
USER: fırsat, fırsatı, fırsatını, olanağı, bir fırsat
GT
GD
C
H
L
M
O
or
/ɔːr/ = CONJUNCTION: veya, ya da, yoksa, yahut;
NOUN: altın sarısı;
USER: veya, ya da, ya, ve, yada, yada
GT
GD
C
H
L
M
O
organizations
/ˌɔː.ɡən.aɪˈzeɪ.ʃən/ = NOUN: organizasyon, örgüt, örgütlenme, organizma, bünye;
USER: kuruluşlar, kuruluşları, örgütleri, kuruluşların, Kuruluşlarına
GT
GD
C
H
L
M
O
original
/əˈrɪdʒ.ɪ.nəl/ = NOUN: orijinal, asıl, asıl nüsha, orijinal kimse, ilginç tip, özgün canlı;
ADJECTIVE: orijinal, özgün, ilk, asıl, esas, gerçek, yaratıcı, el değmemiş;
USER: orijinal, özgün, Orijinali, orjinal, özgün bir
GT
GD
C
H
L
M
O
originally
/əˈrijənl-ē/ = ADVERB: aslında, aslen, orijinal olarak;
USER: aslında, başlangıçta, ilk, orjinal, orijinal
GT
GD
C
H
L
M
O
other
/ˈʌð.ər/ = PRONOUN: diğer, öteki, başkası;
ADJECTIVE: başka, öteki, öbür, geçen, sonraki;
ADVERB: başka türlü, başka biçimde, bundan başka;
USER: diğer, başka, başka bir, öteki, öteki
GT
GD
C
H
L
M
O
others
/ˈʌð.ər/ = NOUN: eller;
USER: diğerleri, diğer, başkalarının, başkalarına, başkaları
GT
GD
C
H
L
M
O
otherwise
/ˈʌð.ə.waɪz/ = ADVERB: başka, başka türlü, yoksa, farklı, bunun dışında, başkaca, ayrıca, diğer taraftan, başka konuyla;
CONJUNCTION: aksi halde, yoksa, bunun dışında;
USER: başka, aksi halde, başka türlü, aksi, aksi takdirde, aksi takdirde
GT
GD
C
H
L
M
O
our
/aʊər/ = PRONOUN: bizim;
USER: bizim, eden, our, Yazın, Yazın
GT
GD
C
H
L
M
O
ourselves
/ˌaʊəˈselvz/ = PRONOUN: kendimizi, kendimiz, kendimize, bizler;
USER: kendimizi, kendimize, kendimiz
GT
GD
C
H
L
M
O
owe
/əʊ/ = VERB: borçlu olmak, minnettar olmak, duymak;
USER: borçlu, borçluyum, borçluyuz, borçlusun, borcum
GT
GD
C
H
L
M
O
p
/piː/ = USER: p, s
GT
GD
C
H
L
M
O
painfully
/ˈpeɪn.fəl.i/ = USER: acı, acı bir, acı verici, acı verecek, acıyla
GT
GD
C
H
L
M
O
part
/pɑːt/ = NOUN: parça, bölüm, kısım, rol, görev, taraf, pay, kesim, katkı;
ADJECTIVE: kısmen, kısmi;
VERB: ayrılmak;
USER: bölüm, parça, parçası, bir parçası, parçasıdır, parçasıdır
GT
GD
C
H
L
M
O
particular
/pəˈtɪk.jʊ.lər/ = ADJECTIVE: özel, belirli, belli, özgü, titiz, ayrıntılı, dikkatli, müşkülpesent, detaylı;
NOUN: özellik, husus, ayrıntı, nokta, kişisel bilgiler;
USER: özel, belirli, özellikle, belirli bir, belli
GT
GD
C
H
L
M
O
partly
/ˈpɑːt.li/ = ADVERB: kısmen;
USER: kısmen, kısmi, kısmen de, kısmı, kısmı
GT
GD
C
H
L
M
O
parts
/pɑːt/ = NOUN: parçalar, bölge, yetenek, semt;
USER: parçalar, parça, parçaları, parçaların, bölgelerinde
GT
GD
C
H
L
M
O
patience
/ˈpeɪ.ʃəns/ = NOUN: sabır, tahammül, tek kişilik iskambil oyunu;
USER: sabır, sabırlı, sabırla, sabrı, Sabrınız
GT
GD
C
H
L
M
O
peculiar
/pɪˈkjuː.li.ər/ = ADJECTIVE: tuhaf, özel, has, özgün, acayip;
NOUN: özel mülk, özel eşya, ayrıcalık, ayrıcalıklı kilise;
USER: özel, tuhaf, özgü, kendine özgü, tuhaf bir
GT
GD
C
H
L
M
O
people
/ˈpiː.pl̩/ = NOUN: insanlar, halk, millet, herkes, ulus, elalem, aile fertleri, eller;
VERB: insan yerleştirmek;
USER: insanlar, kişi, insanların, insan, insanları, insanları
GT
GD
C
H
L
M
O
perhaps
/pəˈhæps/ = ADVERB: belki, muhtemelen, bir ihtimal;
USER: belki, belki de, muhtemelen, muhtemelen
GT
GD
C
H
L
M
O
perpetrators
/ˈpɜː.pə.treɪ.tər/ = NOUN: fail;
USER: faillerin, failleri, faillerinin, failler, faillerini
GT
GD
C
H
L
M
O
personal
/ˈpɜː.sən.əl/ = ADJECTIVE: kişisel, özel, şahsi, kişiye özel, vücut, kişiye yönelik;
NOUN: kişisel ilanlar sayfası;
USER: kişisel, kişisel bir, özel, bireysel, şahsi
GT
GD
C
H
L
M
O
phenomenon
/fəˈnɒm.ɪ.nən/ = NOUN: fenomen, olgu, harika, doğal olay, olağanüstü şey, algılanabilen şey, bilince yansıyan olay;
USER: fenomen, olgu, fenomeni, olay, bir fenomen
GT
GD
C
H
L
M
O
picture
/ˈpɪk.tʃər/ = NOUN: resim, görüntü, tablo, film, tasvir, çizim;
ADJECTIVE: film;
VERB: resmetmek, çizmek, betimlemek, kafasında canlandırmak, yansıtmak;
USER: resim, resmi, picture, görüntü, resmin, resmin
GT
GD
C
H
L
M
O
pieces
/pēs/ = NOUN: parçalar;
USER: parçalar, adet, parçaları, parça, adettir
GT
GD
C
H
L
M
O
place
/pleɪs/ = NOUN: yer, sıra, mekân, ev, basamak, yerleşim yeri, mahal, mevki, hane, makam, statü, iş, sorumluluk;
VERB: yerleştirmek, koymak, oturtmak, vermek, yerini belirlemek, yatırım yapmak, yatırmak, ısmarlamak, görevlendirmek, yazdırmak;
USER: yer, bir yer, yerde, yeri, place
GT
GD
C
H
L
M
O
plundered
/ˈplʌn.dər/ = VERB: yağmalamak, soymak, talan etmek, çalmak;
USER: talan, yağma, yağmalanmış, yağmalandı, yağmaladılar
GT
GD
C
H
L
M
O
point
/pɔɪnt/ = NOUN: nokta, puan, konu, husus, sayı, mesele, uç, amaç, anlam, an;
VERB: göstermek, işaret etmek;
USER: nokta, noktası, noktada, noktasına, noktaya
GT
GD
C
H
L
M
O
political
/pəˈlɪt.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: siyasi, politik, siyasal, devlet, hükümet;
USER: siyasi, politik, siyasal, siyaset, siyasî
GT
GD
C
H
L
M
O
politics
/ˈpɒl.ɪ.tɪks/ = NOUN: siyaset, politika, politikacılık, politik görüş, politik oyunlar, siyasi görüş, çıkar politikası, entrikalar;
USER: siyaset, politika, siyaseti, siyasete, siyasetin
GT
GD
C
H
L
M
O
poses
/pəʊz/ = NOUN: poz, duruş, tavır, kurum, yapmacık tavır, durma;
USER: pozlar, oluşturmaktadır, teşkil, teşkil etmektedir, poz
GT
GD
C
H
L
M
O
positively
/ˈpɒz.ə.tɪv.li/ = ADVERB: pozitif olarak, olumlu biçimde, kesin olarak, kesinkes, mutlâk, tam olarak, emin bir şekilde, emin olarak;
USER: pozitif olarak, olumlu, pozitif, olumlu yönde, olumlu bir
GT
GD
C
H
L
M
O
possible
/ˈpɒs.ə.bl̩/ = ADJECTIVE: mümkün, olası, olanaklı, makul, akla uygun;
NOUN: rekor;
USER: mümkün, mümkündür, olası, muhtemel, mümkün olan, mümkün olan
GT
GD
C
H
L
M
O
potential
/pəˈten.ʃəl/ = NOUN: potansiyel, gerilim, güç, yeterlik kipi, iktidar;
ADJECTIVE: potansiyel, olası, gizli, açığa çıkmamış;
USER: potansiyel, potansiyeli, olası, potansiyelini, potansiyeline
GT
GD
C
H
L
M
O
power
/paʊər/ = NOUN: güç, enerji, iktidar, kuvvet, yetki, üs, otorite, yetenek, derman, takât;
VERB: güç sağlamak, çalıştırmak, elektrik vermek;
USER: güç, gücü, gç, elektrik, enerji
GT
GD
C
H
L
M
O
precautions
/prɪˈkɔː.ʃən/ = NOUN: önlem, tedbir, ihtiyat;
USER: önlemler, önlemleri, tedbirler, tedbirleri, önlem
GT
GD
C
H
L
M
O
predators
/ˈpred.ə.tər/ = NOUN: yırtıcı hayvan;
USER: yırtıcı, avcılar, saldırganları, yırtıcılar, predatör
GT
GD
C
H
L
M
O
predicated
/ˈpred.ɪ.keɪt/ = VERB: doğrulamak, belirtmek, beyan etmek, dayandırmak;
USER: öngörülü, habercisiydi
GT
GD
C
H
L
M
O
preface
/ˈpref.ɪs/ = NOUN: önsöz;
VERB: önsöz ile başlamak, önsözünü yazmak, giriş yapmak;
USER: önsöz, Preface, önsöz ile başlamak, önsözünü yazmak, giriş yapmak
GT
GD
C
H
L
M
O
prefer
/prɪˈfɜːr/ = VERB: tercih etmek, yeğlemek, sunmak, arzetmek, öncelik tanımak, atamak, tayin etmek, ileri sürmek;
USER: tercih, sıralama, tercih ederim, şunun, otelleri tercih, otelleri tercih
GT
GD
C
H
L
M
O
preferred
/prɪˈfɜːd/ = ADJECTIVE: tercihli, öncelikli, gözde;
USER: tercihli, tercih edilen, tercih, tercih edilen bir, tercih ettiğiniz
GT
GD
C
H
L
M
O
present
/ˈprez.ənt/ = ADJECTIVE: mevcut, bu, şimdiki, hazır, halihazırdaki;
VERB: sunmak, bulunmak, tanıtmak;
NOUN: hediye, armağan, şimdiki zaman, şu an;
USER: mevcut, sunmak, sunuyoruz, ortaya, günümüze
GT
GD
C
H
L
M
O
press
/pres/ = NOUN: basın, pres, baskı, acele, basın mensupları;
VERB: basmak, sıkıştırmak, zorlamak, baskı yapmak, sıkmak, sıkmak, preslemek;
USER: basın, tuşuna basın, düğmesine basın, tuşuna, basınız
GT
GD
C
H
L
M
O
pressure
/ˈpreʃ.ər/ = NOUN: baskı, basınç, tazyik, pres, zorlama, sıkışma, sıkıntı, darlık;
VERB: zorlamak, baskı yapmak, basınç uygulamak, baskılamak;
USER: basınç, basıncı, baskı, basınçlı, basıncını, basıncını
GT
GD
C
H
L
M
O
privacy
/ˈprɪv.ə.si/ = NOUN: gizlilik, mahremiyet, özel yaşam, gizlilik hakkı, dokunulmazlık, kişiye özellik, yalnızlık;
USER: gizlilik, şartları Gizlilik, gizliliğinizi, gizliliği, mahremiyet
GT
GD
C
H
L
M
O
problem
/ˈprɒb.ləm/ = NOUN: sorun, problem, mesele, muamma, bilinmez;
ADJECTIVE: problem, sorunlu, problemli, sorun yaratan;
USER: sorun, sorunu, problem, sorunun, sorununuz, sorununuz
GT
GD
C
H
L
M
O
processes
/ˈprəʊ.ses/ = VERB: işlemek, yönlendirmek, işleme tabi tutmak, alaya katılmak, dava açmak, özel işlem uygulamak;
NOUN: süreç, işlem, yöntem, usul, aşama, dava, çıkıntı, gidiş;
USER: süreçleri, işlemleri, işlemler, süreçler, süreçlerini
GT
GD
C
H
L
M
O
product
/ˈprɒd.ʌkt/ = NOUN: ürün, çarpım, mahsul, sonuç, meyve;
USER: ürün, ürünün, ürünü, ürünleri, bir ürün
GT
GD
C
H
L
M
O
professor
/prəˈfes.ər/ = NOUN: profesör, itirafçı;
USER: profesör, profesörü, doçent, öğretim, profesörün
GT
GD
C
H
L
M
O
programmes
/ˈprəʊ.ɡræm/ = VERB: programlamak, programlamak;
NOUN: program, program, program, program, yazılım, yazılım, yazılım, yazılım, plan, plan;
USER: programları, programlar, programlarının, programların, program
GT
GD
C
H
L
M
O
pronoun
/ˈprəʊ.naʊn/ = NOUN: zamir, adıl;
USER: zamir, zamiri, adıl, pronoun, bir zamir
GT
GD
C
H
L
M
O
proposal
/prəˈpəʊ.zəl/ = NOUN: teklif, öneri, önerge, tasarı, evlenme teklifi, önerme, plan, tasavvur;
USER: öneri, teklif, önerisi, teklifi, önerisini
GT
GD
C
H
L
M
O
proposed
/prəˈpəʊz/ = VERB: önermek, teklif etmek, ileri sürmek, sormak, getirmek, evlenme teklif etmek, niyet etmek, tasarlamak, içmek;
USER: önerilen, teklif, önerdi, önerilmiştir, önerilmektedir
GT
GD
C
H
L
M
O
prose
/prəʊz/ = NOUN: nesir, düzyazı, sıkıcı yazı, yavan söz, çevirisi yapılacak metin;
ADJECTIVE: düzyazı, yavan, sıkıcı, şiirsel olmayan;
VERB: düzyazıya çevirmek, sıkıcı bil dille yazmak, can sıkıcı konuşmak;
USER: nesir, düzyazı, mensur, düz yazı, nesri
GT
GD
C
H
L
M
O
protection
/prəˈtek.ʃən/ = NOUN: koruma, korunma, muhafaza, himaye, önlem, tedbir, kayırma, haraç;
USER: koruma, koruması, korunması, korunma, koruyucu
GT
GD
C
H
L
M
O
provided
/prəˈvīd/ = VERB: sağlamak, temin etmek, karşılamak, ihtiyacını karşılamak, şart koşmak, koşul koymak, önlem almak, hazırlıklı olmak;
USER: sağlanan, verilen, verilmedi, Resim, sunulan
GT
GD
C
H
L
M
O
psychological
/ˌsaɪ.kəlˈɒdʒ.ɪ.kəl/ = ADJECTIVE: psikolojik, ruhsal, ruhbilimsel;
USER: psikolojik, ruhsal, psikolojik bir
GT
GD
C
H
L
M
O
psychologists
/saɪˈkɒl.ə.dʒɪst/ = NOUN: psikolog, ruhbilimci;
USER: psikologlar, psikolog, psikologların, psikologları
GT
GD
C
H
L
M
O
psychology
/saɪˈkɒl.ə.dʒi/ = NOUN: psikoloji, ruhbilim, ruh hali;
USER: psikoloji, psikolojisi, psikolojinin, psikolojisinin, Psychology
GT
GD
C
H
L
M
O
pure
/pjʊər/ = ADJECTIVE: saf, temiz, salt, katıksız, sade, arı, katkısız, sırf, safkan, katışıksız, pak, lekesiz, teorik, kuramsal, namuslu;
USER: saf, saf bir, pure, temiz, salt
GT
GD
C
H
L
M
O
purpose
/ˈpɜː.pəs/ = NOUN: amaç, maksat, gaye, niyet, azim, kasıt, verilmek istenen mesaj, mesaj;
VERB: amaçlamak, kastetmek, niyet etmek, tasarlamak;
USER: amaç, amacı, amaçlı, amaçla, amacıyla
GT
GD
C
H
L
M
O
pursuit
/pəˈsjuːt/ = VERB: sürdürmek, izlemek, kovalamak, takip etmek, yürütmek, devam etmek, peşine düşmek, peşinde koşmak, peşinde olmak;
USER: takip, peşinde, takibi, arayışı, pursuit
GT
GD
C
H
L
M
O
quentin
/kwentʃ/ = USER: quentin, Quentin'in,
GT
GD
C
H
L
M
O
query
/ˈkwɪə.ri/ = NOUN: sorgu, soru, soru işareti, şüphe, kuşku;
VERB: sorgulamak, sormak, sorguya çekmek, soru işareti koymak, kuşkulanmak, şüphesi olmak;
USER: sorgu, sorgusu, sorguyu, sorguda, sorgunun
GT
GD
C
H
L
M
O
question
/ˈkwes.tʃən/ = NOUN: soru, sorun, söz konusu, mesele, şüphe, kuşku, problem, sorgu, soruşturma;
VERB: sorgulamak, soru sormak, sorular sormak;
USER: soru, söz, soruyu, soru sor, soruya, soruya
GT
GD
C
H
L
M
O
questions
/ˈkwes.tʃən/ = NOUN: soru, sorun, söz konusu, mesele, şüphe, kuşku, problem, sorgu, soruşturma;
VERB: sorgulamak, soru sormak, sorular sormak;
USER: sorular, soruları, soru, sorularını, sorulara, sorulara
GT
GD
C
H
L
M
O
quotations
/kwəʊˈteɪ.ʃən/ = NOUN: alıntı, aktarma, fiyatlandırma, iktibas, maliyet belirleme, tekrarlama, geçerli fiyat, piyasa fiyatı, cari fiyat;
USER: alıntılar, teklifleri, teklifler, tekliflerin, alıntı
GT
GD
C
H
L
M
O
range
/reɪndʒ/ = NOUN: dizi, çeşitlilik, menzil, alan, sıra, çeşit, erim, saha, silsile, kuzine, atış alanı, otlak, açık alan, ocak;
VERB: dolaşmak, turlamak, dizmek, sıralı olmak, sıra halinde olmak, gezmek, sürtmek, uzanmak, boyunca gitmek, akıp gitmek, doğrultmak, nişan almak, erimi olmak, erişmek, katılmak, bölgede yaşamak, sıralamak, sıralanmak, tarafına çevirmek;
USER: dizi, aralığı, yelpazesi, aralığında, aralık
GT
GD
C
H
L
M
O
rather
/ˈrɑː.ðər/ = ADVERB: oldukça, daha doğrusu, aksine, bayağı, tercihen, daha iyisi, az çok, bilâkis, iyisimi;
USER: oldukça, daha doğrusu, yerine, değil, çok
GT
GD
C
H
L
M
O
rational
/ˈræʃ.ən.əl/ = ADJECTIVE: rasyonel, akılcı, mantıklı, akla yatkın, oranlı;
USER: rasyonel, akılcı, rasyonel bir, mantıklı, akılcı bir
GT
GD
C
H
L
M
O
rationality
/ˈræʃ.ən.əl/ = NOUN: rasyonellik, mantık, akla uygunluk;
USER: rasyonellik, rasyonalite, akılcılık, mantık, rasyonalitenin
GT
GD
C
H
L
M
O
rationally
/ˈræʃ.ən.əl.i/ = ADVERB: rasyonel bir şekilde, mantıklı bir biçimde;
USER: rasyonel bir şekilde, rasyonel, akılcı, mantıklı, rasyonel olarak
GT
GD
C
H
L
M
O
reacted
/riˈækt/ = VERB: tepkimek, karşı etki yapmak, tepki yapmak;
USER: tepki, tepki gösterdi, reaksiyona, reaksiyona sokulur, tepkimeye
GT
GD
C
H
L
M
O
reactions
/riˈæk.ʃən/ = NOUN: reaksiyon, tepki, tepkime, gericilik, irtica, tepme, alerji, geri tepme, karşı kuvvet;
USER: reaksiyonları, reaksiyonlar, tepkiler, reaksiyon, reaksiyonların
GT
GD
C
H
L
M
O
read
/riːd/ = VERB: okumak, okunmak, anlamak, yorumlamak, çözmek, sökmek, okuluna gitmek, eğitimini görmek, anlamına gelmek;
ADJECTIVE: okunan, okumuş, aydın, bilgili;
USER: okumak, okuyun, okuma, okunur, okumaya, okumaya
GT
GD
C
H
L
M
O
reading
/ˈriː.dɪŋ/ = NOUN: okuma, ölçüm, konferans, okumuşluk, bilgililik, kanaat, yorum;
USER: okuma, okuduktan, okumaya, okumak, okurken, okurken
GT
GD
C
H
L
M
O
real
/rɪəl/ = ADJECTIVE: gerçek, reel, asıl, taşınmaz, hakiki, aktif, sahici, saf, sabit, etkin;
ADVERB: gerçekten, cidden, sahiden;
NOUN: real;
USER: gerçek, gerçek bir, reel, real, gerçekten, gerçekten
GT
GD
C
H
L
M
O
reason
/ˈriː.zən/ = NOUN: разлог, повод, разум, основ, резон;
VERB: расуђивати, промислити;
USER: neden, nedeni, nedenle, sebebi, sebep, sebep
GT
GD
C
H
L
M
O
reasons
/ˈriː.zən/ = NOUN: neden, sebep, akıl, gerekçe, mantık, us, sağduyu, insaf;
VERB: düşünmek, muhakeme etmek, sonuç çıkarmak, düşünüp taşınmak;
USER: nedenleri, nedenlerle, nedenler, nedenlerden, nedeni
GT
GD
C
H
L
M
O
reassuring
/ˌriː.əˈʃɔː.rɪŋ/ = VERB: güvence vermek, güvenini tazelemek, yeniden güven vermek, tekrar sigortalamak, sigortayı yenilemek;
USER: güven verici, güven, güvence, güven vericidir, güvencedir
GT
GD
C
H
L
M
O
recently
/ˈriː.sənt.li/ = ADVERB: yeni, geçenlerde, yakınlarda, son günlerde, bu günlerde;
USER: yeni, son zamanlarda, son, yakın, yakın zamanda
GT
GD
C
H
L
M
O
reduced
/riˈd(y)o͞os/ = ADJECTIVE: indirimli;
USER: indirimli, azalır, azaltılmış, azaltılabilir, azaltılır
GT
GD
C
H
L
M
O
referred
/rɪˈfɜːr/ = VERB: başvurmak, değinmek, bakmak, bahsetmek, göndermek, kastetmek, sevketmek, atfetmek, yararlanmak, ait olmak, ilgili olmak, ima etmek, ait saymak;
USER: sevk, adlandırılan, anılacaktır, ifade, adlandırılır
GT
GD
C
H
L
M
O
refuse
/rɪˈfjuːz/ = NOUN: çöp, atık, süprüntü, döküntü, artık;
VERB: reddetmek, geri çevirmek, kabul etmemek, kaçınmak, karşı koymak;
ADJECTIVE: süprüntü, döküntü;
USER: çöp, reddetme, reddediyorum, reddedebilir, reddetmek
GT
GD
C
H
L
M
O
religion
/rɪˈlɪdʒ.ən/ = NOUN: din, inanç, diyanet, dindarlık, mezhep, tarikat, iman, kutsal görev, onur meselesi;
USER: din, dini, dinin, dine, İnanç
GT
GD
C
H
L
M
O
religious
/rɪˈlɪdʒ.əs/ = ADJECTIVE: dini, dinsel, din, dindar, inançlı, diyanet, sofu, derin, tarikata ait;
USER: dini, dinsel, din, dinî, dindar
GT
GD
C
H
L
M
O
remain
/rɪˈmeɪn/ = VERB: kalmak, sürdürmek, durmak, geriye kalmak, aynen kalmak, artmak;
USER: kalmak, kalır, kalması, devam, kalmasını
GT
GD
C
H
L
M
O
remarkably
/rɪˈmɑː.kə.bli/ = USER: dikkat çekici, son derece, oldukça, derece, belirgin
GT
GD
C
H
L
M
O
rendered
/ˈren.dər/ = VERB: vermek, kılmak, sunmak, hale getirmek, etmek, çevirmek, geri vermek, eritmek, açıklamak, çevirisini yapmak, çalmak, yorumlamak, ilk kat sıva sürmek;
USER: render, hale, verilen, işlenmiş, işlenen
GT
GD
C
H
L
M
O
reports
/rɪˈpɔːt/ = NOUN: rapor, haber, bilgi, bildiri, tutanak, karne, söylenti;
VERB: bildirmek, rapor etmek, söylemek, anlatmak, ihbar etmek;
USER: raporları, raporlar, rapor, raporlarını, raporların
GT
GD
C
H
L
M
O
require
/rɪˈkwaɪər/ = VERB: istemek, gerektirmek, zorunlu tutmak, gerekmek, gerekli olmak, ihtiyacı olmak, icap etmek, eksik olmak;
USER: gerektirir, gerektiren, ihtiyaç, gerektirebilir, gerekir
GT
GD
C
H
L
M
O
research
/ˈrēˌsərCH,riˈsərCH/ = NOUN: araştırma, inceleme, arama, etüt, arama çalışmaları;
ADJECTIVE: araştırma;
VERB: araştırmak, araştırma yapmak, incelemek, arama çalışmaları yapmak;
USER: araştırma, araştırmalar, araştırması, araştırmaları, araştırmanın
GT
GD
C
H
L
M
O
researchers
/rɪˈsɜːtʃər/ = NOUN: araştırmacı, arama çalışması yapan kimse;
USER: araştırmacılar, araştırmacı, araştırmacıların, araştırmacıları
GT
GD
C
H
L
M
O
resemblance
/rɪˈzem.bləns/ = NOUN: benzerlik;
USER: benzerlik, benzerliği, bir benzerlik, benzerlikler, benzeyen
GT
GD
C
H
L
M
O
reshaped
/ˌriːˈʃeɪp/ = VERB: yeniden şekillendirmek, şeklini değiştirmek, yeni biçim vermek;
USER: yeniden şekillenen, yeniden şekillendirmiştir, yeniden şekillendirdi, yeniden şekillendiren, yeniden şekillendirilmiş
GT
GD
C
H
L
M
O
resist
/rɪˈzɪst/ = VERB: direnmek, karşı koymak, dayanmak, engellemek, karşı çıkmak, dayanıklı olmak, göğüs germek, muhalefet etmek;
USER: direnmek, karşı, direnç, direnmeye, resist
GT
GD
C
H
L
M
O
resolutely
/ˈrez.ə.luːt/ = ADVERB: tereddüdsüz;
USER: kararlı, kararlılıkla, kararlı bir, azimle, kararlı bir şekilde
GT
GD
C
H
L
M
O
resorted
/rɪˈzɔːt/ = VERB: başvurmak, gitmek;
USER: başvurdu, başvurdular, başvurmuşlardır, başvurulması, başvurulan
GT
GD
C
H
L
M
O
resources
/ˈrēˌsôrs,ˈrēˈzôrs,riˈsôrs,riˈzôrs/ = NOUN: kaynaklar, olanaklar, imkânlar, parasal kaynaklar, aktifler;
USER: kaynaklar, kaynaklarını, bilgi, kaynakları, kaynakların
GT
GD
C
H
L
M
O
responsibility
/rɪˌspɒn.sɪˈbɪl.ɪ.ti/ = NOUN: sorumluluk, yükümlülük, mesuliyet, güvenilirlik, sağlamlık, ödeme gücü, temyiz gücü;
USER: sorumluluk, sorumluluğu, sorumluluğundadır, sorumluluğunu, sorumlu
GT
GD
C
H
L
M
O
reviewer
/rɪˈvjuː.ər/ = NOUN: eleştirmen, eleştirici;
USER: eleştirmen, Yorumcu, yorumcusu, yorumu, gözden
GT
GD
C
H
L
M
O
reviewers
/rɪˈvjuː.ər/ = NOUN: eleştirmen, eleştirici;
USER: yorumcular, yorumlara, Değerlendirmeciler, Değerlendirmeciler tarafından, değerlendirenler
GT
GD
C
H
L
M
O
rises
/raɪz/ = USER: yükselir, yükselen, yükseliyor, yükselmektedir, artar, artar
GT
GD
C
H
L
M
O
risked
/rɪsk/ = VERB: tehlikeye atmak, göze almak, riske atmak;
USER: riske, tehlikeye attılar, tehlikeye, riske attı, tehlikeye attı
GT
GD
C
H
L
M
O
rodgers
= USER: rodgers, Rodgers'ın,
GT
GD
C
H
L
M
O
role
/rəʊl/ = NOUN: rol;
VERB: rol yapmak;
USER: rol, rolü, bir rol, rolünü, rolünün, rolünün
GT
GD
C
H
L
M
O
s
= USER: s, ler, lar, temizle, larındaki
GT
GD
C
H
L
M
O
said
/sed/ = ADJECTIVE: bahsedilen, adı geçen, denilen;
USER: adı geçen, dedi, söyledi, söylediğim, belirtti, belirtti
GT
GD
C
H
L
M
O
same
/seɪm/ = ADJECTIVE: aynı, benzer, tıpkı, farksız, farketmez;
USER: aynı, benzer, benzer
GT
GD
C
H
L
M
O
say
/seɪ/ = NOUN: söz, laf, son söz;
VERB: söylemek, demek, etmek, bildirmek, okumak, tekrarlamak, farzetmek, varsaymak;
USER: demek, söylemek, söylüyor, söylüyorlar, söyleyebilirim, söyleyebilirim
GT
GD
C
H
L
M
O
scholars
/ˈskɒl.ər/ = NOUN: bilim adamı, bilgin, alim, öğrenci, bilge, burslu öğrenci, mektepli, edip, okumuş kimse, eğitimini almış kimse;
USER: bilim adamları, akademisyenler, bilim, bilim adamlarının, alimler
GT
GD
C
H
L
M
O
science
/saɪəns/ = NOUN: fen, bilim, ilim, teknik, beceri;
USER: bilim, bilimi, fen, bilimin, bilimleri
GT
GD
C
H
L
M
O
scientific
/ˌsīənˈtifik/ = ADJECTIVE: ilmi, bilimsel, kesin, sistematik;
USER: bilimsel, bilim, bilimsel bir, ilmi
GT
GD
C
H
L
M
O
second
/ˈsek.ənd/ = NOUN: ikinci, saniye, an, yardımcı, destek, nota aralığı, ikinci olan kimse, düello şahidi, boksör yardımcısı;
ADJECTIVE: ikinci, öbür, ikinci dereceli;
VERB: yardım etmek, desteklemek, destek vermek, göreve getirmek;
USER: ikinci, saniye, ikinci bir, saniyede, ikincisi
GT
GD
C
H
L
M
O
secondly
/ˈsek.ənd.li/ = ADVERB: ikinci olarak;
USER: ikinci olarak, ikinci, ikincisi
GT
GD
C
H
L
M
O
sections
/ˈsek.ʃən/ = NOUN: bölüm, kesit, kısım, kesim, bölge, bölme, kesme, kompartıman, manga, alt şube;
VERB: bölmek, kısımlara ayırmak;
USER: bölümler, bölümleri, bölüm, bölümlerde, bölümlere
GT
GD
C
H
L
M
O
seduction
/sɪˈdʌk.ʃən/ = NOUN: baştan çıkarma, iğfal, ayartma, çekicilik, cazibe, baştan çıkarıcılık;
USER: baştan çıkarma, baştan, iğfal, seduction, ayartma
GT
GD
C
H
L
M
O
see
/siː/ = VERB: görmek, anlamak, bakmak, görüşmek, seyretmek, uğurlamak, yolcu etmek, sezmek, farketmek, göz önüne almak, görüp geçirmek;
NOUN: papalık, piskoposluk;
USER: görmek, bkz, bakın, bakınız, göremeyecek, göremeyecek
GT
GD
C
H
L
M
O
seedy
/ˈsiː.di/ = ADJECTIVE: keyifsiz, tohumlu, rahatsız, perişan, çekirdekli, kılıksız, hırpani, hasta gibi;
USER: tohumlu, keyifsiz, keyifsiz bir, seedy, köhne
GT
GD
C
H
L
M
O
seeks
/siːk/ = VERB: aramak, araştırmak, istemek, çıkarmaya çalışmak, peşinde koşmak, uğraşmak, aranmak, kazanmaya çalışmak, öğrenmeye çalışmak;
USER: istiyor, arar, amaçlayan, amaçlamaktadır, çalışır
GT
GD
C
H
L
M
O
seem
/sēm/ = VERB: görünmek, gibi görünmek, benzemek, gibi gelmek, gibi gözükmek;
USER: görünmek, görünüyor, gibi, gibi görünüyor, görünebilir
GT
GD
C
H
L
M
O
self
/self/ = NOUN: kendi, öz, kişilik, kişi, bencillik, çıkar, karakter, şahsi çıkar;
PRONOUN: kendi, kendine, kişisel, şahsi, özel;
ADJECTIVE: aynı, düz renkli;
USER: öz, kendi, kendine, kendini, kendi kendine
GT
GD
C
H
L
M
O
sense
/sens/ = NOUN: anlam, duyu, duygu, his, sağduyu, algı, anlama, kanı, düşünce, hissetme;
VERB: anlamak, hissetmek;
USER: anlam, duyu, anlamda, duygusu, mantıklı
GT
GD
C
H
L
M
O
shape
/ʃeɪp/ = NOUN: şekil, biçim, form, kalıp, model, durum, endam;
VERB: şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek, şekillenmek, düzenlemek;
USER: şekil, şekli, şekillendirmek, şekillendirecek, şekillendirmeye
GT
GD
C
H
L
M
O
shaped
/ʃeɪpt/ = ADJECTIVE: şeklinde, biçimli;
USER: şeklinde, şekilli, şeklindeki, biçimli, şeklinde bir
GT
GD
C
H
L
M
O
shaping
/ʃeɪp/ = VERB: şekillendirmek, şekil vermek, biçimlendirmek, şekillenmek, düzenlemek, şekil almak, yönlendirmek, kalıbını almak, biçim almak, ortaya çıkmak, gelişmek;
USER: şekillendirme, şekillenmesinde, şekillendirilmesi, şekillendiren, şekillendirmektedir
GT
GD
C
H
L
M
O
shatter
/ˈʃæt.ər/ = VERB: kırmak, bozmak, parçalanmak, kırılmak, parçalamak, harap etmek, yok etmek, zarar vermek, yıkmak;
USER: paramparça, parçalanabilir, kırmak, kırılabilir, darmadağın
GT
GD
C
H
L
M
O
she
/ʃiː/ = PRONOUN: o;
NOUN: kadın;
USER: o, diye, onun, kadın
GT
GD
C
H
L
M
O
short
/ʃɔːt/ = ADJECTIVE: kısa, az, yetersiz, eksik, kısa vadeli, kısa boylu, özet, kestirme, bodur;
NOUN: kısa devre;
ADVERB: eksik, dışında;
USER: kısa, kısa bir, Kısacası, kısa devre
GT
GD
C
H
L
M
O
should
/ʃʊd/ = USER: should-, should, ise, -meli, -meliydi, -malıydı;
USER: -meli, gerekir, gerektiği, olmalıdır, gereken, gereken
GT
GD
C
H
L
M
O
shows
/ʃəʊ/ = NOUN: gösteri, gösteriş, şov, teşhir, sergi;
VERB: göstermek, gösterilmek, kanıtlamak, sergilemek, görünmek, açıklamak, ibraz etmek;
USER: gösterir, gösterileri, şovları, göstermektedir, gösteriyor
GT
GD
C
H
L
M
O
sic
/sɪk/ = ADVERB: aynen, böyle;
USER: aynen, SIC, muzik, SIK, mel
GT
GD
C
H
L
M
O
since
/sɪns/ = ADVERB: beri, bu yana, o zamandan beri;
CONJUNCTION: madem, olalı, edeli, mademki, yapalı, -den beri, -dığı için;
PREPOSITION: -den beri, -den itibaren, -den bu yana;
USER: beri, bu yana, yana, tarihi, olma tarihi, olma tarihi
GT
GD
C
H
L
M
O
situations
/sɪt.juˌeɪ.ʃənz ˈveɪ.kənt/ = NOUN: durum, konum, yer, şartlar, hal, mevki, görev;
USER: durumlar, durumlarda, durumları, durumlara, durumda
GT
GD
C
H
L
M
O
skull
/skʌl/ = NOUN: kafatası, kurukafa;
USER: kafatası, kafatasının, kafa, skull, kafatasına
GT
GD
C
H
L
M
O
small
/smɔːl/ = ADJECTIVE: küçük, az, ufak, hafif, minik, mini, küçücük, ufak tefek, önemsiz, basit, ufacık, zayıf, mütevazi, fakir, sıradan, arka, dar kısım;
USER: küçük, küçük bir, az, small, ufak, ufak
GT
GD
C
H
L
M
O
so
/səʊ/ = CONJUNCTION: bu yüzden, yani, için, diye, -ması için;
ADVERB: çok, kadar, böylece, öyle, o kadar, böyle, pek, de, da, demek, şöyle, demek ki, öyleki, aynen;
NOUN: sol;
USER: bu yüzden, çok, böylece, kadar, yani, yani
GT
GD
C
H
L
M
O
social
/ˈsəʊ.ʃəl/ = ADJECTIVE: sosyal, toplumsal, toplumcul, toplu halde yaşayan;
NOUN: kilise üyelerinin resmi olmayan toplantısı;
USER: sosyal, toplumsal
GT
GD
C
H
L
M
O
societies
/səˈsaɪ.ə.ti/ = NOUN: toplum, topluluk, dernek, sosyete, çevre;
USER: toplumlar, toplumlarda, toplumların, toplumları, toplum
GT
GD
C
H
L
M
O
society
/səˈsaɪ.ə.ti/ = NOUN: toplum, topluluk, dernek, sosyete, çevre;
USER: toplum, toplumun, toplumda, toplumu, topluma
GT
GD
C
H
L
M
O
solid
/ˈsɒl.ɪd/ = ADJECTIVE: katı, sağlam, masif, sert, som, güvenilir, yekpare, tam, koyu, tek parça, mükemmel;
NOUN: katı cisim;
USER: katı, sağlam, sağlam bir, solid, bir katı
GT
GD
C
H
L
M
O
some
/səm/ = ADJECTIVE: bazı, bir, biraz, kimi, yaklaşık, bir takım, çok;
PRONOUN: bazı, bazıları, kimi, herhangi bir;
ADVERB: biraz;
USER: bazı, biraz, bir, bazıları, kimi, kimi
GT
GD
C
H
L
M
O
someone
/ˈsʌm.wʌn/ = PRONOUN: birisi, biri, kimse, şahsiyet, önemli kimse;
USER: birisi, biri, birinin, birini, kimse
GT
GD
C
H
L
M
O
soul
/səʊl/ = NOUN: ruh, can, kimse, kişi, öz, gönül, timsal;
USER: ruh, ruhu, ruhun, ruhunu, soul
GT
GD
C
H
L
M
O
sound
/saʊnd/ = NOUN: ses, gürültü, etki, sonda ile muayene, boğaz, solungaç, melodi, anlam, haliç, koy, yüzme kesesi;
ADJECTIVE: ses, sağlam, sağlıklı, güvenilir, deliksiz, iyi, derin, emin, yerinde, geçerli, kuvvetli, sert, sapasağlam, bozulmamış, yasal, oturaklı;
VERB: çalmak, ses çıkarmak, ses vermek, çalınmak, iskandil etmek, ağzını aramak, etki bırakmak, söylemek, belli etmek, muayene etmek, sonda ile yoklamak, derıne dalmak, sondayla bakmak, araştırmak;
ADVERB: mışıl mışıl, deliksiz bir şekilde;
USER: ses, sesi, gelebilir, kulağa, bir ses
GT
GD
C
H
L
M
O
source
/sɔːs/ = NOUN: kaynak, menşe, kaynakça, memba, yararlanılan kaynak;
USER: kaynak, kaynağı, kaynağını, kaynağına, kaynağıdır
GT
GD
C
H
L
M
O
specification
/ˌspes.ɪ.fɪˈkeɪ.ʃən/ = NOUN: şartname, tanımlama, belirleme, belirtme, tarif, beyanname, ayrıntılarıyla belirtme;
USER: şartname, özellikleri, belirtimi, belirtim, spesifikasyonu
GT
GD
C
H
L
M
O
spelling
/ˈspel.ɪŋ/ = NOUN: yazım, heceleme, imlâ, yazılış;
USER: yazım, imla, heceleme, yazım denetimi, yazımı
GT
GD
C
H
L
M
O
spellings
/ˈspel.ɪŋ/ = NOUN: yazım, heceleme, imlâ, yazılış;
USER: yazımlar, yazım, yazılışları, yazımları, imla
GT
GD
C
H
L
M
O
standardized
/ˈstæn.də.daɪz/ = VERB: standartlaştırmak, ayarlamak, tek tip yapmak, titre etmek;
USER: standart, standardize, standartlaştırılmış, standartlaştırılmıştır, standart bir
GT
GD
C
H
L
M
O
stated
/steɪt/ = ADJECTIVE: belirtilen, belirtilmiş, belirli, açıklanmış, kayıtlı, belli, düzenli;
USER: belirtilen, ifade, belirtildiği, belirtti, belirtilmiştir
GT
GD
C
H
L
M
O
states
/steɪt/ = NOUN: sınıf, paye, derece;
USER: devletler, devletlerin, devletleri, devlet, ülkeler
GT
GD
C
H
L
M
O
static
/ˈstæt.ɪk/ = ADJECTIVE: statik, sabit, durgun, değişmez, parazitli, dingin;
NOUN: statik elektrik;
USER: statik, static, statik bir, sabit, durağan
GT
GD
C
H
L
M
O
stein
/staɪn/ = NOUN: bira bardağı, büyük bardak;
USER: bira bardağı, stein, bardağı, Stein'ın
GT
GD
C
H
L
M
O
still
/stɪl/ = ADVERB: yine, hâlâ, yine de, henüz, daha, halâ, buna rağmen;
VERB: sakinleştirmek;
CONJUNCTION: yine de, buna rağmen;
ADJECTIVE: hareketsiz, durgun;
USER: yine, yine de, hâlâ, hala, halen, halen
GT
GD
C
H
L
M
O
stop
/stɒp/ = VERB: durdurmak, durmak, bırakmak, kesmek, son vermek, kapamak, bitmek, alıkoymak, tıkamak, dindirmek, kalmak, stop ettirmek, savmak, noktalamak, kesilmek, dolgu yapmak, devam etmemek;
NOUN: durak, durma, engel, stop etme, nokta, duraklama, istasyon, duraksama, mola yeri, mercek perdesi, noktalama işareti, ünsüz ses;
USER: durdurmak, dur, durdurun, durdurma, durdurmaya
GT
GD
C
H
L
M
O
strong
/strɒŋ/ = ADJECTIVE: güçlü, kuvvetli, sağlam, sert, şiddetli, ağır, keskin, koyu, gür;
ADVERB: kuvvetle, şiddetle, güçlü olarak;
USER: güçlü, güçlü bir, kuvvetli, strong, mutlaka
GT
GD
C
H
L
M
O
studied
/ˈstʌd.id/ = ADJECTIVE: üzerinde çalışılmış, prova edilmiş, yapmacık, sahte, zoraki, kasıtlı;
USER: okudu, incelenmiştir, eğitimi, çalışılmıştır, çalışılan, çalışılan
GT
GD
C
H
L
M
O
studies
/ˈstədē/ = NOUN: çalışmalar, araştırmalar, incelemeler;
USER: çalışmalar, çalışmaları, çalışmalarda, çalışma, çalışmaların, çalışmaların
GT
GD
C
H
L
M
O
study
/ˈstʌd.i/ = NOUN: çalışma, öğrenim, araştırma, inceleme, etüt, tetkik, tahsil;
VERB: incelemek, çalışmak, okumak, araştırmak, öğrenmek;
USER: çalışma, eğitim, incelemek, çalışmak, okumak, okumak
GT
GD
C
H
L
M
O
such
/sʌtʃ/ = ADJECTIVE: böyle, bu tür, bu gibi, öyle, çok, o kadar;
PRONOUN: bu gibi, o gibi;
ADVERB: böylesine, çok, öylesine, oldukça;
USER: bu tür, böyle, gibi, tür, böyle bir, böyle bir
GT
GD
C
H
L
M
O
supplying
/səˈplaɪ/ = NOUN: donatım, donatma;
USER: tedarik, temin, tedariki, temini, sağlamak
GT
GD
C
H
L
M
O
support
/səˈpɔːt/ = NOUN: destek, yardım, dayanak, takviye, arka;
VERB: desteklemek, destek olmak, geçindirmek, sürdürmek, bakmak, tutmak, kanıtlamak;
USER: destek, desteklemek, desteği, destekleyen, destekler
GT
GD
C
H
L
M
O
surprisingly
/səˈpraɪ.zɪŋ.li/ = ADVERB: şaşırtıcı biçimde, hayret uyandıracak şekilde;
USER: şaşırtıcı biçimde, şaşırtıcı, şaşırtıcı derecede, şaşırtıcı bir, Beklendiği
GT
GD
C
H
L
M
O
sutcliffe
GT
GD
C
H
L
M
O
system
/ˈsɪs.təm/ = NOUN: sistem, düzen, şebeke, yapı, yöntem, ağ, usul, vücut, evren, katman;
USER: sistem, sistemi, sisteminin, Sisteme, sistemin, sistemin
GT
GD
C
H
L
M
O
systems
/ˈsɪs.təm/ = NOUN: sistem, düzen, şebeke, yapı, yöntem, ağ, usul, vücut, evren, katman;
USER: sistemleri, sistemler, sistemlerinin, sistemlerin, sistemlerinde
GT
GD
C
H
L
M
O
t
/tiː/ = USER: t, mi, Sal, Pe, t Kaydedilen
GT
GD
C
H
L
M
O
take
/teɪk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak;
NOUN: tutma;
USER: almak, çekmek, almaya, alabilir, alır, alır
GT
GD
C
H
L
M
O
takes
/teɪk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak;
NOUN: tutma;
USER: alır, sürer, alan, gereken, alıyor
GT
GD
C
H
L
M
O
taking
/tāk/ = NOUN: alma, ele geçirme, alış, çalkalanma, sallanma, heyecan, telaş;
ADJECTIVE: çekici, ilginç, cazip, bulaşıcı;
USER: alma, alarak, alıyor, alan, almak, almak
GT
GD
C
H
L
M
O
talk
/tɔːk/ = VERB: konuşmak, görüşmek;
NOUN: konuşma, söz, sohbet, görüşme, laf, dedikodu, söylenti, hoşbeş;
USER: konuşmak, konuşma, konuşmaya, söz, konuşun
GT
GD
C
H
L
M
O
tangents
/ˈtanjənt/ = NOUN: teğet, tanjant;
USER: teğetlerini, teğetler, teğet, teğetlerinin, tangents,
GT
GD
C
H
L
M
O
taught
/tɔːt/ = VERB: öğretmek, eğitmek, ders vermek, öğretmenlik yapmak, göstermek, okutmak;
USER: öğretti, öğretilen, öğretilir, öğretildi, ders, ders
GT
GD
C
H
L
M
O
technical
/ˈtek.nɪ.kəl/ = ADJECTIVE: teknik, teorik, kurallı, yasal;
USER: teknik, Technical
GT
GD
C
H
L
M
O
technicalities
/ˌteknəˈkalədē/ = USER: teknik ayrıntıların, teknik bir,
GT
GD
C
H
L
M
O
techniques
/tekˈniːk/ = NOUN: teknik, yöntem, usul;
USER: teknikleri, teknikler, tekniklerini, tekniklerinin, teknik
GT
GD
C
H
L
M
O
tend
/tend/ = VERB: bakmak, yönelmek, eğilimi olmak, yatkın olmak, çalmak, yüz tutmak, gözetmek, hizmet etmek;
USER: eğilimindedir, eğilimi, eğiliminde, eğilimindedirler, olma eğilimindedir
GT
GD
C
H
L
M
O
term
/tɜːm/ = NOUN: dönem, terim, süre, ifade, koşul, devre, söz, sınır taşı, regl dönemi, doğum zamanı, adet dönemi;
VERB: adlandırmak, demek, isim vermek;
USER: terim, dönem, vadeli, süreli, vadede
GT
GD
C
H
L
M
O
terrifying
/ˈter.ə.faɪ.ɪŋ/ = ADJECTIVE: korkunç, dehşetli, çok korkutucu;
USER: korkunç, ürkütücü, korkutucu, dehşet, dehşet verici
GT
GD
C
H
L
M
O
terror
/ˈter.ər/ = NOUN: terör, dehşet, korkutan şey, yaramaz çocuk;
USER: terör, terörü, terörle, teröre, terörün
GT
GD
C
H
L
M
O
text
/tekst/ = NOUN: metin, tekst, konu, yazının aslı, İncil'den kısa bölüm;
USER: metin, metni, yazı, metnin, kısa
GT
GD
C
H
L
M
O
than
/ðæn/ = CONJUNCTION: göre, -den, -dan;
USER: göre, daha, fazla, çok, den, den
GT
GD
C
H
L
M
O
thank
/θæŋk/ = NOUN: teşekkür;
VERB: teşekkür etmek, şükretmek;
USER: teşekkür, ederim, teşekkür ederim, teşekkürler, ederiz
GT
GD
C
H
L
M
O
thanks
/θæŋks/ = NOUN: teşekkür, şükür;
USER: teşekkürler, teşekkür, sayesinde, Thanks
GT
GD
C
H
L
M
O
that
/ðæt/ = CONJUNCTION: o, ki, şu, için, diye;
PRONOUN: o, ki, şu, diye;
ADVERB: böyle, o kadar, bu kadar;
ADJECTIVE: öteki;
USER: o, bu, olduğunu, olduğu, ki, ki
GT
GD
C
H
L
M
O
the
GT
GD
C
H
L
M
O
their
/ðeər/ = PRONOUN: onların;
USER: onların, kendi, bunların, da, da
GT
GD
C
H
L
M
O
them
/ðem/ = PRONOUN: onları, onlara, onlar;
USER: onları, onlara, bunları, onlar, bunların, bunların
GT
GD
C
H
L
M
O
themes
/θiːm/ = NOUN: tema, konu, içerik, motif, ödev, melodi, tanıtım müziği;
USER: temalar, temaları, tema, konular, temaların
GT
GD
C
H
L
M
O
themselves
/ðəmˈselvz/ = PRONOUN: kendilerini, kendileri, kendilerine;
USER: kendilerini, kendileri, kendi, kendilerine, kendini
GT
GD
C
H
L
M
O
then
/ðen/ = ADVERB: o zaman, öyleyse, ondan sonra, o halde, demek, zira;
ADJECTIVE: o zamanki, o zamanlarki;
USER: o zaman, sonra, ardından, daha sonra, o, o
GT
GD
C
H
L
M
O
theorists
/ˈTHēərist,ˈTHi(ə)r-/ = NOUN: kuramcı, nazariyeci;
USER: teorisyenleri, teorisyenler, kuramcılar, kuramcıları, teorisyenlerin
GT
GD
C
H
L
M
O
there
/ðeər/ = ADVERB: orada, oraya, şurada, oralarda, o konuda;
PRONOUN: şuradaki;
USER: orada, var, vardır, yoktur, yok, yok
GT
GD
C
H
L
M
O
therefore
/ˈðeə.fɔːr/ = ADVERB: bu nedenle, bu yüzden, bundan dolayı, o yüzden, bunun için, onun için;
CONJUNCTION: bu nedenle, bu yüzden, o yüzden, onun için;
USER: bu nedenle, nedenle, dolayısıyla, yüzden, bu yüzden
GT
GD
C
H
L
M
O
these
/ðiːz/ = PRONOUN: bunlar;
USER: bunlar, bu, şu, bu gibi, bu gibi
GT
GD
C
H
L
M
O
they
/ðeɪ/ = PRONOUN: onlar, insanlar;
USER: onlar, bu, bunlar, da, de, de
GT
GD
C
H
L
M
O
thing
/θɪŋ/ = NOUN: şey, konu, yaratık, eşya, kimse;
USER: şey, bir şey, şeyi, şeydir, şeydir
GT
GD
C
H
L
M
O
think
/θɪŋk/ = VERB: düşünmek, sanmak, saymak, zannetmek, anmak, tasavvur etmek, aklından geçirmek, planlamak;
USER: düşünmek, düşünüyorum, düşünüyorsanız, düşünüyorsun, düşünüyor, düşünüyor
GT
GD
C
H
L
M
O
thirdly
/ˈθɜːd.li/ = ADVERB: üçüncü olarak;
USER: üçüncü olarak, Üçüncü, üçüncüsü, üçüncü olarak da, üçüncüsü de
GT
GD
C
H
L
M
O
this
/ðɪs/ = PRONOUN: bu;
ADVERB: böyle, bu kadar, bu kadar
GT
GD
C
H
L
M
O
those
/ðəʊz/ = PRONOUN: onlar, şunlar;
USER: bu, o, olanlar, olan, olan
GT
GD
C
H
L
M
O
thought
/θɔːt/ = NOUN: düşünce, fikir, düşünme, kanı, görüş, felsefe, sanı, niyet, özen, ilgi, az şey;
ADJECTIVE: sanılan;
USER: düşünce, düşündüm, düşünmüş, düşünülmektedir, sanıyordum, sanıyordum
GT
GD
C
H
L
M
O
threatening
/ˈθret.ən.ɪŋ/ = NOUN: tehdit;
ADJECTIVE: tehdit eden, tehditkâr, endişe verici;
USER: tehdit, tehdit edici, tehdit eden, tehdit ediyor, tehditkâr
GT
GD
C
H
L
M
O
three
/θriː/ = USER: three-, three, üçlü;
USER: üç, ç, ç
GT
GD
C
H
L
M
O
throughout
/θruːˈaʊt/ = ADVERB: boyunca, her tarafında, baştan başa;
PREPOSITION: boyunca, süresince, baştan başa;
USER: boyunca, genelinde, çapında, süresince, boyu, boyu
GT
GD
C
H
L
M
O
time
/taɪm/ = NOUN: zaman, süre, vakit, kere, uygun zaman, tempo, çağ, vade, aralık, doğum zamanı;
VERB: zamanlamak, ayarlamak, zamanlama yapmak, saat tutmak, tempo tutmak, kurmak, süre tutmak, temposunu belirlemek;
USER: zaman, süresi, kez, süre, zamanda
GT
GD
C
H
L
M
O
times
/taɪmz/ = NOUN: kez, kere, defa, çağ;
USER: kez, kere, defa, zaman, kat, kat
GT
GD
C
H
L
M
O
title
/ˈtaɪ.tl̩/ = NOUN: başlık, ünvan, isim, ad, sıfat, hak, sahiplik, marka;
USER: başlık, başlığı, adı, title, başlığını, başlığını
GT
GD
C
H
L
M
O
to
/tuː/ = PREPOSITION: karşı, göre, -e, -ye, -ya, -e doğru;
USER: karşı, göre, için, etmek, hiç, hiç
GT
GD
C
H
L
M
O
too
/tuː/ = ADVERB: çok, de, fazla, dahi;
USER: çok, de, da, fazla, kadar, kadar
GT
GD
C
H
L
M
O
took
/tʊk/ = VERB: almak, çekmek, götürmek, yapmak, çıkarmak, tutmak, etmek, ele geçirmek, ölçmek, kazanmak, yakalamak, katlanmak, kabul etmek, karşılamak, elde etmek, dayanmak, kaplamak, sanmak, tutuşmak, tahammül etmek, gerektirmek, hissetmek, kabul edilmek, yanmak, icap etmek, atlatmak, tedavi etmek, etkili olmak, oltaya vurmak;
USER: aldı, sürmüştür, sürdü, götürdü, oldu
GT
GD
C
H
L
M
O
torture
/ˈtɔː.tʃər/ = NOUN: işkence, eziyet, ızdırap;
VERB: işkence etmek, eziyet etmek, çektirmek, çarpıtmak;
USER: işkence, işkenceye, eziyet
GT
GD
C
H
L
M
O
totalitarian
/tōˌtaliˈte(ə)rēən/ = ADJECTIVE: totaliter, bütüncül, tek partili rejimle ilgili;
USER: totaliter, totaliter bir, bütüncül
GT
GD
C
H
L
M
O
totally
/ˈtəʊ.təl.i/ = ADVERB: bütünüyle, bütün olarak, bütün bütün;
USER: bütünüyle, tamamen, toplam, tümüyle
GT
GD
C
H
L
M
O
traitor
/ˈtreɪ.tər/ = NOUN: hain, vatan haini, dürzü;
USER: hain, vatan haini, haini, ihanet, hainin
GT
GD
C
H
L
M
O
tried
/traɪd/ = ADJECTIVE: denenmiş, güvenilir, sınanmış, arıtılmış;
USER: denenmiş, güvenilir, çalıştı, denedim, çalıştım
GT
GD
C
H
L
M
O
two
/tuː/ = USER: two-, two, ikili, ikili
GT
GD
C
H
L
M
O
types
/taɪp/ = NOUN: tip, tür, model, cins, örnek, sembol, matbaa harfi, simge;
VERB: daktilo ile yazmak;
USER: türleri, tipleri, türlü, tür, tip
GT
GD
C
H
L
M
O
ultimate
/ˈʌl.tɪ.mət/ = ADJECTIVE: nihai, son, en son, esas, en yüksek, en uzak;
USER: nihai, son, mükemmel, ultimate, mükemmel bir
GT
GD
C
H
L
M
O
unbending
/ʌnˈben.dɪŋ/ = ADJECTIVE: eğilmez, inatçı, bükülmez, taviz vermez, aşırı resmi, sert;
USER: eğilmez, inatçı, gevşemeye maruz kalırlar, unbending, karşısında boyun eğmeyen
GT
GD
C
H
L
M
O
unchanging
= ADJECTIVE: değişmeyen, değişmez;
USER: değişmeyen, değişmez, değişmeyen bir, değişmez bir
GT
GD
C
H
L
M
O
under
/ˈʌn.dər/ = ADVERB: altında, altına, altta;
PREPOSITION: altında, altı, altından, bağlı, halinde, döneminde, etkisi altında;
ADJECTIVE: alt, az;
USER: altında, altındaki, kapsamında, altına, çerçevesinde, çerçevesinde
GT
GD
C
H
L
M
O
underestimate
/ˌʌn.dəˈres.tɪ.meɪt/ = VERB: küçümsemek, hor görmek, küçük görmek, hafife almak, az değer biçmek;
USER: küçümsemek, hafife, küçümsemeyin, küçümseme, yabana
GT
GD
C
H
L
M
O
understand
/ˌʌn.dəˈstænd/ = VERB: anlamak, kavramak, iyi anlamak, bilmek, anlayışlı olmak, çakmak, hissetmek;
USER: anlamak, anlamaya, anlıyorum, anlamıyorum, anlaşılması, anlaşılması
GT
GD
C
H
L
M
O
understanding
/ˌəndərˈstand/ = NOUN: anlama, anlayış, kavrama, kavrayış, anlaşma, uzlaşma, zekâ, uyuşma, şart, hissetme;
ADJECTIVE: anlayışlı, akıllı, halden anlar, halden anlayan, zeki, kafalı;
USER: anlayış, anlayışı, anlaşılması, anlama, anlamak
GT
GD
C
H
L
M
O
understood
/ˌʌn.dəˈstænd/ = VERB: anlamak, kavramak, iyi anlamak, bilmek, anlayışlı olmak, çakmak, hissetmek;
USER: anladım, anlaşılır, anlaşılan, anlaşılmaktadır, anlaşılabilir
GT
GD
C
H
L
M
O
unfailing
/ʌnˈfeɪ.lɪŋ/ = ADJECTIVE: şaşmaz, bitmez tükenmez, yanılmaz, güvenilir, yorulmaz, eksik olmaz;
USER: şaşmaz, bitmez tükenmez, tükenmez, yanılmaz, bitmez tükenmez bir
GT
GD
C
H
L
M
O
university
/ˌyo͞onəˈvərsətē/ = NOUN: üniversite;
ADJECTIVE: üniversite;
USER: üniversite, üniversitenin, üniversiteye, üniversitede, üniversitesi, üniversitesi
GT
GD
C
H
L
M
O
unless
/ənˈles/ = CONJUNCTION: olmadıkça, olmazsa, -mezse;
PREPOSITION: -den başka;
USER: olmadıkça, sürece, takdirde, edilmiştir
GT
GD
C
H
L
M
O
unstintingly
= USER: unstintingly, aralıksız, ödünsüz, mudilerinin, ödünsüz olarak,
GT
GD
C
H
L
M
O
until
/ənˈtɪl/ = PREPOSITION: kadar, dek, değin;
CONJUNCTION: kadar, -inceye kadar;
USER: kadar, sonu, dek, yılına kadar, yılına kadar
GT
GD
C
H
L
M
O
untimely
/ʌnˈtaɪm.li/ = ADJECTIVE: zamansız, vakitsiz, yersiz, münasebetsiz, vaktinden önce olan;
USER: zamansız, zamansız bir, vakitsiz, zamansız olarak, yersiz
GT
GD
C
H
L
M
O
unwanted
/ʌnˈwɒn.tɪd/ = ADJECTIVE: istenmeyen, istenmemiş;
USER: istenmeyen, istenmeyen bir
GT
GD
C
H
L
M
O
unworthy
/ˌənˈwərT͟Hē/ = ADJECTIVE: değmez, alçakça, yakışmaz, lâyık olmayan, aşağılık, hak etmeyen;
USER: değmez, alçakça, değersiz, layık, değersiz olan
GT
GD
C
H
L
M
O
us
/ʌs/ = PRONOUN: bize, bizi, biz;
USER: bize, bizi, bizim, bizimle, Lütfen, Lütfen
GT
GD
C
H
L
M
O
use
/juːz/ = VERB: kullanmak, yararlanmak, faydalanmak, davranmak, muamele etmek;
NOUN: kullanım, kullanma, yarar, faydalanma, fayda, amaç, menfaat;
USER: kullanmak, kullanın, kullanabilirsiniz, kullanımı, kullanınız, kullanınız
GT
GD
C
H
L
M
O
used
/juːst/ = ADJECTIVE: kullanılmış, eski;
USER: kullanılmış, kullanılan, kullanılır, kullanılabilir, kullanılmaktadır, kullanılmaktadır
GT
GD
C
H
L
M
O
useful
/ˈjuːs.fəl/ = ADJECTIVE: yararlı, faydalı, kullanışlı, işe yarar;
USER: yararlı, faydalı, yararlıdır, kullanışlı, yararlı bir
GT
GD
C
H
L
M
O
uses
/juːz/ = NOUN: kullanım, kullanma, yarar, faydalanma, fayda, amaç, menfaat;
VERB: kullanmak, yararlanmak, faydalanmak, davranmak, muamele etmek;
USER: kullanır, kullanan, kullandığı, kullanmaktadır, kullanıyor, kullanıyor
GT
GD
C
H
L
M
O
value
/ˈvæl.juː/ = NOUN: değer, önem, kıymet, ton, gerçek anlam;
VERB: değer vermek, değer biçmek, değerini bilmek, paha biçmek, keşide etmek, önem vermek;
USER: değer, değeri, değerini, value, değerinin
GT
GD
C
H
L
M
O
vary
/ˈveə.ri/ = VERB: değiştirmek, değişmek, çeşitlemek, başkalaşmak, değişime uğramak, farklı olmak;
USER: değiştirmek, değişebilir, değişir, farklılık gösterir, farklılık
GT
GD
C
H
L
M
O
very
/ˈver.i/ = ADJECTIVE: çok, tam, bile, gerçek, aynı, salt, sırf, mutlâk, özel;
ADVERB: çok, pek, en, tam;
USER: çok, oldukça, very, derece, pek, pek
GT
GD
C
H
L
M
O
victims
/ˈvɪk.tɪm/ = NOUN: kurban, mağdur kimse;
USER: kurban, kurbanları, kurbanlar, mağdur, kurbanı
GT
GD
C
H
L
M
O
view
/vjuː/ = VERB: görmek, bakmak, incelemek, seyretmek;
NOUN: görünüm, manzara, bakış, görüş, görüntü, gösterme, görüş alanı, panaroma;
USER: görmek, fazlasý, görüntülemek, görüntüle, görüntüleyebilirsiniz
GT
GD
C
H
L
M
O
violence
/ˈvaɪə.ləns/ = NOUN: şiddet, zorbalık, zorlama, ırza tecavüz, tecâvüz;
USER: şiddet, şiddete, şiddetin, şiddeti, şiddetle
GT
GD
C
H
L
M
O
voyage
/ˈvɔɪ.ɪdʒ/ = NOUN: yolculuk, sefer, seyahat;
VERB: yolculuk etmek, seyahat etmek;
USER: yolculuk, yolculuğu, voyage, sefer, yolculuğa
GT
GD
C
H
L
M
O
vulnerable
/ˈvəln(ə)rəbəl/ = ADJECTIVE: savunmasız, zedelenebilir, yaralanabilir, eğilimli, kolay incinir;
USER: savunmasız, hassas, zayıf, açık, korunmasız
GT
GD
C
H
L
M
O
war
/wɔːr/ = NOUN: savaş, harp, mücâdele, düşmanlık, uğraşma;
ADJECTIVE: savaş, savaş ile ilgili;
VERB: savaşmak, mücâdele etmek, düşman olmak;
USER: savaş, savaşı, savaşın, savaşa, savaşta
GT
GD
C
H
L
M
O
warned
/wɔːn/ = VERB: uyarmak, haber vermek, ihtar etmek, ikaz etmek, öğütlemek, ihbar etmek, tembih etmek;
USER: uyardı, uyarılırsınız, konusunda uyardı, uyarıda, uyarısında
GT
GD
C
H
L
M
O
was
/wɒz/ = USER: oldu, olduğunu, idi, was, olduğu, olduğu
GT
GD
C
H
L
M
O
waste
/weɪst/ = NOUN: atık, israf, çöp, boşa harcama, artık;
ADJECTIVE: atık, artık, boş, harap;
VERB: harcamak, boşa harcamak, öldürmek;
USER: atık, kaybetmeyin, israf, harcamak, boşa
GT
GD
C
H
L
M
O
way
/weɪ/ = NOUN: yol, yön, yöntem, tarz, taraf, usul, davranış, mesafe, gidişat, durum, yapılış şekli, gelenek, davranış tarzı, bakım, civar, iş alanı;
USER: yol, şekilde, yolu, bir şekilde, bir yol, bir yol
GT
GD
C
H
L
M
O
ways
/-weɪz/ = NOUN: начин, пут, правац, метод, стаза;
USER: yolları, yollar, yolu, şekilde, şekillerde, şekillerde
GT
GD
C
H
L
M
O
we
/wiː/ = PRONOUN: biz;
USER: biz, Sizlere, We, bizim, Bu, Bu
GT
GD
C
H
L
M
O
weaknesses
/ˈwiːknəs/ = NOUN: zayıflık, güçsüzlük, halsizlik, zaaf, kuvvetsizlik, cansızlık, dayanıksızlık, hasta oluş, zayıf taraf;
USER: zayıf, zayıf yönleri, zayıf yönlerini, zayıflıkları, zayıflıklar
GT
GD
C
H
L
M
O
weapon
/ˈwep.ən/ = NOUN: silâh;
USER: silah, silahı, bir silah, silahını, silahtır
GT
GD
C
H
L
M
O
well
/wel/ = ADJECTIVE: iyi, güzel, sağlıklı, uygun, iyi durumda;
ADVERB: iyi, çok, iyice, oldukça, güzelce, hoş;
NOUN: kuyu;
USER: iyi, de, sıra, yanı, iyi bir, iyi bir
GT
GD
C
H
L
M
O
were
/wɜːr/ = USER: edildi, vardı, idi, olduğunu, olan, olan
GT
GD
C
H
L
M
O
what
/wɒt/ = ADJECTIVE: ne, hangi;
PRONOUN: ne, hangi, neyi, neleri;
USER: ne, Neler, ne bekleyebileceğinizi, hangi, nedir, nedir
GT
GD
C
H
L
M
O
when
/wen/ = NOUN: zaman, vakit;
ADVERB: ne zaman, iken, -dığı zaman;
CONJUNCTION: ne zaman, iken, gerektiğinde, -dığı sırada, -dığında;
PRONOUN: ne zaman, ne zamandan kalma;
USER: zaman, ne zaman, olduğunda, ne, sırasında, sırasında
GT
GD
C
H
L
M
O
where
/weər/ = ADVERB: nerede, nereye, nereden;
PRONOUN: yer, nere;
CONJUNCTION: -dığı yere, -diği yerde;
USER: nerede, nereye, burada, yerde, yere, yere
GT
GD
C
H
L
M
O
whether
/ˈweð.ər/ = CONJUNCTION: olup olmadığını, eğer;
USER: olup olmadığını, olmadığını, olsun, olup, olmadığı
GT
GD
C
H
L
M
O
which
/wɪtʃ/ = ADJECTIVE: hangi;
PRONOUN: hangi, hangisi, ki, hangisini;
USER: hangi, olan, olduğu, ki, bu, bu
GT
GD
C
H
L
M
O
while
/waɪl/ = NOUN: süre, zaman, vakit;
ADVERB: iken;
CONJUNCTION: iken, sırasında, rağmen, karşın, oysa, halbuki, olduğu halde, -irken;
USER: süre, sırasında, iken, ise, ederken, ederken
GT
GD
C
H
L
M
O
who
/huː/ = PRONOUN: kim, kimi, kime, ki o;
USER: kim, kimin, olan, edenler, eden, eden
GT
GD
C
H
L
M
O
whom
/huːm/ = PRONOUN: kime, kimi, ki onu;
USER: kime, kimin, kimi, kim, kiminle
GT
GD
C
H
L
M
O
whose
/huːz/ = PRONOUN: kimin, ki onun;
USER: kimin, olan
GT
GD
C
H
L
M
O
wilkes
/ˈwaɪ.li/ = USER: wilkes, Wilkes'ın,
GT
GD
C
H
L
M
O
will
/wɪl/ = NOUN: irade, niyet, istek, vasiyet, vasiyetname, arzu, azim;
VERB: istemek, amaçlamak, arzulamak, niyet etmek, vasiyet etmek;
USER: irade, olacak, olacaktır, olur, edecek, edecek
GT
GD
C
H
L
M
O
with
/wɪð/ = PREPOSITION: ile, birlikte, beraber, -li;
USER: ile, sahip, olan, birlikte, ile birlikte, ile birlikte
GT
GD
C
H
L
M
O
without
/wɪˈðaʊt/ = ADVERB: olmadan, olmaksızın, dışarıda;
PREPOSITION: olmadan, dışında, -siz, -sız, -meden;
CONJUNCTION: -medikçe, -meksizin;
USER: olmadan, olmaksızın, olmayan, kalmadan, vermeden, vermeden
GT
GD
C
H
L
M
O
words
/wɜːd/ = NOUN: sözler, laf, güfte, ağız kavgası;
USER: sözler, kelimeler, deyişle, kelime, bir deyişle, bir deyişle
GT
GD
C
H
L
M
O
work
/wɜːk/ = NOUN: iş, çalışma, eser, görev, işleme, emek, işyeri, yapıt, meşguliyet;
VERB: çalışmak, işlemek, iş yapmak, işe yaramak, çabalamak, meşgul olmak, başarılı olmak, oynamak, mayalanmak, etkili olmak, seğirmek, oynatmak, koparmak, sızdırmak, işletmek;
USER: çalışma, çalışmak, iş, işe, çalışmaya
GT
GD
C
H
L
M
O
would
/wʊd/ = VERB: -cekti, -caktı, -erdi, -ermi, -ermiydi;
USER: -cekti, olur, mi, istiyorsunuz, olurdu, olurdu
GT
GD
C
H
L
M
O
wouldn
/ˈwʊd.ənt/ = USER: olmazdı, olsam, wouldn, wouldn
GT
GD
C
H
L
M
O
wreak
/riːk/ = VERB: çıkarmak, almak;
USER: çıkarmak, yol, yol açıyor, açıyor, Ülke çapında çeşitli
GT
GD
C
H
L
M
O
write
/raɪt/ = VERB: yazmak, yazı yazmak, mektup yazmak, kaleme almak, kâğıda dökmek, bestelemek, yazarlık yapmak;
NOUN: yazı yazma;
USER: yazmak, yazma, yazın, yazmaya, geç, geç
GT
GD
C
H
L
M
O
writing
/ˈraɪ.tɪŋ/ = NOUN: yazı, yazı yazma, yazarlık, makale, el yazısı, kitap, yazı şekli, yazı kâğıdı, kitabe;
ADJECTIVE: yazı, yazı yazan;
USER: yazı, yazma, yazılı, yazmak, yazmaya, yazmaya
GT
GD
C
H
L
M
O
written
/ˈrɪt.ən/ = ADJECTIVE: yazılı, yazılmış;
USER: yazılı, yazılmış, yazılmaktadır, yazılmıştır, yazılır, yazılır
GT
GD
C
H
L
M
O
wrote
/rəʊt/ = VERB: yazmak, yazı yazmak, mektup yazmak, kaleme almak, kâğıda dökmek, bestelemek, yazarlık yapmak;
USER: yazdı, yazdığı, yazdım, yazmıştır, yazıldı
GT
GD
C
H
L
M
O
yet
/jet/ = ADVERB: henüz, daha, yine de, hâlâ, şimdiye kadar, hatta, şimdiye dek, sonunda;
CONJUNCTION: ama, ancak, yine de, buna rağmen, oysa;
USER: henüz, yapılmamış, Olduklarım, ama, gönderilmemiş, gönderilmemiş
GT
GD
C
H
L
M
O
you
/juː/ = PRONOUN: size, sen, seni, sizi, sana, siz;
USER: sen, size, Eğer, sizin, sizi, sizi
GT
GD
C
H
L
M
O
your
/jɔːr/ = PRONOUN: sizin, senin;
USER: sizin, senin, Kaydınızı, Kullanıcı, da, da
685 words